
Ece TEMELKURAN
Kıyıdan
Türkiye'nin haline tek çözüm: Domates peynir diyeti!
Daha önce bir kez daha bahsi geçmişti: Nereden baksanız ben de bir köşe yazarı olduğum için şahsımın da bir "kuşu" var. Gerçi benim kuş biraz hindimsi; ziyadesiyle düşünceli ve bir o kadar asosyal. Ne olması gerektiği kadar atik ve zinde ne de kerliferli bir köşe yazarınınki gibi ağır oturaklı. Fakat ne olsa yine de eldeki tek kuş.
Geçenlerde Malezya'ydı, Ruanda'ydı, Avrupa Birliği'ydi, anayasa tasarısıydı derken yine memleketin kafası karışınca yepyeni bir sosyal mühendislik projesiyle çıkageldi. Son derece kendinden emin bir ifadeyle konuşmaya başladı:
Ülkeyi kapatıyoruz
"Tamam" dedi, "Ben olayı çözdüm."
"Evet?" dedim, hiç de inanmayarak. Sakin bir şekilde devam etti:
"Şöyle yapıyoruz. Bütün dünyaya haber yolluyoruz ve diyoruz ki, 'Arkadaşlar, biz bir süreliğine ülkeyi kapatıyoruz!' Ve hakikaten de kapatıyoruz."
"Hayrola? Ülkeyi niye kapatıyoruz?"
"Çünkü bizim kafamız karıştı arkadaş, bizim biraz sakin kalıp düşünmemiz lazım. Nasıl fikir?"
"Peki o sırada nasıl yaşayacağız?"
"Bizim memlekette şükürler olsun ki domates yetişiyor, ekmeğimiz de var, peynir de yapan bulunur. Bir süre böyle takılacağız. Ekmek, peynir, domates ve düşüneceğiz. Nerede yanlış yaptık, nasıl düzeltiriz, bundan sonra planımız ne? Bunların hepsine karar vermeden de dükkânı açmayacağız. Ne diyorsun? Bence olur yani."
Bir iki ciddiye almayayım dedim. Hatta bu kuşun ayarı bozuldu diye de içimden geçirdim. Ve fakat sonra gelişen olaylar asosyal kuşa hak vermeme neden oldu. Şöyle ki...
Her şey Kanaltürk'te bir kadın programına denk gelmemle başladı. Bahis, burçlar. Hanımefendinin biri tatlı tatlı balık burcunu anlatıyor, ben de boş boş dinliyorum. Derken hanımefendi kendi lafının ortasında şöyle bir çıkış yaptı:
"Şimdi ben bir şey söylemek istiyorum. Biliyorum, sizin kanalınızın politikasına ters ama bence Başbakan'ımıza haksızlık yapılıyor."
Sunucu hanım ve ben kalakaldık. Hanımefendi açıklamaya devam etti:
"Şöyle ki, Başbakan'ımız balık burcu, üstelik yükseleni de yay!"
Başbakan'ın burcu!
Bu açıklamasının yeterince açık olmadığını sunucu hanımın yüzünden anlamış olacak, açıklık getirdi:
"Yani sayın Başbakan'ımızın fevri çıkışları olunca kızmamak lazım. Çünkü o bir balık burcu! Elinde değil! Burcu yüzünden yani!"
Uzun uzun "hımmm"ladım, sunucu hanım da "hımmm"ladı. Bu olay böylece geçip gitti. Ve fakat devamı vardı. Vatan gazetesinde bir reklama rastladım:
"Hep beraber gururla takalım!"
Plakasında "Türkiye" yazan bir arabanın bulunduğu bayrak reklamında aynen şöyle yazıyordu:
"Bayramlarda, kurtuluş törenlerinde, ATA'mızı anma gününde, şehitlik ziyaretinde, askere uğurlamada, hacca uğurlamada, şehit cenazesinde, milli maçlarda, düğün konvoylarında, milletçe sevindiğimiz veya protesto edeceğimiz olaylarda, hep beraber gururla takalım! Cumhuriyetin 85. yılında, bankaların, özel kuruluşların, şahısların dağıtacağı promosyon ürünlerinin en yenisi, en favorisi, en şereflisi, en kutsalı OTOFORS bayraklar olmalıdır. OTOFORS bayrak seti şık ambalajlı: 6 YTL. (Ambalaj üzerinde reklamınız için kartvizit cebi vardır. Stok sonsuz değil.)"
Solculuk ve çay
Ne diyebilirim?
Sonra başka olaylar da oldu. Rus lokantasında iftar açanlar (?) olduğu için Rus lokantası saat 9'a kadar alkol vermiyor mesela. Niye 9'a kadar? Belli değil. Ya da geçen gün yanımdan geçen genç bir oğlan, kıza şöyle diyordu:
"Abi, solcu olucam ama midem o kadar çayı kaldırmıyor!"
Bir de (bunu sevdim) hürniyet.com diye bir sitede gençler, "Türkiye Malezya olmasın, Hollanda olsun!" diye maytap bir kampanya başlatmışlar.
Sonra da bir duvar yazısı gördüm:
"Adını bilemediğim teknolojiye lazer derim!"
Benim kuş haklı. Bizim kapanıp şöyle birkaç yıl kadar domates, peynir, ekmek yiyip düşünmemizde sonsuz fayda var.
ecetem@hotmail.com

Cafe