Garip ama güzel
İki takım da basketbolun "basit" ama "can alıcı" detaylarını örneklediler dünkü "hatalarla dolu" ama bir o kadar da zevkli ve keyifli oyunda...
Yeni coachu David Blatt ile sezona "kabuk değiştirerek", yani "savunmacı" kimliğinden sıyrılıp, hücumu daha çok düşünen bir takım olarak girmeyi amaçlayan Efesli oyuncular, Blatt'i yanlış anlamış olacaklar ki, ilk yarıda hiç savunma yapmadılar (!). Fenerbahçe Ülker de Efes'in bu zaafını İbrahim, Solomon, Mrsic, Ömer ve hatta Oğuz gibi silahlarıyla çok iyi kullanarak "otomatikman" bir anda 15 sayı öne fırladı.
Hücumda da işler en az savunmadaki kadar kötü gidiyordu Efes için... Ömer'in yakın markajına takılan Nicholas, sakatlığı sonrası form tutamayan Serkan, geldiğinden beri hiçbir varlık gösteremeyen Wright ve yine formsuz Ermal'li Efes, Ender, Hutson ve Gregory'nin olağanüstü çabası olmasa, neredeyse devrede maça havlu atacaktı. Üç sayı çizgisinin gerisinden 2/14 (yüzde 14,3) gibi "berbat" bir yüzde ile oynayan Efes'in, son çeyrekte maçı kazanacağı noktaya getirmesi ise ayrı bir "mucizeydi (!)"...
Ama zaafiyetin bir de Fenerbahçe kanadı vardı; bu mucizeyi yaratan... Sarı - lacivertliler, üç sayı çizgisinin ötesini iyi savunurken, boyalı alan ve çevresinde ise tam anlamıyla tel tel döküldüler. Gregory, Hutson ile birlikte bir hücumda Semih'in, diğerinde Oğuz'un üzerinde cirit atıp durdu. Efes'in 28/52'lik yüzdesi de bunun açık bir göstergesiydi. Maç da zaten bu noktada eşitlendi. Ama sarı - lacivertliler, dünkü maçı dış şut isabeti, İbrahim ve son beş dakikada Solomon'un olağanüstü gayreti ve en önemlisi de "takım olarak kazanmayı daha çok istediği için" kazandı.
gtüre@milliyet.com.tr
|
DİĞER HABERLER |
YAZARLAR |
|

Cafe