Daha derin rekabet
Türk Futbolu'nun saha içindeki rekabet dinamikleri yeterli değil. Hemen her sezon, üç şampiyon adayı ile başlayan ligimiz, o üçlüden birinin birinciliğiyle kapanıyor... Beklenmeyen, sürpriz sayılabilecek şampiyonluklar da yine üç adaydan şansını tükettiğine inanılanın kazanmasıyla gerçekleşiyor.
Böyle bir ligde yönetici olsanız, suları tersine akıtma gücünüz de bulunmadığına göre nasıl bir hedef belirlerdiniz kulübünüz için ? Nasıl bir vizyon geliştirir, ne tür hazırlıklar yapardınız ? Hemen söyleyelim, ilk üçten sonraki hedefleri seçer, antrenörünüzden de baş ağrıtmayan, masraf çıkarmayan, taşları yerinden oynatmayan bir çalışma programı ile transfer listesi hazırlamasını talep ederdiniz.
Süper Lig'de suları tersine akıtmak o kadar kolay değil. Bunu kulüplere ve takımlara bırakırsanız, önümüzdeki elli yılda bile tabloyu değiştiremezsiniz.
Oysa bu rekabeti genişletmek, derinleştirmek, oyunun kurallarına göre bir çatışma yaratmak kaçınılmaz bir zorunluluktur.
Suların akışını biraz değiştirmek için bir şeyler yapılması gerekir.
Örneğin, futbolumuzun dış temsilini biraz daha zorlaştırmak, Şampiyonlar Ligi ve UEFA Kupası'na katılacak iki takımı dörtlü bir play off'la belirlemek rekabete derinlik katacak bir çözüm olabilir.
Süper Lig'in şampiyonunu bırakalım, Şampiyonlar Ligi'ne göğsünü gere gere katılsın.
Ama lig ikincisini bu kadar kolay yoldan, iki ön elemeye sokarak Şampiyonlar Ligi'ne göndermeyelim... O ikinci temsilciyi, bir zorlu sınavdan daha geçirerek yollayalım, dünyanın en iyi futbol organizasyonuna.
Elbette Amerika'yı yeniden keşfetmiyorum... Hollanda, yıllardan beri Şampiyonlar Ligi'ne katılacak ikinci temsilcisini dörtlü bir play off'la belirliyor... Geçen yıl lig ikincisi AZ Alkmaar, play off'ta elendi, ön elemelere katılma hakkını Ajax kazandı. Gerçi onlar da ön elemeleri kaybettiler ama, kıyamet kopmadı.
Uğur Meleke, geçen yıl Milliyet'in Taktik ekinde bu durumu yazdı. Dahası ligden düşecek takımları belirlemek üzere kaybedenlerin alt lige ineceği, kazananların kalacağı bir play out organizasyonu da önerdi...
Akıl için yol birdir... Hele bu yıl yaşadığımız gerçeklere komplekslerden arınmış bir cesaretle bakıp ülke yararını gözetecek çözüm aradığımızda play off'a belki Hollandalılardan daha çok bizim ihtiyacımız olduğunu görebiliriz.
Geçen yıl lig, son üç haftada müthiş kopmalara sahne oldu. Şampiyonla ikinci arasında 9, ikinci ile üçüncü arasında da 5 puanlık bir mesafe oluştu...
Bu yıl lige ve genel futbol performansına baktığımızda, lig üçüncüsünün lig ikincisine oranla uluslararası futbol rekabetine daha iyi ayak uydurduğunu söyleyebiliriz.
Şampiyonlar Ligi ve UEFA'ya katılacak iki takım, dörtlü (2.3.4.5. takımlar) play off'la belirlenmeli.
Hayır, kulüp renklerine bağlı bir aidiyet ya da kaygıyla yazmıyorum bunları... Benim amacım, ülke futbolunun daha iyi temsil edilebilmesi için zorluk derecesini artırmak, rekabeti derinleştirmek. Zaten önerdiğim play off sistemi, federasyon bugün karar alsa, önümüzdeki sezonun (2008-2009) sonunda uygulanabilir ancak.
Gündelik politikalar ve herkesi memnun etme kıvraklığıyla felsefeyi ve ilkeyi unutmuş bir federasyon, geleceği aydınlatmak adına böyle bir hamle yapar mı ?
Umudum yok ama, yapmalı!
Fiyat listesi
Ertuğrul Sağlam, Beşiktaş'ta Gökhan Zan ve İbrahim Toraman gibi sürekli milli takıma çağırılan iki stoperin yanına alternatif bir oyuncu arıyordu... Sakatlandıklarında kadroya girip boşluğu doldurabilecek, formsuzluk ve ceza hallerinde hazırda bekleyen birini...
Gerçekten can alıcı, göz kamaştırıcı bir liste geldi önüne...
Legrottaglie ( 9 milyon Euro), Makalele ( 4 milyon Euro), Helguera (4,5 milyon Euro).
El yakan bu listeyi bir yana bırakıp yerlilere yöneldi. Örneğin Rizesporlu Yasin'in maliyeti en az 3 milyon Euro'yu buluyordu, vazgeçti.
Ayağını yorganına göre uzattı ve Diatta'da karar kıldı. Diatta'nın bonservisi için ödeme yapılmadı... Yıllık maliyeti de 1 milyon Euro.
Gökhan Ünal'ı da istedi Hoca...Maliyet : 10 milyon Euro!
Çaresiz, Higuain'i seçti.
Kendi adıma Diatta'nın da Higuain'in de Beşiktaş'a yararlı olup olamayacağı konusunda henüz bir kanaat sahibi değilim. Ama başarısız oldukları, Ocak'ta gönderilecekleri yolundaki haberlere de itiraz ediyorum... Adamlar yeterince oynadı mı ki böyle bir karar alınsın ?
Neyse, böyle bir şey yokmuş. Biraz rahatladım. Sinan Engin'in Beşiktaş'ta Ocak ayında operasyon yapılacağı ve başarılı olamayanların gönderileceği konusundaki açıklaması böyle varsayım haberlerine yol açtı.
Yine de Ocak'ta operasyon anonsunun Beşiktaş'ın bugünkü kadrosunda tedirginlikten başka bir işe yaramayacağını sanıyorum.
İyi düşünmeli!
Eşleşme iyi, fikstür kötü
Galatasaray'ın UEFA gruplarındaki eşleşmesi beni hiç tedirgin etmedi.
Fransa temsilcisi Bordeaux dışında ciddi bir rakibi yok gibi. Bordeaux bu yıl efsane kaptan Lauren Blanc'ı getirdi teknik direktörlüğe... Geçen yılın savunmaya dayalı agresif futbolunun yerine bu yıl daha araştırıcı, daha ofansif bir futbola yöneldiler. Galatasaraylı futbolcular geçen yıl Şampiyonlar Ligi'nden tanıyorlar rakiplerini. Fransız takımının yeni haliyle oynarken zorlanabilirler, ama asla pes etmezler...
Asıl talihsizlik fikstürde. Bordeaux ile grubun hem de ilk maçını deplasmanda oynayacaklar. Tek devreli ligde rövanş fırsatı yok.
Feldkamp ilk Sion maçındaki gibi gaflete düşmez, iyi bir hazırlık ve araştırmayla 25 Ekim'deki maça çıkarsa, bu Galatasaray oradan en az 1 puanla döner... Mutlaka kaybetmemesi gereken bir maç bu!
Üç takımın yola devam edeceğini biliyoruz. Galatasaray yürüse o üç'ten biri olur... Ama önemli olan gruptan lider çıkmak. Sonraki yolun açık ve aydınlık olması için Galatasaray çok stratejik davranmalı!
Terim'in güler yüzü
Moldova ve Yunanistan maçları için toplanan Milli Takım, Kadir gecesi alınan bir hoşgörü kararıyla kapılarını yeniden medyaya açtı.
Terim Hoca'yı kutluyorum.
Elbette basın toplantısı yapmamak gibi önceden açıklanmış kararına saygı duyuyorum. Ama iletişim hatları kopmamalı. Medya, Milli Takım'la millet arasındaki köprüdür. O köprü ne kadar sallanırsa sallansın, ne kadar arızalı olursa olsun, her zaman çalışmalı!
Dün sabahki güleryüzlü görüntüleri, çalışma iştah ve disiplinleri benim umudumu artırdı.
Şehit evlatlarının acısıyla yüreği yanan millet, Moldova ve Yunanistan maçlarıyla biraz olsun teselli bulabilir...
Teknik ayrıntılar bir yana, iki maçı da kazanır Türkiye!
Yeter ki ciddiyeti elden bırakmayalım...
Özellikle Ali Sami Yen'deki maçta Yunanistan'a karşı kenetlenelim, onlara destek verelim ve sabırlı olalım!
agokce@milliyet.com.tr

Cafe