Perhiz, lahana, denge!
Geçtiğimiz hafta Beşiktaş maçından önce Feldkamp'ın Hakan Şükür ve Lincoln'ü kadro dışı bırakması bütün maçların ve yaşananların önüne geçmiş, futbol programları Kalli'yi yerden yere vurma programlarına dönüşmüştü: Nasıl yapar bunu... Bunamış... Ya yenilseydi ne olurdu... ve saire ve saire...
Yine geçen hafta Hakan Şükür ve Lincoln için ortalığı ayağa kaldıranlar, bu hafta "Lincoln'de düşüş var. Lincoln yıldız olsa Türkiye'ye gelir miydi? Nonda niye yedek? Hakan Şükür niye oynadı?" gibi cümleler kurdu ekran başındakiler için...
Bir hafta öyle, bir hafta böyle...
Mesela, Kalli verdiği karar sebebiyle geçen hafta Fox TV'deki Verkaç programında sadece Osman Tamburacı tarafından savunulmuştu. Neler denmemişti ki adam hakında...
Ben Kalli olsam, anlasam söylenenleri oturup ağlardım...
Bu hafta ise aynı programda özel bir bölüm yapılmıştı Kalli için... Ooo, bir övgüler, bir yere göğe koyamamalar... "...İşbaşı yaptığı günden beri içinde Feldkamp geçen her önemli karar duyulduğunda Kalli eleştirildi. Kararlar her doğru çıktığında, Galatasaray her başarılı olduğunda Kalli alkışlandı. Disiplin, risk almak, kararlılık, olayları doğru okuma ve yorumlama, tecrübenin önemi. Feldkamp'ı sadece yaşayanlar değil, uzaktan izleyenler bile ondan ders aldı..." dendi onun için...
Ben Kalli olsam, gene oturup ağlardım, sevinçten değil, "benim böyle bir yerde ne işim var" diye...
***
Telegol'de Galatasaray'ın Kayseri'de berabere kalması konuşulurken, konu Sion maçına geldi. Sion da takımmıymış... 5-1'de skormuymuş... Galatasaray hiç iyi oynamamış... ve sarie ve saire...
Serhat Ulueren buyurdu ki: "Sion takımını Türkiye ligine koyalım, küme düşer..."
Hızını alamadı Ulueren, şöyle bir diyalog yaşandı programda:
Serhat Ulueren: Formda bir Gökmen Özdenak'la biz Sion yeneriz.
Gökmen Özdenak: Sen nerde oynayacaksın?
S.U.: Orta sahada tabi. Sana pasları kim atacak sonra?
Hep beraber: Ha ha ha!
Sonra Ulueren, nerdeyse Lincoln de futbolcu mu ki boyutuna getirdi tartışmayı... Ve sonra da tüm dediklerini unutup, "Abartmayı çok seviyoruz. Yermeyi de çok seviyoruz. Bizim bir dengemiz yok, bu bir gerçek. Bazı şeyleri tolere edemiyoruz; ya çok fazla abartıyoruz, ya çok fazla yerin dibine sokuyoruz. Bir denge sağlayamıyoruz biz" dedi.
Evet! Dengesiziz vesselam!
Yaramazlar!
Gökmen Özdenak: Bir şey anlatırken araya girme devamlı ya, deli etme adamı...
Adnan Aybaba: Ne girmeyeyim Gökmen Abi ya. Sen dinle o zaman, ben konuşayım.
G.Ö.: Bir şey anlatıyom, öğren!
A.A.: Ne öğreneyim ya! Senden bir şeyler öğreneceğime, ben sana öğreteyim.
Cem Yılmaz: Sakin olun!
A.A.: Sen futbolu bilmiyorsun. Ben sana öğreteyim.
Serhat Ulueren: Sayın Özdenak, lütfen anlatın, dinliyoruz size.
G.Ö.: İnsanları bilgilendirmek için bir şey anlatmaya çalışıyorum.
A.A.: Senin bildiğini ben mi bilmicem. İnsanları sen bilgilendirme, senin bilginden bir şey olmaz.
S.U.: Adnancım. Gökmen Abi anlatır mısın!
G.Ö.: (Ulueren'e): Sen de diyorsun ki "buna öyle bakma" diyorsun. Buna ne dicen?
S.U.: Adnan! Bitirsin öyle konuş! İzin ver insanlara...
A.A.: Ne Adnan'ı ya! Her şeyin kralı bunlar mı ya, anlamadım...
C.Y.: Adnan, bu kadar ateşlenecek bir şey yok ki...
A.A.: Ne yok ya... Ne dedik ki? Lafa girdik... Ben sana konuşuyorum. O da bana kızıyor.
C.Y.: Ama o anda Gökmen Özdenak bir şey anlatıyordu.
AA: Biz konuşurken onlar da konuşuyor. Biz bir şey diyor muyuz?
C.Y.: Bir konuşsun, ondan sonra sen konuş.
S.U.: Ne olur tartışmayın! Bak sizi dinlerken yoruluyorum ya! Ne olur!
A.A.: O zaman siz sözü Gökmen Abi'ye verin! Al, ben mikrofonu çıkarıyorum. Sabaha kadar konuşsun. (Mikrofonunu çıkarır)...
Aybaba susar, yarım saat geçer, Özdenak dayanamaz...
G.Ö.: Biz burada işimizi yapıyoruz. Burda abi-kardeş falan yok. Adnan sustu burda. Benim de içim rahat değil. Hatalıysam ben özür dilerim. Sessiz kalmana gerçekten üzüldüm. Lütfen rica ediyorum, bitireyim sen ondan sonra konuş. (Sarılırlar, öpüşürler...)
A.A.: Tamam! (Mikrofonunu takar)
Senaryo değil bu... Gerçekten yaşandı... 20 yıl önceye, çocukluğuma gittim... Kardeşimle etitiğim kavgalara... Küsmelere... Yarım saat sonra barışmalara...
Aç aç aç!
Adnan Aybaba: Ben bunları daha fazla açmak istemiyorum.
Serhat Ulueren: Aç kardeşim.
AA: Daha fazla açarsak, daha değişik şeyler olur. Bunları açmak istemiyorum, ama istiyorsan da açarım da...
SU: Açacaksın tabii.
AA: Açayım o zaman ben sana. (Telegol - Kanal 1)
Türkiye'yi çok seviyormuş!
Kalli, neden Galatasaray'a gelip bir şeyler yapmaya çalışacağına, şu Alman liginden 20 tane takımdan ya da 2. ligden bir takımı alıp da bir yere getirmeye çalışmıyor. (Altan Tanrıkulu - Verkaç, Fox TV)
Bize ne?
Gazeteden top patladıktan yarım saat sonra Ali Sami Yen'e gitmek için yola çıktım. Çağlayan'a kadar yol "akıcı", Çağlayan'dan sonra "yoğun." Saat 21.00'de tribündeki yerimi aldım... (İlhan Söyler - Hürriyet)
Eee, daha ne istiyorsun?
"Bir şey yapmıyor" diye eleştirdiğimiz bir hocanın sonunda yanlış da olsa 'bir şey' yapması önemli benim için. (Gürcan Bilgiç - Sabah)
İstanbul'da 2-1!
Maç burda 1-1 sonuçlandı. (Süleyman Rodop Kayseri'den bildiriyor - Telegol, Kanal1)
Bize ne!
Deniz Barış, CSKA maçından sonra neden gülme krizine girdi. Birazdan... (Alt yazı - Verkaç, Fox TV)
De bakalım!
Bütün bu gelişmeleri görmezden gelip, o meret topun ayaklar arasında adeta danseder gibi dolaşıp duruşunu, arada bir o kale, bir bu kalede ağlarla buluşmasını zevkle izlemenizi öneriyorum. Bu önerim de emin olun bir yandan futbol sefanızı sürdürürken sağlıklı, sıhhatli ömürlerinizin de artmasına neden olacaktır diyorum. (Hulki İlgün - Fanatik)
O, olmazsa olmaz!
Bir de Yasin'e takıldım... Dün bir, bugün iki... El-kol hareketleri, alaycı mimikler, her fırsatta hakeme itirazlar... Sen topa bak kardeşim, formayı kapmaya bak... Bırak, horozluğu başkaları yapsın... (Şansal Büyüka - Akşam)
yakantop@gmail.com
|
DİĞER HABERLER |
YAZARLAR |
|

Cafe