|
 |
|
|
Laikliğe giden anayasal süreç
1924 Anayasası hem bizim tarihimiz hem de yakın tarih için Balkanlar ve Ortadoğu'nun en ilginç kurucu belgelerindendir. Yaşanan tarihteki rolünü sonraki nesillerin de tam anladığını söylemek kolay değildir
Fax: (0312) 427 20 64
Meclis'in açılışından dokuz ay sonra 20 Ocak 1921'de, TBMM hükümeti ikinci bir anayasayı kabul etti. Bu ikinci anayasa birincisini yani saltanat döneminin 1876 Kanun-i Esasisi'ni ortadan kaldırmıyordu. Makam-ı saltanat ve hilafetin kurtulması için Ankara'da kurulan hükümetin meşruiyet kaynağı neydi?
Cevap; vilayetlerden seçilerek gelen ve hakimiyetin tek kaynağı olan "Millet"in vekillerinden oluşan bu "Türkiye Büyük Millet Meclisi" yürütme kuvvetini de içinden seçmeli ve meclis yürütme ve yargıya da hükmetmeliydi. Yani meclis reisi yürütmenin dolayısıyla hükümetin başı olacaktı, en yüksek temyiz mercii idi. Bu reis Mustafa Kemal Paşa'dır.
Vekil adını alan nazırlar meclisin tek tek oylayacağı kimseler olacaktı. Hatta Milli Müdafaa Vekili Fevzi Paşa ve Erkan-ı Harbiye Vekili Miralay İsmet de asker ve mebustu. Bu 1924 anayasasından (daha doğrusu cumhuriyetin ilanından) sonra değişti. O zaman Fevzi Paşa (Çakmak) komutanlığı mebusluğa tercih edecek ve milletvekilliğinden istifa edecektir.
1921 Ocak'ında kabul edilen yeni anayasanın adı Teşkilat-ı Esasiye idi; yani Türkiye Büyük Millet Meclisi ve ona bağlı organların çalışma ve örgütlenme esaslarını tespit ediyordu. Bu anayasanın Türkiye tarihinde bundan sonra da görülmeyecek biçimde, vilayetlerde yerel yönetim şuraları kurulmasını öngördüğünü belirtelim.
Hilafet ve siyasi iktidar
Şüphesiz bu hüküm tatbik edilmedi, edilemedi. "Saltanat ve hilafetin kurtarılması" şiarına rağmen, artık yeni Türkiye'nin geleceği belliydi. Ordu Türkiye Büyük Millet Meclisi ordusuydu, hükümet Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümetiydi, bütün idari organlar yani devlet kuruluşları meclise bağlıydı.
Savaşan Türkiye'nin Büyük Millet Meclisi'nde muhalefet de vardı; hem de öyle sanıldığı gibi saltanat taraftarı, muhafazakarlardan oluşan zümre değil, ikinci grubun içinde her türlü sol fikir sahibi, hatta Sovyetler'e sempati duyanlar da mevcuttu. Başkomutan ve karargahı bu meclisle savaşı yürütüyordu. Fransız İhtilali'nden beri görülmeyen ve görülemeyecek bir konvansiyonel sistemdi bu; çünkü konvansiyonel sistemde meclisler lider grubunu izler, hele ortada bir harp ve darp var ise farklı sese pek tahammül gösterilemez.
Zaferler yeni yapılanmaları getirir; İzmir'e girildi, Padişah VI. Mehmed Vahidettin saltanatın sonunun geldiğini anladı. 30 Ekim 1922 tarihli meclis kararı, "Osmanlı saltanatının inkırazı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinin teşekkül ettiğine dair, Heyet-i Umumiye kararı" başlığı ile geçer. Son padişah bu karardan sonra 10 gün içinde ülkeyi terk etti; isabetli ve ihtiyatlı bir karardı.
Artık Kurtuluş Savaşı'ndaki meclis üstünlüğü yerini hükümete terk etmektedir. İstanbul'daki saltanat ve hükümet de sona ermiştir.
1 Kasım gecesi alınan genel kurul kararı fiili durumu kesinleştirdi. Gerçi Osmanoğulları hanedanı daha 1,5 yıl hilafet kurumu etrafında İstanbul'da var olacaktır.
Hilafet siyasi iktidar olmadan var olabilir mi? İslam tarihinde kukla hilafet; Selçuki hanedanı ve Abbasiler ve sonra İlhanlılar ve Abbasiler ve nihayet Memluklar ve Abbasiler ikilemi gibi örneklerle yaşamıştır. Ama 1000 yıllık hilafet bu örneklere uygun bir kurum değildir.
Devlet ve devlet reisi olan yerde halife vardır. İslam tarihinde tek hilafet devri de olmuştur; Dört Halife devri, Emeviler devri ve 16'ncı asırdan sonra Osmanlılarda olduğu gibi... Bunun dışında "halife" unvanını taşıyan birkaç hükümdar ve hilafet iddialı birkaç devlet her zaman vardı, doğrusu da buydu. Çünkü hilafet ruhani bir kurum değildir.
1922 Türkiye'sindeki özgün olay 1300 yıllık İslam tarihinde ilk defa olarak ümmet adına bir organın yani Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin halifeyi seçmesidir. Bu halife aslında veliaht-ı saltanat olan Abdülmecid Efendi'nin saltanat hakkından vazgeçerek yalnızca halife olmayı kabul etmesi ve unvan olarak "sultan veya han" değil, şehzadeler gibi "efendi" olarak kalmasıdır.
Değişmez bir hüküm
Aynı şekilde 1,5 yıl sonra 3 Mart 1924'te meclis kararı ile hilafetin kaldırılması da aslında nazariyeye uygun ama pratikte görülmeyen bir uygulamadır. Bir Millet Meclisi kararı ile halifenin ha'l edilmesi 1909 Mart'ı sonunda Yeşilköy'de toplanan Meclis-i Umumi'nin II. Abdülhamid'i tahtından indirmesiydi.
1922 ile 1924 arasında yani meclisin halife seçimi ve hilafetin ilgası kararları arasında Adliye Vekili Seyyid Bey "İlkinde hilafet ve idare ayrı ellerde olabilir, ikincisinde ise olamaz" diye aynı risaleyi iki kere kaleme almıştır. Bununla birlikte itiraf etmek gerekir ki aynı dönemde İslam hilafetinin tarihi için Sir Thomas Arnold'un dışında, bu konuda yazılan ve hilafetin tarihini öğrenebileceğimiz yetkin bir kaynaktır.
Cumhuriyet rejimi 29 Ekim 1923'te ilan edildi; demek ki bir yıl boyu Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümeti yavaş yavaş yürütme kuvvetini olgunlaştıran bir değişim geçirmişti. Bu bir yıl içinde mesela Maarif Vekâleti'nin Charles Texier'den yapılan tercümesi gibi kitapların dahi TBMM başlığı altında çıktığı görülür. Ama 1923 Ekim'ine geldiğimizde artık konvansiyonel sistem dediğimiz meclis yönetimi sisteminin aşındığı bir gerçekti.
1925 yılı ile önemli inkılapların yapıldığı, örgütlü muhalefetin çıkan ayaklanmalar dolayısıyla sona erdirildiği, hatta İzmir suikastı davasıyla sol cenahta İttihatçı kalıntıların da yok edildiği bir döneme girildi. 1926'da İsviçre menşeli Medeni Kanun'un kabulü ile somutlaşan rejim; 1928 yılında ilk önce telaffuz edilmese de laik niteliğini edindi.
Nitekim 1924 Teşkilat-ı Esasiye kanununun üçüncü maddesindeki "Devletin dini Din-i İslam'dır" ibaresi 10 Nisan 1928'de İsmet (İnönü) ve 120 milletvekilinin imzaladığı bir kanun teklifi ile çıkarıldı, yerine yeni bir hüküm konmadı. Bu yeterince cesur girişimdi ve 5 Şubat 1937 değişikliği ile aynı maddede; "Türkiye devletinin cumhuriyetçi, milliyetçi, halkçı, devletçi, laik ve inkılapçı olduğu, resmi dilinin Türkçe ve başkentinin de Ankara olduğu" değişmez bir hüküm olarak belirtildi.
1924 Anayasası hem bizim tarihimiz hem de yakın tarih için Balkanlar ve Ortadoğu'nun en ilginç kurucu belgelerindendir. Yaşanan tarihteki rolünü sonraki nesillerin de tam anladığını söylemek kolay değildir. n
(Sürecek)
|
|
|

|