
|
|
|
 |
|
|
Bilimsel iklim
Gökkuşa¤ı / Reşat Kutucular
İletişim ve bilişim teknolojilerinin son yıllarda gösterdiği başdöndürücü gelişme herkesin malumu. Küresel ölçekte oluşan bu büyük dalgaya, bizim ülke olarak verdiğimiz cevap da belli. Yetersiz ve kaygı verici. Başka işlerle meşgulüz. Aklımız başka yerde. Daha da vahimi bilimsel geri kalmışlık bizi o kadar rahatsız etmiyor. Bilimsel hırsımız yok sanki. Bilimsizliği kafaya çok da takmıyoruz. Hayatı sorumsuzca magazin tadında yaşamaya kalkıyoruz. Yeni teknolojiyi gerekirse parayı basar alırız, kullanırız havasındayız. Cep telefonunda yaptığımız gibi! Üretim boyutunu ıskalayıp, tüketim boyutunu abartarak.
* * *
Uzay araştırmalarında da denizin dibindeki çalışmalarda da adımız geçmiyor. Oysa nüfusumuz genç. Üniversitelerimiz çok. Eğitime harcanan paranın dersanelere giden kısmı yeter! Okul ücretlerinin aile bütçelerindeki yüzdesi de malum. Bu kadar kaynak aktarımına, bu kadar mesaiye rağmen ülkenin bilimsel sesi nasıl peki? Kısık!
Son yıllarda yeni heyecan ve fırsat alanları olarak belirgenleşen nano teknolojiye de genetik araştırmalara da o kadar önem vermiyoruz. Gündemimiz kendimize has. Özel şartlarımız, içinden çıkamadığımız sorunlarımız var. Yıllardır tartıştığımız ama çözemediğimiz açmazlarımız...
* * *
Örneğin ara ara türbanla meşgul oluyoruz. Türbanın simgeledikleriyle... Zaman zaman terörle boğuşuyoruz. Şehitler veriyoruz. Bu sorunlara kalıcı ve makul çözümler bulmaya çabalasak da olmuyor. Tamam sorun aşıldı, aşılıyor diyemiyoruz.
Enerjimiz, dikkatimiz bu alanlara dönük. Üstelik yaşadığımızı yoğun yaşıyoruz. Başka konulara sıra gelmiyor. Sanki kontrol bizde değilmiş gibi, akıntıyla beraber sürükleniyoruz. Gündem belirleyicilerin mi niyeti bozuk acaba diye şüphelenmemek mümkün değil. Kafamızı kaldırıp esas bakılması gerekene bakamıyoruz. Görmemiz gerekeni göremiyoruz. Yapmamız gerekeni yapamıyoruz.
* * *
''Bunca zamanda, bu kadar bedel ödedikten sonra bu sorunların halledilmiş olması gerekirdi'' diye düşünüyor insan. Nano teknoloji çağına böyle bir gündemle yakalanmayabilirdik. Hadi bu sorunlar karmaşık ve çok boyutlu. Çözümü o kadar kolay değil diyelim. Gizli tehditler içeriyor. Uluslararası bağlantılar var. Uzun vadeli planlama ve kapsamlı stratejiler gerektiriyor.
Daha dar ama enerjimizi ve zamanımızı alan başka bir alana bakalım o zaman, futbola. Yayın haklarından teknik direktör maaşlarına, medyada yer alma oranından ekonomik etkilerine kadar futbol artık ciddi bir sektör. Tüm dünyada böyle. Bizim ülkede spor olarak, basketbol dışında önemsenen tek dal. Uğruna saatlerce tartışma programları yapılan, anlayan anlamayan herkesin fikir yürüttüğü bir ulusal ilgi alanı.
* * *
Tüketilen enerji ve zamana bakarsak alınan sonuçlar pek iç açıcı değil maalesef.
Hele milli takım düzeyinde son yaşananlar tam bir hayal kırıklığı. Bunca zamandır futbola bu kadar odaklanma, en azından bir Türk ekolü çıkarabilmeliydi. Hayat memat meselesine çevrilen bunca karşılaşmadan geriye daha iyi bir tortu kalabilirdi. Başarıda süreklilik göstermekten öte, kişilikli bir futbol anlayışı geliştiremez miyidik bunca yıldır? Kaybetse de saygın, kazansa da saygın bir anlayış.
Bilimsel iklim bozuk olunca futbol bile tekliyor anlaşılan. Bir konuya sadece odaklanmak, başarı için yeterli olmuyor. İyi dizayn edilmiş modellemeler olmadan kalıcı sonuçlar elde edilemiyor. Sorunların çözümü için metodolojik yaklaşım gerekiyor.
* * *
Aslında bu coğrafyada oynanan oyunlarla başa çıkabilmek için bilimsel bakış açısı şart.
Bu coğrafyada devletin dünyaya bilimsel bakması şart. Bu coğrafyada hayat külliyen zor çünkü! Bilimsel iklimin korunması ve geliştirilmesi ise siyasi iradenin sorumluluğunda.
Siyasi iradenin önceliklerinde o destek ve teşvik yoksa bundan iyisi can sağlığı!
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|
|