Dünyanın bütün insanları gevşeyin
Türkiye'nin bütün insanları yeter gerildiğiniz, gevşeyin. Çünkü en azından Tom Robbins'in "Sıcak Ülkelerden Dönen Vahşi Sakatlar" kitabı nihayet Türkçeye çevrildi... tubakyol@yahoo.com
Fatima'nın üçüncü kehaneti ile kahkaha atmak arasındaki bağlantı ne? Üç küçük çobana görünüp üç kehanette bulunan Meryem Ana'nın üçüncü kehaneti eğer bu yüzyılda Hıristiyanlığın sonunun geleceğini söylüyorsa, Hıristiyanlığı ne alt edecek; İslam mı? Kur'an'da cennetin kapılarının arkadaşlarını güldüren birine sonuna kadar açık olduğu yazıyorsa bile, ya "arkadaş" olmayanlar ne olacak, onlar da güldürülecek mi? Kürtler, Guinness Dünya Rekorlar kitabına hangi iki kategoride kesin girer? Tüm bunların bir Matisse tablosuyla ne alakası var?
Tüm bunların Kandakendero kabilesinin büyücüsü ile ne gibi bir bağlantısı var?
Ve nasıl bir insan kadın cinsel organının karşılığını 71 dilde söyleyebilir? Ve ne tür bir papağan konuştuğu ender zamanlarda sadece tek bir cümle söyler, niye o cümleyi de bozuk bir telaffuzla söyler ve o cümle niye "Dunya inşanlari gevseyin"dir?
* * *
Bu kitap; plazalardaki açık ofis sistemlerinde birbirine yan dönmüş, sırtını çevirmiş, yüz yüze olsalar bile bilgisayar ekranları yüzünden göz göze gelmeyen ama aslında hem bilgisayarları arasındaki ağ hem de yaptıkları iş üzerinden birbirine bağlanan insanlar gibi ayrık duran konuları, ofisteki dumanı tüten sigara odasında neşeyle pişirip akşam servis aracında eve dönüş rehaveti ile birlikte ikram ediyor.
* * *
İşte bu cümleye, inanmazlıkla "Peh" derdi Tom Robbins'in "Vahşi Sakatlar"ındaki büyükanne.
O kendi torununa baksın! Başıma ağrılar girdi ona gülerken... Gevşerken gerilmek bu olsa gerek.
Paradoks mu? İlle de değil.
Hem "Sadece kalın kafalılar paradoksun değerini bilmezler." (Tom Robbins, "Vahşi Sakatlar'dan)
Ne alakası yok!Tom Robbins ile Michel Houellebecq arasında bir bağlantı var mı? Benim her iki yazara da hayran olmam, kitaplarını evir çevir, yeniden, sonra yeniden okumam dışında...
Bağlantılarla bağlantılıyım, bağlantılara bağlıyım, bağlantı bağımlısıyım ben.
"Dikkatli okur" diye bir şey varsa eğer, işte o okur bağlantı merakımı çoktandır biliyor olmalı.
Bu yüzden yani, aralarında bir bağlantı kurmamam mümkün değil. İlla ki bulurum. Buldum.
Tuhaf bir bağlantı ama yine de bir bağlantı işte: Aldous Huxley.
Houllebecq'in "Temel Parçacıklar"ında uzun uzun Aldous Huxley anlatılır.
"Vahşi Sakatlar"da ise durduk yerde, neredeyse lüzumsuz bir şekilde ölüm tarihi verilerek bahsediliyor Huxley'den.
Huxley mühim bir yazar. Yazarların kitaplarında "usta"yı anmaları gayet normal.
Bağlantı bunun neresinde?
Aklıma tuhaf bir fikir geldi. Döne döne okuyup izlediğim Jane Austen'ın "Aşk ve Gurur"u ile Aldous Huxley arasında da bir bağlantı var mı acaba diye bakmak...
"Aşk ve Gurur" ile Huxley mi!
Ne alaka?
Ah şu benim bağlantı merakım!
"Vahşi Atlar"daki büyükanne, şu halimi görse, yine inanmazlıkla "Peh" derdi... Asıl bağlantılara inanmayanlara "Peh!"
"Aşk ve Gurur"un 1940 yapımı ilk filminin senaristi kim sizce?
Aldous Huxley!
Evet, bazen bağlantıları açığa çıkarmak zor olabilir.
Ama bağlantıları yorumlamak genellikle imkansız.
manik depresif köşe
"Vahşi Sakatlar"daki büyükanneden torununa öğüt:
"Her türlü depresyonun kaynağında kendine acıma vardır, insanlardaki her türlü kendine acıma da kendini fazlasıyla ciddiye almaktan kaynaklanır.
"...Burada anahtar sözcük kaynak. Depresyonun kaynağı. Pek çok insan için kendi kendinin farkında olma ve kendine acıma eşzamanlı olarak ergenlik çağının ilk yıllarında gelişir. Yaklaşık o zamanlarda dünyanın eğlenceli bir oyun alanından farklı bir şey olduğunu görmeye başlarız, ne kadar tehdit edici, ne kadar gaddar ve adaletsiz olabileceğini kişisel olarak deneyimlemeye başlarız. İlk defa hem içgözlemci hem de sosyal olarak dikkatli olduğumuz tam da o anda, dünyanın genellikle bizi takmadığı kötü haberini alırız. "...Bu durumda daha güçlü ve daha bilge biri -bir arkadaş, bir anne veya baba, bir romancı, bir sinemacı, öğretmen veya müzisyen- bizi alaya alıp depresyondan çıkarmadıkça, moralimizi düzeltmedikçe ve kendimizi bu denli ciddiye almanın ne kadar önemsiz, iddialı ve son derece faydasız olduğunu göstermedikçe, depresyon bir alışkanlık haline gelebilir
"...İşte bu yüzden en ufak bir kendine önem verme eğilimi gösterdiğinde senin ve benim her bakımdan başkan veya papa ya da Hollywood'da televizyonun en çok izlendiği saatlerdeki en büyük ikon kadar önemli olabileceğimizi hatırlattım ama hiçbirimiz evrenin kıçında bir sivilce olmaktan daha önemli değiliz, o halde kendimize gelelim."
Büyükanneyi kıracak değiliz, maniğiz mecburen...

Cafe