Artık yeter! Lütfen!
"Ne demek demokrat ya! Askerlik ölme-öldürme sanatıdır. Bizim askeri kukla yaptınız. Asker askerlikten çıktı. Şu iş iyi oldu. Şimdi asker de askerliğini bilecek, politikacı politikacılığını bilecek......Ben askere güveniyorum bir tek. İnşallah bu defa asker askerliğini yapar. Askerin bağlamışsın elini kolunu abi. Böyle askerlik olur mu abi ya! Asker askerliğini yapmayacak, polis polisliğini yapmayacak. AB onu isteyecek... AB bir de krem istesin de, kremle gelsin. Bir de krem verelim AB'ye de, fazla acıtmasınlar... Oraya geldik, kreme geldik. Bir de onu verelim, rahatlayalım.
Bırakın böyle işleri, bırakın böyle oynamayı... Bir şeyler söyleyin! Bağlanmışsın... Komando birliği de olmaz, özel harekat timi yapacaksın... Hala "yatırım yapalım" diyorlar... Yıllarca ne yaptık? Ne kısa vadede bir b.k var, ne uzun vadede..."
Erman Toroğlu gibi ekranlarda spordan çok mizah konusu olan gayri ciddi bir kişinin, Hakkari'de yaşamını yitiren askerlerin ardından masayı yumruklayarak söylediklerinin bir bölümü bu...
Söylenenlerin içeriği üzerine mi yazmak lazım, yoksa söyleniş şekli üzerine mi?
Erman Bey(!), bunu ilk defa yapmıyor ki! Hem faşizan söylemlerinden bahsediyorum, hem de söyleyiş tarzından...
Kendileri "ben kahve ağzıyla konuşuyorum" diye diye iyice gemi azıya aldı, programın seviyesi de iyice düştü.
Tribünlerdeki şiddetin ve küfürün sona ermesi için kampanyalar düzenlenirken, Toroğlu'nun milyonların önünde bunu yapması sporun geleceği açısından ne yaman bir çelişki... "Errrkek" birinin düzeysizlikte çığır açıcı sözleri... Ve ancak muhteşem bir ikiyüzlülük ve riya duygusuyla dillendirilebilecek olan "kadınlar da maçlara gelsin, küfür azalsın" lafları, hatta daha da ötesine geçilerek, "şiddetle, kör fanatizmle mücadele edelim" yapay kampanyaları...
Futbol arenasında söylediği her şey tartışılmaz bir gerçek olarak kabul gören Toroğlu, bu gücünü son yıllarda futbol dışında da kullanmaya başladı. Zamanında tavukçuluk sektörüne kuş gribinden daha fazla zarar verdiğini kim inkar edebilir... Bu kadar büyük bir gücü elinde bulanduranların ise ağzından çıkan sözleri ölçüp tartması gerekir. "Kodumu oturtan" Genelkurmay Başkanı'ndan sonra, "Ne demek demokrat ya! Askerlik ölme-öldürme sanatıdır" diyerek kodumu oturtan devlet terörü istediğini ifade ediyor zat-ı muhterem... Ve evet, bu sözler aslında maalesef halk arasında kolay çözümü arzulayan birçok kişi arasında taraftar toplayabilecek sözler.
Daha da kötüsü; vasatın politikasını yapıyor Toroğlu. O koltukta ne için oturduğunu, o programın ne amaçla yapıldığını da unutmadan hem de. Vasatlığı yüceltiyor... Kremli örnekleri büyük bir yaratıcılık zannetmesi ve lafı gediğine oturttuğunu sanması ise cabası...
Savaş varsa, çatışma varsa demokratik olmamak askerlerin gazi ya da şehit olmasını nasıl engelleyecek? Can yakıcı ama gerçek bu!
Toroğlu'nun yaptığı kışkırtıcı, ucuz demogojilerle dolu bir şovenizm histerisi sadece...
Oysa Toroğlu unutmamalı ki; darbeler ve askeri vesayet yönetimleri ile dolu olan tarihimiz, sorunları bu yollarla çözmeye çalışmanın yeterli bir yol olmadığını göstermesi açısından son derece açıktır.
Toroğlu'nun dediği gibi asker askerliğini, polis de polisliğini bilecek...
Peki ya bu ucuz lafların ulemaları? Onlar her şeyi bilmek zorunda mı? Onlar da sadece hakem eskisi olduklarını bilseler... Ne güzel olur...
İmparatorluk değil, tam demokrasi
Fox TV'deki Verkaç programında önce Milli Takım ve esasında da Fatih Terim ameliyat masasına yatırıldı... Ameliyat yetmedi, uzun süreli ilaç tedavisi ve sıkı bir perhiz verildi...Osman Tamburacı: Talaş gibi, sunta gibi olmuş Fatih Terim. Üstüne bir damla su damlasın şişecek vaziyette. Onun için bir aylık dönem daha var, Norveç maçına kadar. Ondan sonra herkesin gereğini gereğini yapacağından yanayım. Bekleyelim, görelim.
Cem Arslan: 2008'e gidemedikten sonra Fatih Terim'i sabun yapsan ne olacak? Böyle kaprisler yüzünden, abuk subuk İngilizce toplantılar yapıp bu işler olmuyor... (Hey gidi günler, hey... İsviçre maçlarından sonra bile "bir kısım medya"yı suçlayanlar, şimdi neler diyorlar neler... Terim de, kuruyan dudaklarını dişlerinin arasına alarak izliyordur söylenenleri... Ne demiş Çarşı: "İmparatorluk değil, tam demokrasi")
Haftanın önerisi: "Onu bunu yabancıyı Türk yapacağına baştaki Türk antrenörü bir yabancı yapalım bakalım, ne olacak. Türkiye teşkilat olmuş. Herkes birbirinin elini tutuyor, aralarından kurşun geçiyor. Getir bir yabancı, hür iradesiyle bir takım kursun. Ahmet'i, Mehmet'i, Hakan'ı hiç tanımadan bir takım yapsın, gördükleriyle yapsın, geçmişte yaşadıklarıyla değil. Esas mesele budur. Ancak kurtuluşumuz böyle olur." (Osman Tamburacı - Verkaç, Fox TV) (Tamburacı'nın önerisi Türk futbolunu kurtarır mı? Sanmam! Ancak Tamburacı, yabancı antrenör getirildiğinde de "Aslanlar gibi teknik direktörlerimiz varken, Türk futbolcularını tanımayan bir adamın Milli Takım'ın başında ne işi var" diye sorar mı, sormaz mı? Sorar, sorar. Hem de hiç fırsatını kaçırmadan...)
Haftanın tanışları: "Galatasaray'a Feldkamp'la beraber Hikmet Karaman gelecekti. Kalli, Karaman'a 'kardeşim ben seni tanımıyorum, sen kimsin' dedi. Hikmet Karaman da, iyi Amanca konuşur, kim olduğunu anlatmaya çalıştı. Türkiye'de neler yaptığını, Türkiye Kupası kazandığını vesaire, vesaire... Kalli, 'ben seni tanımıyorum, ben Ahmet Akçam'ı tanıyorum' dedi. Kalli bu akşamki maçtan sonra Hikmet Karaman'ın kim olduğunu anlamıştır." (Ersan Çelik - Verkaç, Fox TV)
(- Merhaba, ben Feldkamp. Karl Heinz Feldkamp.
- Merhaba, ben Karaman. Hikmet Karaman. Bir zamanlar beğenmediğiniz fakir, ama onurlu bir genç vardı. İşte o benim...)
Oldu, peki!
Muhabir: Türkiye'den hangi futbolcular İngiltere liginde oynayabilir?
Fatih Tekke: Hepsi oynar!
(Verkaç - FoxTV)
Verin sandalı geri!
Fatih'le Dünya Kupası'na gidemedik. Avrupa Şampiyonası'na da gidemezsek bir balıkçı benzetmesi vardır onu söyleyeyim. Bir sandalcıya sandal verirsin. O sandalcı sandalı aynı yerde 2 defa batırırsa, sandalı elinden alırlar.
(Vedat Okyar - Vatan)
Amiiiinnn!
Dün geceki oyunu gördükten sonra Norveç'i yenebileceğimize de inanmıyorum. Bize yine hüsran, bize yine hasret var, bize yine esmer günler düştü. Allah sonumuzu hayırlara getirsin.
(Ahmet Çakar - Sabah)
Bilmez miyiz!
Kemal Belgin: Sen başka şey anlat, iyi gidiyordun!
Kazım Kanat: Sen beni ne yönlendiriyorsun!
KB: Hayır, iyi gidiyordun!
KK: Sen kimsin ki, beni yönlendiriyorsun?
KB: Hakan Şükür'ü oynat, deyince olmadı!
KK: Ben Kazım Kanat'ım. Sen Kazım Kanat ismini biliyor musun?
(Santra - ATV)
Bi sakin ol!
Hepiniz gidin. Federasyon başkanıyla, teknik direktörüyle, Hakan Şükür'üyle gidin.
Bu ülke kendini toparlamasını bilir. Bu ülke düştüğü kadar çabuk kalkmasını hep bilmiştir. Yeter ki siz gölge etmeyin.
(Serdar Akbıyık - Star)
Hayatta inanmayız!
Ahmet Çakar: Oyun iyi olsun, her maçta yenileyim mi diyorsun sen?
Gürcan Bilgiç: Evet!
(6 Pas - Show TV)
İyi laf!
Sonuçta, A'yı bırakın B planı (Tümer), C planı (Şükür), D planı (Arda) tutmayan bir teknik direktörle bu kadar oluyor. Son bir söz daha... Dünkü güneşle bugünkü çamaşırı kurutamazsınız.
(Hakan Yaşar - Vatan)
Başka bir arzunuz!
Avrupa Kupası maçlarında özellikle seyirciden bir şey istiyoruz. Özellikle müzikten anlayanlardan. Lütfen tezahürat yapacaklarsa aksak ritimli tezahürat yapsınlar. Mehter Marşı melodisi gibi... Yabancılar o tür tezahüratlara alışkın olmadığı için ritimleri aksıyor.
(Tuğrul Yenidoğan - Santra, ATV)
yakantop@gmail.com

Cafe