
Meral TAMER
Hakkâri'den Rojbin yazıyor: "Yeter!"
Dün gece sizin yaşadığınız yer nasıldı; sonbaharın hüzünlü güzelliği oralarda nasıl yaşandı bilmiyorum; ama ben ve buradaki binlerce kişi dün geceden beri uyumuyoruz. Helikopter sesleri ile bölünen uykumuz, ölümün havasına karıştı ve bir daha gözümüze uyku girmedi.
Sizlere ölümün şehrinden, Hakkâri'den yazıyorum. Yüreğim yangın yeri.
Ölüm... Gencecik insanların ölümü. Sebebi ne olursa olsun hayata kapanan gözler. Bir daha umut edemeyecek, yaşayamayacak, gülemeyecek, sevemeyecek onlarca gencecik insan dün burada toprağa düştü. Adına şehit deyin, onurlandırmak için ne derseniz deyin, ama ölüme onur vermekle öleni geri getiremiyoruz.
Onlar öldüler ve yoklar. Ben ve buradaki birçok insan bunun anlamını çok iyi biliyoruz. Ve bir tek kelime edebildik göz yaşlarımızı zaptetmeye çalışarak: Yeter!
İçim acıyor. Ben bu ülkede bir insan, bir kadın ve bir vatandaş olarak, yürek ve vicdan sahibi olduğunu düşünen biri olarak üstüme düşeni yaptım mı diye soruyorum.
Susmayan helikopter seslerinde ve her gelişlerinde beraberlerinde getirdikleri ölü ve yaralılarda kendi kusurumu aramaktan yorgun düştüm. Vicdanım acıyor. Ölenlerin ve öldürenlerin ülkesi olmamalı burası. Bilelim ki dökülen her damla kanın rengi kırmızı... Ölüm acısının rengi her yerde ve her yürekte aynı tarifsizlikte ağır ve unutulmaz.
Ve bilelim ki acının, kanın hemen ardında kendini gösteren intikam duygusu ve nefret, bizleri sonsuz karanlığa gömecek kazma küreklerdir.
Bugün evimizin yanında nöbet tutan askerlerin yüzlerini görmemek ve utanmamak için dışarıya çıkmakta direndim. Yüzlerindeki tedirginliği, korkuyu ve bana bakarkenki endişeyi görmekten utandım. Yine sokakta, bana çaresizlik içinde dönen yüzleri ve soruları, her sese sinen acıyı duymamak için dışarı çıkamadım.
Acaba çok mu pasif kaldım? Acaba yapacak bir şey, edecek bir söz var mıydı?
Ben o sözü aramak ve o sözü etmek için yeterince gayret ettim mi?
Yapacak ne var diye yeterince kafa yordum mu?
Vicdanım beni sorguluyor. Utanıyorum! Ölümün ülkesinde bu atmosferde sessiz ve soluksuzca ölümü seyretmekten çok utanıyorum.
Devlet, siyaset ve yüksek devlet menfaati diye bir tarafa atamıyorum artık; ben kişi olarak ne yaptım diye kendimi yerden yere vuruyorum. Vicdanım beni çok acıtıyor.
Nasıl olacak bilmiyorum, ama yeter artık! Ben ne helikopter sesi, ne silah sesi, ne de ölümün nefesini ve havasını solumak istiyorum. Ben kimseye düşman olmak ve kimsenin düşmanı olmak istemiyorum. Ama ölüme seyirci kalmak ve ölümün ülkesinde yaşamak, ölümün havasını solumak da istemiyorum.
Bu ülkenin ölümden, öldürmekten, nefretten, düşmanlıktan, şehitlik ve teröristlikten başka sunacak seçenekleri olmalı insanlarına.
Vicdan sahibi insanlar olarak konuşmalı, haykırmalı ve tüm bunlara yeter diye çığlık atmalıyız. Sesime ses verin. Henüz söz bitmedi, biz daha sözümüze başlamadık. Vicdanım ağlıyor ve ben boğazımda düğümlenen çığlıklarıma hükmederek sadece dua edebiliyorum.
Rojbin Tugan
Ölümü çaresizce soluyan kentten, Hakkâri'den
mtamer@milliyet.com.tr

Cafe