REFERANDUMA HAZIR MIYIZ?
Milliyet
Türk halkının beş gün sonra sandığa giderek, Türkiye'nin yönetim sisteminde köklü bir değişikliğe yol açacak bir anayasa referandumu için oy kullanması gerekiyor.
Ancak, toplumun önemli bir bölümünün referandum keyfiyetinden haberdar olmadığı, haberdar olan vatandaşların azımsanmayacak bir bölümünün ise ne konuda oy kullanacağını bilmediği anlaşılıyor.
Türkiye, seçimleri tetikleyen büyük bir kutuplaşmadan sonra 22 Temmuz'da gerilimli bir dönemi geride bırakmış, ardından Abdullah Gül Çankaya Köşkü'ne çıkmıştır.
Bu sancılı dönemin hemen ertesinde, Türk halkının kendisini, cumhurbaşkanının seçim yöntemini konu alan bir referandumla ilişkilendirmekte zorlandığı söylenebilir.
Referandum, aynı zamanda TBMM'nin sınır ötesi operasyon için hükümete yetki vermekte olduğu, ayrıca ABD Kongresi'nde "Ermeni soykırımı" karar tasarısının gündemde asılı durduğu bir döneme rastlıyor.
Zamanlamanın çok isabetli olmadığına hükmetmek yanıltıcı olmaz.
***
Meselenin başka düşündürücü yönleri de var. Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesinin, Türkiye gibi kuvvetli bir parlamenter sistemin yürürlükte olduğu bir demokraside ne ölçüde isabetli olduğu tartışmalıdır.
Bir siyasal tasarımın en önemli aktörlerinden birinin seçimini tek başına bütünden koparıp düzenlediğinizde, o aktörün eski tasarıma aynen uyacağını beklemek yanıltıcı olur. Sistem, sonuçta bir yamalı bohçaya dönüşebilir.
Doğrusu, sistemin bir bütün olarak yeniden tasarlanması ve cumhurbaşkanının konumunun -yetkileriyle birlikte- bu yeni tasarım bağlamında düzenlenmesi olmalıydı. Bu düzenleme, herhalde, 2008'e sarktığı anlaşılan yeni anayasanın konusu olacaktır.
Sorunun gerisinde, 22 Temmuz öncesinde başlamış olan bir inatlaşmadan vazgeçilmemesi yatıyor. İnatlaşmalar, ne yazık ki demokrasimizi daha da kırılgan hale getiriyor.
***
AKP iktidarının halkoyuna sıkça başvurma yönündeki niyetlerinin ilk denemesi olarak da görülebilir pazar günkü referandum. Bu niyetler, çoğunluğun her istediğini yapmaya muktedir olduğu şeklinde özetlenebilecek bir demokrasi anlayışını yansıtıyor.
Bu yaklaşım, demokrasinin denetim ve dengeleme işlevlerinin maalesef güdük kaldığı Türkiye açısından ciddi sakıncalar taşıyor. Bu sakıncaların başında ülkemizin ihtiyaç duyduğu konsensüs kültüründen uzaklaşması geliyor.
Referandumların her zaman en sağlıklı sonuçları verip vermediği de ayrı bir tartışma konusudur. Örneğin, 1987 referandumunda Türk halkının yüzde 49.8'i siyasi yasakların sürmesi gibi antidemokratik bir tercihten yana oy kullanabilmiştir.
Arada 90 binlik fark olmasaydı, askeri rejimin koyduğu yasaklar yürürlükte kalacak ve dünya demokrasi literatürünün problemli durumlarından biri ortaya çıkacaktı.
Pazar günü yapılacak referandumun düşük bir katılım oranıyla gerçekleşmesi, oylamanın değerini de ciddi bir şekilde gölgeleyebilir.
Zararın neresinden dönülse kârdır.

Cafe