Milli Altıgen
Elimde olmayan aksaklıklar sebebiyle önceki akşam futbol programlarını seyretme imkanım olmadı. Programlar var mıydı, yok muydu onu da bilmiyorum... Zaten neler diyecekleri de belli değil miydi? İlk yarı neden tek santrafor oynadık? Mehmet Topuz'un savunmada ne işi var? Gökdeniz varken Tümer oynar mı, kendi takımında yedek olan oyuncular nasıl sahada olur?.. Selçuk da nereden çıktı?.. Ey Hakan Arıkan o gol de yenir mi, defans nerede? Bu kadar da geriye yaslanılır mı? Golü yedikten sonra oyun planında değişiklik yapmak lazımdı... vesaire vesaire...Maçın ertesi bütün gazeteleri okuma imkanınız oldu mu bilmem, ben sizin için hepsini okudum. Milli Kare As yapacaktım size, Kare değil Altıgen oldu... İftiharla sunarım:
Ziya Şengül (Yanlışlara koşar adım gidiyorsun Fatih Hoca - Star): MOLDOVA maçı öncesinde Fatih Terim ve Milli Takımımız'a olağanüstü güvenim vardı. 'Maçı kazanırız' dedim, gazetem Star'da manşete çektiler sözlerimi.. Öylesine güveniyordum ki Moldova maçını kazanırız diye, öylesine iddialı ve inançlıydım ki kalemimi oynatırken... Ama maçı izledikten sonra, Milli Takımımız'ın futbolunu gördükten sonra onlara olan inancımla sınıfta kalan bir yazar oldum... Fatih Terim benim çok sevdiğim kardeşim. Her zaman da sevgim devam edecektir. Ama şu da biline ki Fatih Hoca, eleştirilmek için ne kadar ipe sapa gelmez hatalı karar vemek gerekiyorsa, sanki onlara doğru koşar adımlarla gidiyor.
Mehmet Demirkol (Dougal, Nikopoldis ve Mhyre olmayınca - Milliyet): Şunu artık kabul edelim: Avrupa'da bizden daha kolay gol yiyen milli takım yok. Her maç aynı golü daha da acayip şekilde yemeyi başarıyoruz. Fransa'nın, Faroe'ye attığı 6 gole bakın. Şu bizim yediğimiz kadar garibi yok. Tamam... Korner tamam, olabilir. Serbest vuruşa da itirazımız yok. Başımızın üstüne. Ama taç... Taçtan gol yedik dün. Gittikçe geliştiriyoruz acayip gol yeme becerimizi. Serbest vuruş, korner ve nihayet taç. Tamam futbol bu, taçtan da yenir. Ama yiyeceksen İngiltere'nin, Fransa'nın taçından yersin. Hatırlatayım "Moldova'dan gol yedik, taçtan". Böyle bir acayiplik olur mu?
Turgay Şeren (Hakan o golü yerse Gökhan o golü atamazsa - Akşam): Moldova maçı bize bir şey daha öğretti. Futbolda hiçbir zaman büyük konuşmamak lazım. Teknik direktörümüz Fatih, "Ben ders almam ders veririm" dedi değil mi? Fatih Terim, saha kenarında izlediğim kadarıyla oynayan futbolcularımızdan daha çok koştu, daha çok terledi. Ve yüzü de bembeyazdı. Fatih'e de bir iki sözüm var; Fatih Türk Milli Takımı, Türkiye'nin takımı. Dün 2 puan verdi. Bu kaybedilen iki puana seninle beraber hepimiz çok üzüldük. Bunu unutma. Bundan sonra konuşurken de dikkat et...
İsmail Er (Duydunuz mu! - Hürriyet): DÜNYA'da kendi takımında oynamayıp yedek kalan, ya da sezona hazırlanmadan takım arayan oyuncunun milli formayı giydiğini ülke duydunuz mu. İşte size örnek milli takım Türkiye... Rakip takımın oyuncularını bugüne kadar uluslar arası arenada duyan yoktur. Her biri aylık 1000 dolara top koşturan amatör zihniyet taşıyor. Grubunda 7 takım arasında sonuncu olan Moldova'nın geçmiş maçlarından kimin ders alıp, oyunculara verdiğini merak ediyorum. Moldova'nın attığı golü benim gibi izleyen Servet Çetin'in hatası ile birlikte ilk 45 dakika dolduğunda notlarıma yazacak milli takım pozisyonu bulamadım. Sadece frikikten gelen pası takip eden Gökhan'ın isabetsiz şutunu iliklerime kadar giren -2 derecedeki soğukla birlikte izledim.
Erman Toroğlu (Bahanesi yok - Hürriyet): Moldova polisi ilk defa bir maçta kask taktı. Aslında bu kaskı bizim futbolculara vermek lazımdı. Çünkü boyları daha kısa olan Moldovalı oyuncular bile bizim uzunlardan kafa topu aldılar. Onların altında ezildik. Bu sefer hakem bahanemiz de yok. Onlara da bir şey söyleyemeyeceğiz. Ama bir şeyi halledemiyoruz. Buraya 3 yıl evvel geldiğimizde Almanlar bunlara otobüs hediye etmişti. Şimdi de Yunanistan otobüs hediye etti. Ama ne hediye edilirse edilsin, bizim bu Moldova'yı burada yenmemiz gerekirdi. Sonunda onlar otobüse bindiler, biz dolmuşa bindik.
Kazım Kanat (Terim'in tuzağına düştük! - Sabah): Hayır, hayır. Sahadaki Türkiye'nin takımı değil. Evet, evet. Bu takım hırslarını, kaprislerini aklının önünde tutan Fatih Terim'in takımı. Türkiye bu kadar kötü ve beceriksiz futbol ülkesi değil. Son lafımızı ilk söyleyelim: "Terim git artık. Giderken de terbiye özürlü kaptanın Belözoğlu'nu da al öyle git."
SEVDİK BİR KERE
PIERRE VAN HOOIJDONK
Surinam'ı bir Afrika ülkesi sananlar az değildi yurdumda. Belki hala sananlar sanmayanlardan fazladır. Sömürgeler coğrafyasında bunalıp öne doğru koşmuş olsa gerek, Güney Amerika'nın kuzeyine kadar varabilmiştir. Ötesi... Ötesi yoktur. Ondan sonrası topraklar baki, insanlar göçerdir. Balık, altın, nikel, bakır ve gözün gördüğü en güzel gollerin ayaklarıdır Surinam'ın doğal kaynakları. Gullit gibi, Seedorf gibi, Rijkaard gibi ve pek tabi Pierre gibi. Hollanda asaletinin simgesi onun da soyadına eklenmiştir: Van Hooijdonk.
Onun asaleti oyuna sunduğu sadakati, öğrenme ve gelişme arzusu; hep daha fazlası ve isyankar ruhudur. Mourinho için, bitmiş bir takımın ayakta kalan birkaç ismidir onun adı. Ve futbol yaşı kemale ermişken bıkmadan usanmadan çalışıp yeni şeyler öğrenme isteğinin erdemi. Topraklar baki kalır; ama insanlar hala göçerdir yaşlı dünyamızda. Bizim buraların da suyunu içti o. Ve esip geçti... Sonlanmaya yüz tutmuş futbol ömrünün kısacık bir diliminde kalbimizi fethedip gitti... Doyumluk değil tadımlık; damakta kalan ve hep özlenen şeyler gibi... Sanki uyanıverip yarım bırakılmış düşler gibi...
Son gördüğümde ruhu yenilgiden öte teslimiyeti kaldıramamış, sahanın ortasında gözyaşı döküyordu. Ağlayan futbolcu, gözümde masumiyeti simgeler. Ve yaşı kemale ermişlerin haddine değildir. Çünkü futbol kirletir. Çünkü futbolu da para kirletmiştir. Kirlenmeyenler genelde o çarka dahil olamamışlardır. Ve milyon dolarların arasında inci gibi parlayan birkaç temiz yürek kalmıştır olsa olsa gözyaşlarını sona saklayabilen...
Pierre de onlardandı ne mutlu ki. Ve bir kez daha anlamıştım. Bilmesem de hissetmiştim; onun için koymuştum Pierre'i de sevdik bir kere dediklerimizin yanına…
Nası yani?
Ertuğrul Sağlam'ın dik duruşuna hayran kaldım. Zaten onu beğeniyordum ama, şimdi daha çok sevmeye başladım. Üstüne üstlük, hepimizi ilgilendirecek kadar yakışıklıydı.
(Ali Sami Alkış - Star)
Sen bulursun birşeyler!
Hakikaten ne yazayım bilemiyorum, çünkü bu tablo karşısında zorlanıyorum.
(Mustafa Denizli - Milliyet)
Boşver!
Ya, çıldıracağım ya, Yunanistan çok kötü bir takım.
(Rıdvan Dilmen - %100 Futbol, NTV)
Bak şimdi hocam....
Zico, Manisa'da müthiş hamleler yaptı! 88'de Appiah'ı, 89'da da Semih'i oyuna aldı. Fenerbahçe, galibiyet için bastırıyor, golü düşünüyor... Ve iki değişikliği son iki dakikada yapıyor. Haydi gelin, çıkın işin içinden. Bunu izah edebilecek olana benden koskocaman bir madalya.
(Sanlı Sarıalioğlu - Yeni Şafak)
Abartmıyor musun?
Terazinin bir kefesine Moldova'yı, bir kefesine bizi koysanız terazi bile "Böyle bir kıyaslama olur mu!" diye isyan eder.
(Ömer Güvenç - Akşam)
Yaramazlık yapmayın!
Bülent Tulun: Kazım şimdi kim daha uzağa taş atarı konuşmuyoruz.
Kazım Kanat: Ben konuşuyorum. Ben daha uzağa atarım.
(Santra - ATV)
28 Abi!
Verdiğin her karar 25 milyonluk bir camiayı ilgilendiriyor Kalli efendi.
(Turgay Şeren - Akşam)
Eveeet!
Rüştü, Marsilya maçında kulübede, G.Birliği karşısında ise tribündeydi. Bu nasıl iş? Çarşambadan pazara yine nerede sakatlandı. Kuşkularım artmaya başladı. Yoksa Beşiktaş, sakata mı geldi? Paralar boşa mı gitti?
(Sanlı Sarıalioğlu - Yeni Şafak)
Çakar diyor ki:
Her kim ki Galatasaray'da Hakan'la papaz olmuştur, o gider, Hakan kalır. Böylesine güçlü bir adam Hakan Şükür.
(Ahmet Çakar-6 Pas, Show TV)
Türkiye'yi çok seviyormuş!
Kalli, neden Galatasaray'a gelip bir şeyler yapmaya çalışacağına, şu Alman liginden 20 tane takımdan ya da 2. ligden bir takımı alıp da bir yere getirmeye çalışmıyor.
(Altan Tanrıkulu - Verkaç, Fox TV)
yakantop@gmail.com

Cafe