
M. Ali BİRAND
Yarın mutlaka oyunuzu kullanın
Yarın referandum var.
Birçok kişi gibi, ben de son derece gereksiz bir referandum olduğunu düşünüyorum. AKP'nin, Cumhurbaşkanlığı seçiminde 367 kayasına çarpmasından sonra, o günlerin heyecanı ve tepkisiyle aldığı bir karar. Özellikle seçim sonuçları ve Gül'ün seçilmesinden sonra anlamsız kalan bir referandum. Eminim AKP de bunun gereksizliğini gördü, ancak beceriksizlikle suçlanmamak için vazgeçemedi.
Neyi oylayacağız?
1. Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi...
2. Cumhurbaşkanlığı görev süresinin 7'den 5 yıla inmesi...
3. Genel seçimlerin 5 yıl yerine 4 yılda bir yapılması...
Bu arada bir de Anayasa değişikliği hazırlığı var. Aslında referandumda halka sorulacak bu üç soru, Anayasa değişikliğine eklenebilirdi. Referandum iptal edilip, bütün bu değişiklikler Anayasa değişikliği sırasındaki halk oylamasına sokulup tek sandıkta iş bitirilebilirdi.
Beceriksizliğin en tipik örneğini yaşıyoruz.
Ancak ne olursa olsun, yine de yarın sandığa gitmeliyiz. AKP'ye kızıp, son derece önemli bir hakkımızı kullanmazlık etmeyelim.
İster EVET, ister HAYIR deyin, ancak mutlaka gidin. Zira referandum, demokrasinin halka verdiği en önemli haktır; söz hakkıdır. Bunu hafife almamak gerekir.
Mutlaka gidin...
Geçenlerde İsviçre'deydim. Okul arkadaşım Refik Atakurt aradı ve elinde dev bir dosya ile geldi. Türk diasporasının derdini anlattı. Dertleri para değil, devlet desteği değil. Dertleri, bilgi akışının sağlanması. Bir bilgi (data) bankası kurulması.
"Türk diasporası, bulunduğu ülkede herhangi bir gazetede, radyo ve TV'de, Türkiye aleyhine çıkan bir haber veya yoruma hemen müdahele etmek ve düzeltmek istiyor. Aynı şekilde, hemen her ülkede sayısız Türk derneği var. Onlar da lobi faaliyetleri yapıyor ve örgütlü şekilde müdahelede bulunuyorlar. Ancak hiçbirimiz etkili bir çalışma gerçekleştiremiyoruz. Bunun nedeni de, elimizde yeterli bilgi yok. İşte ihtiyacımız bu..." dedi.
Hemen ardından da, Perinçek 'in İsviçre'deki son davası sırasında Ermeni diasporasının lobi faaliyetini gösterdi. Öylesine iyi örgütlenmişler, öylesine etkili bir çalışma yapmışlar ki, yolladıkları bültenlerin arasına sıkıştırdıkları yalan-yanlış bilgileri tüm İsviçre basını "gerçekmiş gibi" algılamış ve yayınlamış. Bizimkiler ise, seyirci kalmışlar.
Neden?
"Zira hemen harekete geçebilecek yeterlikte bilgi kaynağımız yoktu. İşin doğrusunu öğrenip yazabilmemiz, tercüme edip ilgililere dağıtmamız günler alıyor." Diyen Refik Akkurt, herkesin paylaştığı derde parmak basıyor : "Biz bir yalan tespit ettiğimizde veya karşı tarafın bir iddiasıyla karşılaştığmızda, buna ne yanıt vereceğimizi bilemiyoruz. Oysa bir bilgi bankası olsa, intermetten girip, elimizdeki iddiaya nasıl yanıt vereceğimizi sorabilsek ve karşılığını da istediğimiz dilde alabilsek, sorun çözülür. Bu bilgiyle, bizler de bulunduğumuz ülkeyi bombardımana tutarız."
Çok doğru bir saptama.
Sanki Ermeniler, Rumlar ve Türkiye karşıtları, yayınladıkları bilgileri kendileri mi ürektiyorlar?
Hayır.
Yunan-Rum lobisi bu hammaddeyi bağlıyor. Ermeni lobisi, yıllardır aynı hammaddeleri kullanıyorlar.
Bizimkiler ise, daha yeni yola çıktıklarından dolayı deneyimsiz ve elinde bilgi yok.
Peki , bu sorun çözülebilir mi?
Hemde çok kolaylıkla halledilir.
Önemli olan, sorulacak sorulara en doğru yanıtların verilmesi için bilgi bankasının titizlikle oluşturulmasıdır. Üstelik, dışarda en çok hangi soruların sorulduğu veya hangi iddiaların ortaya atıldığı da bilinmektedir.
Örneğin, Ermeni iddiaları 100'ü geçmez. Bu iddiaların tümü, bizler tarafından defalarca yanıtlandığından dolayı, hazırdır. Yeter ki, sıralandırılsın ve yabancı dillere tercüme edilip bilgi bankasına konsun.
Aynı şekilde Kıbrıs, Avrupa Birliği veya Kürt sorunlarıyla ilgili iddialara verilecek yanıtlar veya tarihi datalar da, Ankara'daki çeşitli bakanlıklarda, sivil toplum örgütlerinde hazırdır.
Yani, yabancı medya'da çıkacak her görüş için oturup yeni yanıtlar yazılmayacak. Hazır olan datalar alınıp kullanılacak.
Yine bir örnek vereyim:
Lozan'daki dernek adına Refik Akkurt bir İsviçre gazatesinde yayınlanan yazıda "Ermeni soykırımı, BM İnsan Hakları Komisyonu tarafından da kabul edilmiştir" diye bir yalan görüp, bunu hemen yanıtlamak isterse, internetten Türkiye'deki bu data bankasının sitesine girip, aradığı yanıtı bulur ve hangi dilde tercümesini isterse tıklayıp alır. Ya elde ettiği bilgiyi, farklı cümlelerle kullanır veya olduğu gibi mesajına ekler. Veya konferanslarda, tortışmalarda kullanır.
İş bu kadar basittir.
Tanıtım Genel Müdürlüğünün milyonlarca dolarlık bütçesi vardır. Avrupa Birliği ileilgili iletişim için yine büyük paralar harcanacaktır. Benim yukarda sözünü ettiğim mekanizma işin ana damarıdır.
Yeter ki, ilgili bakanlıklar ve ilgili kurumlar bir araya gelsinler ve bir karar versinler...
Yeter ki, yıllardır konuşmalarına rağmen elle tutulur bir şeyin yapılmadığı iletişim konusunda ilk defa, somut ve dev bir adım atsınlar...
Eğer yapamayacaklarsa, lütfen sussunlar. Zira bugüne kadar hep laf işittik. Bu lafların önemli bir bölümü de sadece yabancıları suçlamak için sarfedildi. Hiçbir zaman kendi kendimize dönüp "biz ne hata yaptık" diye sormadık.
İşte size bir öneri...
Hadi, oturmayın ve harekete geçin lütfen...
Yan sütünda, en büyük ihtiyaçlarından birini yansıttım. Ancak madalyonun bir de öbür yüzü var. Türk Diasporasının veya yurt dışında lobi yapmak isteyenlerin, iki önemli sorunları daha var. Bu iki sorun kendilerinden kaynaklanıyor.
1. KÜÇÜK OLSUN , BENİM OLSUN :
Genel kural bu alanda da geçerli. Ortak bir çalışma yapılamıyor. Küçük küçük dernekler, gruplar oluşturuluyor. Güçlü ve büyük bir çatı altında birleşilemiyor. Kimi, birbirini çekememezlikten, kimi farklı kent veya görüşlerden bölünmeler yaşanıyor. Sonucunda, Türk kelimesinin altında onlarca cılız dernek ortaya çıkıyor. "Küçük olsun, benim olsun" ilkesi işliyor. Durum böyle olunca, çalışmaları da cılız kalıyor. Etkili, güçlü bir cehpe kurulamıyor.
2. HEP DEVLETTEN BEKLENİYOR:
Türk lobisi diye niteleyebileceğimiz bu gruplaşmaların diğer büyük sorunu, herşeyi, özellikle parasal desteği devletten beklemeleri. Çalışmaların içeriğini devlet sağlayacak, etrafa yayılacak metinleri devlet elemanları yazıp yollayacak, gereken maddi yardım da devlet tarafından yapılacak (!) Küçük bir grup hariç, genelde kimse elini cebine atmak istemiyor.
Oysa, lobicilik para gerektirir. İyi ve güçlü bir örgütlenmeyle yapılabilir. Küçük ve cılız derneklerde, sadece bir kaç kişinin sırtına yüklenmiş sorumlulukla bu işler yürütülemez. Bütün gün işinde çalışıp, öğle yemeğinde veya hafta sonu bir kaç arkadaşıyla konuşup lobi faaliyeti yapılamaz.
Dernekler birleşmeli, kendilerine 1-2 kişiden oluşan profesyonel genç bir ekip kurmalı ve bunun için de, herkes kendi gücüyle orantılı olarak katkıda bulunmalı. Bunları devlet yapamaz. Devlet, bilgi verebilir, yönlendirebilir, o kadar.
"Küçük olsun, benim olsun" diyerek hiçbir yere varamayız.
(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. )
mabirand@e-kolay.net

Cafe