
Çetin ALTAN
Şeytanın gör dediği
Bozuk bir asansör ve arife
Yerden 50 metre yükseklikteki bir dairede oturuyorsanız ve aşağı inmek için merdiven sahanlığına çıkıp asansörü çağırmışsanız...
Yerine daha büyüğünü yapmak için, greyder kepçeleriyle beton duvarlara toslar vurarak eski bir apartmanın yıkılmasından çıkan seslere benzer seslerle gelen asansör.
Taaaak... Traak... Trak truk taaak...
* * *
Bir asansörden bu tür sesler çıkar mı; herhalde aşağıdaki katlardan birinde yine bir onarım var...
Ve gelen asansöre binip, ilk kat düğmesine basınca...
Taaaak... Traaak... Trak truk taaak... seslerinin, asansörün inerken oraya buraya sürtünmesinden çıktığını anlayınca ve asansör de zınk diye iki katın arasında durunca...
* * *
İnsan o sırada Ankara'da topun şimdi kime atıldığını hiç düşünmüyor... Ertesi gün Şeker Bayramı arifesi olduğunu da düşünmüyor.
Ulan kaldık mı asansörün içinde!
* * *
Sınır ötesi operasyon konusunda top, daha önceleri Başbakan Tayyip Bey'in elindeymiş.
Tayyip Bey şimdi topu, militerlere atmış.
Doç. Dr. Sedat Laçiner, bu tür sorunların top oyununa benzemediği kanısında; Prof. Dr. Fuat Keyman da öyle...
* * *
Ne yukarı çıkan, ne aşağı inen bir asansörün içinde kalınca; öfkelenip bağırılsa:
- Ya in, ya çık ulan! Yoksa bak kodum mu oturturum...
Acaba asansör çalışır mı?
En iyisi yine en alt katın düğmesine basmak...
Neyse çalıştı asansör... Tak tuk, takır tukur taak... sesleriyle 3 kat daha inince yine durdu aralıkta.
* * *
Sınır ötesi operasyonların finansman ağırlığı, Tayyip Bey'in omuzlarına binince; topun kimin elinde olduğu sorusu havada kalacak ve su sıkıntısı yanında, elektrik kesintileri de -zamlara rağmen- artınca; türban ve mahalle baskısından kaygılananlar, biraz da keyifle demokratik özgürlüklerini kullanacak ve bağıracaklarmış:
- İşte nihayet takiyeciler top attı.
* * *
Asansör ikinci kata kadar yine indi ve neyse ki kat kapısının önünde durdu.
Hazine'den geçinmeli makam sahiplerine, yani ortaçağ terminolojisiyle "devlet"e itaatkâr olmayan bozuk bir asansörden kurtulmak:
- Oh hele şükür, dedirtiyor insana...
* * *
Karayolları seferberliğinden önce, asansörlerle ilgisi bulunmayan evlerde oturulduğu dönemlerde; bayram arifesinde çocuklara yeni giysiler, yeni ayakkabılar alınırdı.
* * *
Bendeniz dahi çok iyi hatırlıyorum, yeni ayakkabılarımı yatağımın kıyısına koyarak uyuduğumu.
Evdeki, bitlenmesinler diye saçları dipten tıraş edilmiş kimsesiz "evlatlıklar"a ise hiçbir şey alınmaz ve onlardan sadece itaat beklenirdi.
* * *
Arapçada "ârâf" sözcüğünün, "arf" sözcüğünden kökenlendiğini öğrenmiştim. "Arf" yüksekçe bir yer demekti. Öteki dünyada cennetle cehennem arasındaki "ârâf" da, yüksekçe bir yerdeydi.
* * *
"Arife" ise, galiba "ârif-bilge" kökeninden geliyordu.
Bendenize sorarsanız, bayramlardan bir gün öncesi; evdeki çocuklara yeni giysiler, yeni ayakkabılar almak için hareketlenen bilge kişilerin günüydü. Onun için adına "ârif kişiler günü-arife" deniyordu.
* * *
Arapçanın derinliklerine inemiyor da; "arife" sözcüğünün kökenini gönlüme göre değerlendiriyorsam, kusuruma bakmayın. Daha çok hoşuma gidiyor böylesi...
* * *
Nasıl ki Hazine'den geçinmeli makam sahipleri de; kendilerinin "devlet" olduğunu söylüyorlar. Onların da hoşuna öylesi gidiyor.
* * *
Ah keşke eski zamanların bilge kişileri, bayramlarda evlerdeki evlatlıklara da bir şeyler alsalardı ve onları sadece "itaatkârlıkları" ile tartmaya kalkmasalardı.
* * *
Mehmet Barlas'ın da sık sık yakındığı, "siyasal tabular"ımıza dokunmadan demokrasi yaratmak; yıkılan bir binadan yükselen sesleri çıkararak zar zor çalışan bozuk bir asansörün içinde kapılı kalınca; ondan kurtulabilme çabalarına benziyor.
* * *
Top şuna atıldı, top buna atıldı; top şimdi kimde?
Hakem, 2008 yılının 11 Ekim'i olacak ve bakalım ilk düdüğü kime çalacak?
* * *
Aman sakın bozuk asansörlere binip, içinde kapalı kalmayın!
c.altan@prizma.net.tr

Cafe