|
 |
|
|
Yetişkinler neden bilgisayar öğrenemiyor?
yural@milliyet.com.tr
Yıllar önce şöyle bir şiir yazmıştım: "Ninem ve Televizyon." "Benim ninem/Bir türlü geçemedi/Radyodan televizyona./Bir yandan/Gözleri örgüsünde/Durmadan örüyor./ Bir yandan da/Kulak kesilmiş/Televizyon izliyor./Ah!.. Benim şu ninem/Bir türlü benimseyemiyor/ Yenilikleri./Daha televizyon/Göz için mi/Kulak için mi/Bunu bile bilmiyor."
* * *
Bu, ninemin radyodan televizyona geçen kuşağı için geçerliydi. Benim yaşıtlarım içinde farklı bir yansıması var. Eşim televizyon izlerken, hatta en sevdiği dizileri izlerken bugün bile örgü örmeyi sürdürüyor. Radyoyla yetişen kuşakların inanılmaz bir kulak gelişmişlikleri var. Bütün dublaj sanatçılarını seslerinden tanıyor, hangi dizilerde kimi konuştuklarını biliyorlar. Oysa, görsel duyuları televizyonla öne çıkanlar, sesler konusunda radyo kuşağı kadar yetenekli değiller. Hatta şarkı sözlerini ezberleme konusunda da. Ama ne var ki, bilgisayarda başarısız olmalarının altında, hiç fark edilmese de, radyo eğitimi yatıyor.
* * *
Nedir radyo eğitimi? Radyonun evlere girmesiyle çocuklara uygulanan, çocukları radyodan uzak durmaları konusunda verilen eğitim. Günümüz çocukları pek bilmese de, yetişkinler bu konuda oldukça bilgilidirler. Eve bir radyo alındığı zaman, beraberinde ya bir raf alınır, ya da tanıdık bir marangoza hemen lambalıklar gibi altında duvara dayanan iki dayanağı olan tahtadan bir raf yaptırılırdı. Yüksekliği de, evin en büyük çocuğunun elini kaldırdığı zaman ulaşamadığı bir nokta olurdu. Çocukların radyoyu açıp kapamaları yasaktı. Sandalye bile kullanarak buraya çıkmaları istenmezdi. Radyoyu baba ya da anne açar; yine onlar kapardı. Üzerinde hep bir tül örtü, bir de nazar boncuğu olurdu. Büfeler üstüne konulan bazı evlerde eğer küçük çocuklar radyoya dokunmak isterlerse, tek söylenen söz, "Cızz!"dı. Bu söz, bir de küçük çocuklar sobaya yaklaştıkları zaman söylenirdi. Küçük çocukların pek çoğu, bu radyoların içinde küçük insanların yaşadığını düşünürdü.
* * *
Benim kuşağım için, evdeki aletler dokunulmaması gereken cız'lardı. Bu öylesine etkiledi ki çocukları, yetişkin olduklarında da bilgisayar tuşlarına "cız olur" diye dokunmaktan çekindiler. Bilgisayarın evlerimize girdiği ilk yıllarda, aynı alışkanlık sürdü ve pek çok anne-baba, büyükanne televizyonlarının üstüne dantelli örtüler örtüp nazar boncukları astılar.
* * *
Oysa şimdi, iki yaşındaki küçük adamlar, ellerinde kumandalar, joystick'ler, PlayStation'lar ve büyüklerin cep telefonlarını rahatça kullanıyorlar. Bu yüzden, çok küçük yaşlarda edindikleri teknolojiyi kullanım becerilerini büyük bir ustalıkla sürdürüyorlar. Yeni kuşakların, "Ninem ve Televizyon" şiirleri benim yazdığım gibi olmayacak. Ve "kuşak farkı" denilen tanımlamaya başka bir sözcük bulmak gerekecek. Ne yazık ki, bu tanımı bizler değil, onlar bulacaklar.
|
|
|

|