|
 |
|
|
Futbolsuz futbol yazısı...
Benim Gözlü¤ümden / Nihat Demirkol
İnsanın yüreğine su serpiliyor; sözünde duran bir futbol adamıyla karşılaşınca. ''Ben ders almam'' demişti, almadığını hep birlikte gördük. ''Ders veririm'' demişti; ulusca dersimizi aldık... Ders alınmadığı, yapıcı eleştirilerden dahi yararlanmama ısrarından belli. Aldığımız derse gelince, işte bence asıl kamu vicdanını yaralayıcı kısım onun perde arkasında.
* * *
Heyecanlı bir taraftar olmama rağmen, ne hikmetse futboldan anlamam! Yorumcuların, hakem eskilerinin takım tertipleri üzerindeki kılı kırk yaran münakaşalarını da ciddiye almam. Uzaktan bakınca öyle görünür; asıl kıyamet sahada kopuyor oysa. ''Milli kaleci öyle gol yemez''miş. Hayır efendim, bütün kaleciler her çeşit golü yeme kabiliyet ve hakkına sahiptir. Tıpkı, milli futbolcuların her çeşit golü kaçırma hakkına sahip oldukları gibi...
Bu günler de geçer, biz bu kötü futbola rağmen küçük bir vücut çalımıyla finallere de gidebiliriz; gönlünüzü üzmeyin! Bu akşam oynanacak Yunanistan maçı bir dönüm noktası olacak belki de...
* * *
Moldova maçının bence büyüteç altına alınacak karesi, ne yediğimiz komik gol, ne sakatlık ne de sahada dizilişimiz. Konuşulması gereken, ''sahadaki meydan okuma''dır! Genç ve hırçın bir kardeşimiz olduğu tescillenmiş Emre’yi, ''ceza verilsin mi, verilmesin mi?'' tartışmalarıyla sarmalanmış günlerin hemen ardından takım kaptanı olarak sahaya çıkartmak, ''Ben hiç kimseyi takmıyorum'' tavrıdır. Bu da beni ilgilendirmiyor. Beni üzen, toplumca yitirdiğimiz değerlerin matemini tutmak yerine, pervasızlığın ödüllendirilmiş olmasıdır. Kim tarafından? Toplumun ''İmparator'' diyerek, sevgisiyle, saygısıyla bağrına bastığı bir büyük usta tarafından.
* * *
Biz demiyoruz ki, genç bir sporcuyu hayata küstürelim; ama ölçüsüzlüğün hiç mi yaptırımı olmamalıydı? Futbolla yatıp kalkan bu kadar genç, orta yerde üst üste yaşanan yakışıksızlığın, sıradan olduğunu mu düşünsün? Hatta sıradan olmadığına, alkış bile alabileceğine mi inansın? Maçlar oynanır biter; geriye kalan toplumda bıraktığınız izlerdir. Sizi başarılarınızda ayakta alkışlayanların samimi sevgisini, aidiyetini, bağlılığını, desteğini hiçe saymaya hakkınız yoktur. Çünkü orası ''milli takım'' ve siz ''sokaktaki adam'' değilsiniz. Sizi dev bir kadronun en tepesine getirmişler. Size Dünya Bankası Başkanı’na nasip olmayan ücretler ödeniyor. Siz o kulübede hizmet için oturuyorsunuz. Toplumla inatlaşmak, gerginlik yaratmak, kişilik mücadelesi vermek, çoluk çocuğa açıklayamayacağımız ödül-ceza paradokslarına imza atmak için değil.
* * *
Spor tarihçileri, Sayın Terim’in adının geçtiği her fırsatta, Türk futboluna yaptığı eşsiz katkılar için elbette hak ettiği notu düşmelidirler. Ama eli kalem tutanlar, futbolun bittiği yerde, kendisinden daha fazlasını beklediğimizi de hatırlatmalıdır.
Kanaat önderlerinin omuzlarınızdaki sorumluluğun sanıldığından fazla olduğu çıtlatılmalıdır. Vitrinde olanlar, ''Her gün istediğini söyleyen, bir gün istemediğini duyar'' özdeyişini kulak arkası etmemelidirler. Yunanistan maçı için Ege’den başarı dileklerimizi yolluyorum.
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|