"Ataerkil"den "çocukerkil"e
Çocuklarımızla arkadaş olmalı mıyız? Eğer olacaksak, bu arkadaşlığın sınırlarını kim, nasıl çizecek? Peki, çocukların yaşamlarında kendilerine örnek alacakları olumlu otoritelere ve sınırlara ihtiyaçları yok mudur?SEMAASLAN
Defne İnci'nin rutin kontrolü ve aşısı için Doktor Hilal Mocan'ın yolunu tuttuk. Hilal hanıma Defne İnci hanımın uyku ve yemek düzeninden, hâl ve tavırlarından söz ettim ve en sonunda da onu şikayet etmek maksadıyla şöyle dedim: "Kendisini yetişkin sanıyor!"Hilal hanım bu cümleyi aldı ve bir formüle dönüştürdü: "O zaman ona bebek gibi davranma. Ona bir yetişkinmiş gibi davran, onun arkadaşı olmaya çalış." Hilal Mocan bu formülle kızımı daha iyi anlayabileceğimi, onun ihtiyaçlarını daha kolay izleyebileceğimi söylemek istedi sanırım. Defne İnci'ye yapmak istemediğini yaptırmak, çok kolay olmuyor çünkü. Kandırılmaya da müsait değil pek yapısı!
Hatta o bizi kandırıyor; geçen gün anneanneyi kandırmış mesela. Elinde çorba kasesiyle Defne İnci'nin ağzının açılması için sırasını bekleyen anneanne, hanımefendinin oturduğu yerde birden başını yana düşürüp horul horul uyuduğunu, kaseyi mutfağa bıraktıktan hemen sonra da uyandığını söyledi. Yapar. Bilirim. Horlamaya benzer sesler çıkararak uyur hem de.
Neyse, Hilal Mocan'ın sözleri aklımda, eve dönüşümüzle birlikte formülü uygulamaya başladım. Hiçbir şey için ısrarcı olmadım. Yemek istemiyorsa yedirmedim, uyanık kalmak istiyorsa uyutmadım. Gerçekten de azıcık zaman geçince yemek için sabırsızlandı, oynadığı yerde kendiliğinden uyudu. Fakat sadece birkaç gün sürdü bu saadet. Hanımefendiye ısrar etmemek demek, inisiyatifi ona kaptırmak da demek olmamalı. Sonuçta altı aylık bir bebek, değil mi?
Çocuk odaklı yaşam
Kızımın ihtiyaçlarını karşılamak, tabii ki öncelikli amacım. Fakat bu "arkadaşlık" meselesi kafamı da kurcalamadı değil. Sınırı iyi çizmek, arkadaşlığı doğru kurmak gerekir herhalde. Defne İnci ile aramızda, herhangi bir arkadaşlığın gerektirdiği gibi eşit bir ilişki olamayacağı, olmaması gerektiği muhakkak.Kızımın ve tüm çocukların sınırlara, olumlu otoritelere ihtiyaç duyduklarını düşünüyorum. Özgürlük de sınırlıdır ve çoğu kez fazladan bir parça özgürlük için mücadele etmek gerekir. Çocuklar anne-babalarıyla genelde bunun için çatışır. Ve çatışmak iyidir. Çünkü kavgayla kazanılmış özgürlük, kıymetlidir.
Tüm bunlar aklımda, Uzman Pedagog Elif Koca'yla görüştüm. Çocuklarımızla arkadaşlığın sınırlarını nasıl belirleyebileceğimizi, onlarla arkadaş olup olamayacağımızı sordum. Elif hanım hemen önemli bir ayrımın altını çizdi: "Ebeveyn olarak demokratik bir aile yapısı kurmakla çocukla arkadaş olmak aynı anlamda algılanmamalı. Anne, çocuğun annesi; baba da çocuğun babasıdır ve roller dejenere edilmemelidir. Elbette ebeveyn ve çocuk arasında yaşantı, fikir paylaşımı olmalıdır. Ancak bu paylaşımın gerek dili gerekse içeriği çocuğun yaşına uygun olmalıdır. Ne çocuğun sınıf arkadaşıyla konuşur gibi ailesiyle konuşması doğrudur ne de ailenin..."
Korkularımız gerçek oluyor, korktuğumuz başımıza geliyor. Bu yüzden korkmak istemiyorum ama kriz halinde kendini oradan oraya atan, istediği olmayınca annesini babasını çaresizlikten kıvrandıran çocuklarla dolu etrafımız. Haydi bu kadar abartılı örneklere gerek yok diyelim, çocuklu yetişkinlerin yaşamları, günlük planları, programları bütünüyle çocuk odaklı.
İlginç bir saptama
Ben de yaşamımı kızıma göre planlıyorum. Hatta sabah kahvaltı saatim bile kızımın bana yapacağı sürprizlere bağlı olarak değişiyor ve bazen öğle saatlerine kadar kayıyor. Biraz da geleceğin dünyasıyla ilgili karanlık imgem zorluyor beni buna. Kızımın güçlü, donanımlı olmasını önemsiyorum. Fakat sınırlarımı da bilmek istiyorum.Elif hanımın çok ilginç bir saptaması var: "Türk aile yapımız ataerkil denilen, babanın ve baba soyunun hakim olduğu bir model. Ataerkil toplum örneklerini kent yaşantısında ne derece görüyoruz tartışılır. Ben bu sürecin 'Çocukerkil' yapıya kaydığını gözlemlemekteyim. 250 alt sosyoekonomik, 250 üst sosyoekonomik yapıya sahip İstanbul ailesinde 2005-2006 yılları arasında yaptığım bir araştırma sonucuna göre evlerde yüzde 92 oranında çocukların sözü geçiyor."
Demokratik değil, doyumsuz ve şımarık bireyler yetiştiriyorsak geleceğin dünyası hakikaten karanlık olacak. Anne-babanın tek sorumluluğu biricik bebeklerine değil, aynı zamanda biricik dünyalarına karşıdır diye düşünüyorum. Kurcalamam bu yüzden...

Cafe