
Taha AKYOL
Objektif
Terör ve Kürt meselesi
TV programlarına bakıyorum, gelen okuyucu mektuplarını okuyorum. Herkeste teröre karşı haklı bir infial var. Toplumun diriliğini gösteriyor bu. Terörü caydıracak birinci faktör toplumun bu diriliğidir.
Fakat infial yetmez. Hatta infial, duygusal savrulmalarla büyük yanlışlar bile yaptırabilir.
PKK'nın ekmeğine yağ sürecek yanlışlar... Mesela Türklerin ve Kürtlerin duygularını büsbütün birbirine yabancılaştırıp toplumsal çatışmalara yöneltmek...
Ağzımızdan çıkan her söz Kürt kökenli bir vatandaşımızı rencide ettiği ölçüde PKK'nın ekmeğine yağ sürmüş oluruz.
Toplumsal bir dirilik, bir refleks işareti olan infialimizin, akılcı yaklaşımları engellememesi, aksine, güçlendirmesi gerekir.
Çözüm deyince iki eğilim görülüyor:
Demokrasi zaaf mıdır?
Türkiye halen PKK'ya karşı kendi sınırları içinde askeri operasyonlar yapıyor, Kuzey Irak'ta belli bir menzil içindeki PKK üslerini topçu ateşiyle dövüyor ve dünyada hiç kimse buna tepki göstermiyor.
Halbuki, Türkiye'nin yurtiçindeki operasyonlardan dolayı suçlandığı, hatta "İç konularda kullanamazsınız" diye Türkiye'ye zırhlı personel taşıyıcısı ve panzer ambargosunun uygulandığı yılları hatırlayınız.
Hukuk ve demokrasi, çağımızda devletlerin terörle mücadelesinde zaaf değil, aksine mücadeleyi meşrulaştırarak güçlendiren zeminlerdir. Hatta Türkiye'de ağır hukuk ve demokrasi ihlalleri olursa, bu, PKK'nın ekmeğine yağ sürecektir.
Sırf pratik açısından baksak bile, en otoriter uygulamalarla bu sorunun çözülmediği, aksine, büsbütün azdığı bir gerçektir. Takrir-i sükunlar, sıkıyönetimler, OHAL'ler bu meseleyi çözememiş, aksine, uzun vadede keskinleştirmiştir.
Teröre karşı silahlı mücadeleden asla ödün verilemez, bu noktada askerimizi sonuna kadar desteklemeliyiz. Ama bu mücadelenin hukuk ve demokrasi içinde yürütülmesi, diplomasi tarafının iyi kollanması gerektiğini hiç akıldan çıkarmamalıyız.
Bakış açısı
Etnik milliyetçiliğin ve terör örgütlerinin hangi siyasi ve toplumsal ortamlarda genişleyip güçlendiği, hangi siyasi ve toplumsal ortamlarda daralıp gevşediği konusunda 'bilimsel', yani uzun dönemli ve sistematik gözlemlere dayalı bir bakış açısına sahip olmamız şarttır.
Böyle bir bakış açısı son derece önemli olduğu halde bizim için yenidir. Üniversitemiz, darbe çağrısı yaptığı kadar bu hayati konuda araştırma yapmamıştır!
Demokrasi, hukuk, insan hakları... Kışkırtıcı dil yasaklarının kalkması... Bölgeye yatırım ve kamu hizmeti götürülmesi, orta sınıfın geliştirilmesi...
Celal Bayar'ın 1934'te rapor ettiği "dışlanma" duygusunu çok uzun süre yaşamış olan bölgede "benimsenme" duygusunu uzun vadede geliştirmenin yollarıdır bunlar.
"Sadece silahla değil, topyekûn mücadele" diyoruz ya, işte budur.
Org. Başbuğ'un bahsettiği "örgüte katılımları önleme"nin uzun vadeli yolu da budur.
Türkiye artan gelişme düzeyiyle bunu başaracaktır.
t.akyol@milliyet.com.tr

Cafe