
Ece TEMELKURAN
Kıyıdan
Bu ülke bir rüya mıydı?
Gürültü yükseldiğinde, bütün yüzler korkunun ve öfkenin çizgileriyle birbirine benzemeye başladığında kıyıya çekilip düşünmek zamanıdır. Her şeyin daha berrak göründüğü bir kıyıya varana dek... İnsanlık ve ülke adına söylenecek en doğru söz için gereken soğukkanlılığı sağlayabilecek bir mesafe almak gerekir.
Çünkü... Dikkat ettiniz mi? Dünkü gazetelerin birinci sayfalarında herkes başparmağını havaya kaldırmıştı. Tayyip Bey, Genelkurmay Başkanı, Bush... Dikkat ettiniz mi? Hepsi başparmağını havaya kaldırmıştı. Parmaklar havaya kalktığında artık konuşulmaz.
Artık herkes bütün mühimmatıyla kendini ortaya koymuştur. Henüz bombalar patlamıyor olabilir, ama aslında savaş başlamıştır. Ve bir kez savaş başladığında artık ne için, kimin için olduğu, kimin savaşı olduğu bile o kadar önemli değildir.
Kederli kavşak
Bunları gördüğünüz mesafeye çekilince başka şeyler de görürsünüz. Bu hikâyenin her yerinden patladığını örneğin, görürsünüz.
Ermeni meselesi, Kürt meselesi, siyasal İslam meselesi... Bu memleketin kuruluşundan beri başına bela olmuş ne kadar "hassas" ve çözümsüz hale getirilmiş mesele varsa hepsi şu anda bir arada yaşanıyor. İnsan topyekûn şunu düşünüyor:
Ortadoğu'nun sinir uçlarıyla Avrupa'nın etekleri arasında, iyi-kötü, eksik-fazla bir biçimde birlikte yaşamaya dair bir sözleşmeyle kurulmuş bu ülke bir rüya mıydı?
Bugünlerde alttan alta yürümeye başlayan ve yakında daha yaygın sorulmaya başlayacağını sandığım "TC! Acaba sende mi bir hata var?" sloganı artık bu sorunun sorulmaya başlandığını gösteriyor.
Öyle sanıyorum ki, gelişen siyasi ve toplumsal atmosfer bizi pek yakında "Sınır ötesi operasyon yapılsın mı?", "Kürt meselesi ne olacak?", "Ermeni meselesini nasıl çözeceğiz?", "Siyasal İslamın tırmanışı nereye gidecek?", "Sosyal adaletsizlik meselesini nasıl çözeceğiz?" gibi soruları tek tek cevaplamak yerine daha temel ve kapsamlı bir soruya cevap aramak zorunda bırakacak:
Bu ülkeyi kuran, yazılı olmayan temel sözleşmeyi savunacak mıyız? Yoksa "Türkiye Cumhuriyeti projesi çöküyor" diye bırakacak mıyız?
O kederli ve kritik kavşak yaklaşıyor. Ve sözünü ettiğim mesafeye çekilince aslında bu hakikatle yüzleşmek zorunda olduğunuzu anlıyorsunuz. "Bu ülkeye bir şey olmaz" diyoruz hepimiz nicedir, "Bu ülkenin koruyucu supapları var" diyoruz.
Hepimiz bu ülkenin yarattığı kaosun içinde böyle hissediyoruz ya da o kaos bizi böyle bir cümleye inanmak zorunda bırakıyor. İnanmazsak çok korkacağımızı hissediyoruz. Oysa herkesin kendi hesabına "Türkiye adlı rüyanın yanında mıyım, değil miyim?" sorusunu cevaplaması gerekiyor.
Siz inanıyor musunuz?
Bu sorunun cevabını bu ülkede yaşanmış olanların, yaşananların bizde yarattığı öfkelere, umutsuzluklara, kedere bir mesafe alarak düşünmemiz gerekiyor.
Kendi hesabıma bir cevabım var. Hiç de milliyetçi olmayan nedenlerle Türkiye adlı rüyanın yanında durmayı seçiyorum. Bu coğrafyada, bu tarihle ve yine de özgür, adil, eşit, kardeşçe bir ülke rüyasının yanında duruyorum.
Çünkü, Türkiye deyince benim aklıma 1 Mayıs 1977 görüntüleri geliyor. O günün sabahında Taksim geliyor. Gördünüz mü, orada mıydınız ya da izlediniz mi o görüntüleri bilmiyorum ama insanların yüzleri... O yüzler, o heyecan, o inanç, o kardeşlik, o güven, o rüya.
Bu toprakta böyle insanlar yaşadıysa diyorum, bu ülkeden vazgeçmemek lazım. Her geçen gün daha güç olsa da ben bu ülkeye hâlâ inanıyorum. Çünkü ben, evsiz kalmak istemiyorum.
ecetem@hotmail.com

Cafe