Her Türk antrenör doğar
Ne spor yazarlarını ne Fatih Terim'i... Futbol dersi almak isteyen tribünleri dinlemeli tubakyol@yahoo.com
Bas bas! Çık çık! Koş koş! Daha hızlı daha hızlı! Hep böyle ikileyerek bağırıyorlar. Avaz avaz. (Ops, ben de yaptım.) Bir arkadaşın kayınvalidesi de hep böyle ikileyerek konuşuyormuş. Otur otur. Dur dur. Sonuçta arkadaşın oğlu da, babaannesinden duya duya (Ops, yine yaptım) böyle konuşmaya başlamış. Yedim yedim. Geldim geldim.
Türkiye-Yunanistan maçından çıktığımdan beridir, bana da musallat oldu bu hal.
- Nasıldı maç?
- Kötü, kötü...
"Atacağız. Ortam çok pozitif"
Hakikaten de kötü maçtı."İyi maç nasıl oluyor?" derseniz...
Emin değilim. Mesela yendiğimiz bir maç, bana göre "iyi maç" olurdu. Ama sadece yenmek de değil mevzu. Ne bileyim, birkaç "net gol pozisyonu"na girseydik. Ya da ne bileyim, iki "şık hareket" görseydik. Tuncay'ın arkasına bakmadan verdiği topuk paslarından bir tanesi olsun doğru adama gitseydi mesela. Ya da ne bileyim, bizim takım biraz gayretli, hırslı vesaire olsaydı, koşsalardı. Ya da ne bileyim... Üf, ben ne bileyim!
Şunu biliyorum: Tezahüratçı bir tribünde oturuyor olsaydım, sahada olup bitenden bihaber, bağır-çağır şahane bir maç geçirmiş olabilirdim.
Fakat bizim tribünün amigosu maçın başlarında el kol savurup zıplayarak bizi coşturmaya çalıştıktan sonra bizden bir cacık olmayacağını anladı, ihtimal küstü ve bizi kendi halimize bıraktı.
Ne yapalım, biz de mecburen maçı izlemeye başladık.
Neyse ki etrafımda, özellikle arkamda her eve -hayır, eve değil, her tribüne- lazım futbol seyircileri de yok değildi.
Ama bizim oturduğumuz yerde çoğunluk -Bkz.: Ben!- maç seyircisi değil, davetliydi.
Nitekim birinci yarının sonlarına doğru arkamdaki yorumcu maç seyircisi "Artık atmamız lazım. Şimdi attılar, attılar..." deyince, bir kadın sesi ona cevap verdi: "Atacaklar, merak etme. Ortam çok pozitif."
* * *
Civarımdaki futbol seyircilerinin yorumları sayesinde, adeta TV'den Rıdvan Dilmen desteğiyle maç izliyormuşum gibi, pek sıkılmadan tamamladım 90 dakikayı.
Rıdvan Dilmen tabii, canlı yayında konuştuğu için tutuyor kendini. Bizim futbol yorumcuları ise, ağızlarına geldiği gibi...
Ben de "yayında"yım, en şahane yorumları ne yazık ki buraya yazamayacağım.
Şunu ama yazacağım...
Maçın sonlarına doğru, Türkiye artık acayip dökülüyor. Durduğu yerde durmakla meşhur, topla pek oynamayan, oyalanmayan Hakan Şükür'ün ayağına top geldi. Ve solumdan da bir yorum: "Hakan çalım mı atıyor lan? Ne hallere düştük anasını satayım!"
Maçta maç izlenmezBöylece hayatımda ilk defa Türkiye'de bir futbol maçına gitmiş oldum. Daha önce bir kez de Almanya'da, Dünya Kupası'nda, Arjantin maçını statta izlemişliğim olduğundan, e tabii, artık kompetan sayılırım bu mevzuda.
Nitekim, Coca-Cola'nın davetlisi olarak maça gittiğimi duyan bir arkadaş "Nasıl yani, 90 dakika maç mı izleyeceksin?" diye sorduğunda; bir uzman edasıyla cevapladım: "Merak etme, stadyumda olmakla maç izlemek arasında direkt bir bağlantı yok."
Tezahürat konusunda tribün olarak zayıf olduğumuz için, uzmanlığım fos çıktı. Bayağı maç izledik. Yine de, tam önümde vuku bulan Yunanistan golünü kaçırdım.
E, hani tekrar? Tekrarı yok bunun!
Almanya'daki statta dev ekran vardı, gol tekrarlarını oradan izliyorduk oysa.
Bu sırada arkamdaki seyircilerden birinin cebine mesaj geldi. O da hepimizi haberdar etti: "Gol ofsaytmış."
Bir stat dolusu Türk seyircinin, Yunan golünün ofsayttan olduğunu maç sırasında, gol tekrarını dev ekrandan izlerken idrak ettiğini düşünsenize..."Aman" diyeyim, hatta ikileyeyim: "Aman aman."
Bas bas! Çık çık! Ah ah! Vah vah!
Top Yunan futbolcularda olunca, takip eden bizim futbolculara:
- Bas bas! Ne bakıyo'sun? Ne bakıyo'sun? Baaaaaas! Baaaaaas!
Atak başlarken:
- Çık çık! Çabuk çabuk!
Maçın başlarında, kalenin yakınından bile geçmeyen kaleye şutlardan sonra:
- Olsun, olsun. Aferin, aferin.
Vakit daralıp da gol bir türlü gelmeyince, yine gol olmaktan uzak şutlardan sonra:
- Eeeaaaağh! Eşşo'l'eşşek eşşo'l'eşşek!
Vakit daralıp hala gol gelmeyince, bizimkiler top gevelerken:
- Sanki çok hızlı da hıyar, sağına soluna baka baka... Neye bakıyorsun? Yürü git!
Kaleci Volkan'ın attığı topa bizden kimse koşmayınca:
- Ayağına mı atacak lan? Bana atsın o zaman, ben oynayayım.
manik depresif köşe
Arkamdaki futbol seyirci-yorumcusu "Bir tek Aurelio koşuyor. O da Brezilyalı yahu" dedikten sadece 1 dakika sonra, kale arkası tribünü Mehmet Aurelio'nun ayağına her top geldiğinde alkışlamaya, diğer Türk futbolcular topu aldığında yuhalamaya başladı.
Sanki benim arkamdaki adamı duymuşlar gibi...
Türkiye'de her erkek potansiyel bir futbol yorumcusudur ya, galiba pek de boşa sallamıyorlar. İzliyorlar. Görüyorlar. Her biri bilinçli seyirci.
Ben daha işin başındayım. Şimdilik şuursuz izleyici. Depresyondayım.

Cafe