Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 23 Ekim 2007 / Salı  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
1924'ten 1961'e anayasa serüvenimiz

Meclis üstünlüğü 1924-1960 dönemi boyunca bir anayasal felsefe olarak kaldı. Tek parti dönemi ve genelde üç partinin temsil edildiği 1946-60 dönemi boyunca yürütmenin ağırlığı rejimi sarsan kavgalar yarattı

Fax: (0312) 427 20 64

1924 Anayasası "Esas Teşkilat Kanunu" başlığını taşır ve bizim neslin çocukluğunda yani 1950'li yıllarda da böyle denirdi. Bazı öz Türkçeci kimseler "anayasa" deyimini kullandığı gibi 19'uncu yüzyıldaki ilk anayasamızdan mülhem; "Kanun-ı Esasi" deyimini kullananlar da vardı. 1950'li yıllarda çok partili rejim ve Demokrat Parti iktidarı döneminde "Kanun-u Esasi"nin veya Anayasa'nın ihlal edildiği sıkça tekrarlanır oldu ama ilginç bir gelişme daha vardı: Anayasa için değişiklik önerenler...
Mesela İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi ve komşu hukuk fakültesinden bir grup üye 1958'de kendiliklerinden İstanbul civarında Kilyos'ta bir araya gelmiş, günlerce süren bir çalışma ile bir taslak demeyelim ama bir değişiklik raporu hazırlamışlardır. Prof. Bahri Savcı sonradan bu tutanakları yayımladı.
1924 Anayasası daha hazırlanırken referandumla değil, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin görüş ve onayının yeterli olduğu şartı kabul edilmişti; öyle de oldu. 1924 Anayasası'na, Prof. Mümtaz Soysal "Suçsuz anayasa" der.

1961 Anayasası'nın dili
Bir imparatorluğun kalıntısı fakir bir ziraat ve azgelişmiş sanayi ülkesi olan Türkiye'nin siyasetçi ve aydınları değişmenin getirdiği bütün buhranları, üstüne üstlük siyasi seçkinler ve temsilcilerinin acemiliklerinden doğan çatışmaları bu anayasanın üzerine yıkmış ve 27 Mayıs 1960 darbesini yapan Milli Birlik Komitesi daha ilk günlerde yeni anayasa yapacağını belirtmiş, bunun için ilmi komisyon toplanacağını duyurmuştur.
İstanbul Üniversitesi'nden Ord. Prof. Sıddık Sami Onar başkanlığında toplanan bu komitenin Tarık Zafer Tunaya, İsmet Giritli, Lütfü Duran gibi üyeleri vardı. Komisyon çalışması uzun tartışmalarla çok fazla devam etti ve neticede dağıtıldılar.
Komisyonun tasarımlarını beğenmeyenler sadece Milli Birlik Komitesi üyeleri değildi; Ankara ve İstanbul'dan bir kısım hoca da bu çalışmaların yürütülme biçimine karşıydı. Önerileri kabul etmiyorlardı. Nitekim Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nin öğretim üyeleri üniversite ve yargı organı mensuplarını da çağırarak fakülte salonunda açık ve geniş bir seminer tertiplediler. Toplantılar ilgiyle izleniyordu.
Bu geniş kurulun tartışma ve önerileri Milli Birlik Komitesi'nin dikkatini çekti ve kurulan yeni anayasa komisyonunda ağırlıklı üyeler bu çevreden geldi. Fakültedeki tartışmalar sırasında aynı çevrenin ünlü hukukçularından ve 1946 döneminin genç bakanlarından Prof. Tahsin Bekir Balta, "1924 Anayasası'nın cumhuriyetin anayasası olduğu, sağlam ve mantıklı bir dili ve yapısı olduğu" gibi gerekçelerle kaldırılmasının hiç de yerinde olmadığını ancak bazı fasıl ve maddelerde değişiklik yapılarak hayata devamının sağlanabileceğini ısrarla belirtmiştir.
Mesela 1961 Anayasası'nda üzerinde ısrarla durulan Cumhuriyet Senatosu'nun bir yasama organı olarak kendinden bekleneni veremediğini, bunu önerenlerin bile sonraları gözünden düştüğünü ve 1982'de hemen hemen itirazsız kaldırıldığını düşünürsek Tahsin Bekir hocanın haklı olduğu anlaşılır.
Aslında değişiklik milletlerin de hukukçuların da en masum isteğidir; değişmesi gereken Türk siyasal hayatıydı ve anayasa değişikliği bunun için anıtsal bir başlangıç olarak düşünülmüştür. 1961 Anayasası'nın dili, 1982 Anayasası ile mükayese edilmeyecek kadar güzeldi; dibaçesi yani girişi şiirseldi ve bu şiirsel metin 27 Mayıs harekatını ve onu yapanları meşrulaştırıyordu.
İçinde "Üniversiteler devlet eliyle kurulur" gibi sonraki ihlallere hiç cevaz vermeyen kesin hükümler veya "Vatani görev herkesin hak ve görevidir" gibi yurttaş toplumuna özgün kurumları kendine özgün üslupla ifade eden maddeler vardı.

İktidar ve muhalefet
Oysa 1924 Anayasası meclis üstünlüğünü felsefe olarak korumakla birlikte parlamenter rejimi getiriyor, yürütme organı yetkileri ile birlikte teşkil ediliyor ve yargı erki mahkemelere devrediliyordu. Nitekim 1950'li yıllarda mahkemelerin bağımsızlığı ve hakim teminatı en çok tartışılan konulardan olacak ve 1961 Anayasası yargı bağımsızlığını getirecektir. Böylelikle hakimlere; "Görülen lüzum üzerine ... yere tayin edildiniz" devrinin bitirilmesi düşünülmüştür. 1920 konvansiyonel sistemi sona ermişti.
Bu anayasadaki en önemli özellikle yurttaşlardan "Türkler" olarak söz edilmesidir. Türkler çağdaş cumhuriyetlerin anayasalarında "Fransızlar", "Polonyalılar" diye söz edilen, etnik ayrımdan çok kapsayıcı bir kimlikle tarif edilen tipteki yurttaşlığın Türkiye'de de kabulüdür. 1961 Anayasası bunun yerine "yurttaş" deyimini kullanmayı tercih etti.
Meclis üstünlüğü 1924-1960 dönemi boyunca bir anayasal felsefe olarak kaldı. Tek parti dönemi ve genelde üç partinin temsil edildiği 1946-60 dönemi boyunca yürütmenin ağırlığı rejimi sarsan kavgalar yarattı ve meclisin üstünlüğüne dayanarak kurulmak istenen, TBMM Tahkikat Komisyonu bu sebeple yargının ihlali ve meclisin terörü olarak tenkit edildi. Mutlaka 28 Nisan olayları da bu tartışmalardan çıktı.
Genelde Demokrat Parti iktidarın nasıl kullanılacağını bilmiyordu, Cumhuriyet Halk Partisi de muhalefette olmayı kabul edemiyordu. 1946 ve 1950'de milletvekili seçimlerinde ekseriyet sistemi denen ve vilayet temelinde en çok oyu alan partinin tüm temsilcilikleri almasına dayanan sistem; CHP 1950'de muhalefetteyken nispi sistem konusundaki kavgalara dönüştü ve yeni anayasa gereği 1961 seçimleriyle ilk koalisyon hükümeti de kuruldu.
1924-1960 meclisleri dış politikayı asla tartışmamıştır, bazı konular siyasi organların adeta tartışma yetkisi dışında tutulan tabulardır. Bunun değişmesi için 1965 seçimleri ve yeni partilerin meclise girmesi beklenecektir. 1961 Anayasası muhtelif organlardan gelen temsilcilerden oluşan bir kurucu meclisin nihai metni yapması ve anayasanın 1961 yılı ortasında referandum yapılarak kabulü ile yürürlüğe girmesiyle sonuçlandı. Kabul eden çoğunluktu ama ezici bir çoğunluk değildi. İzmir vilayeti yeni anayasayı reddetmişti. 1961 Anayasası tartışmalarla başladı ve öyle de devam edecektir. n



PAZAR
"Cumhurbaşkanı seçilme ihtimalim yüzde 90"
"Tayyip Erdoğan tek başına çok zengin malzeme veriyor"
Kötüye gittiğimiz tek spor dalı futbol değil
Kayyum, yediemin ve zimmetçi!
"Nancy, sen delirdin mi?"
Barcelona'nın kazları
İstinye Park'ta 36 değişik lezzet
Afete hazır mıyız oylaması
Okuldaşım Orhan Veli ile öğretmenim Hayri Baba
"Senden bir şey olmaz lafı içimdeki Akrep'i açığa çıkardı"
Bir lokma kuzu, bir yudum nefis ayran
1924'ten 1961'e anayasa serüvenimiz
Çirkin erkek yoktur, bakımsız erkek vardır





Ahmet Turhan Altıner
Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Milor
İlber Ortaylı
Tuba Akyol

   
© 2006 Milliyet