Öyle mi Herr Feldkamp?
Hayır, bu olayı duygu sömürüsüyle cıvıklaştırmaya hiç niyetim yok. Kimse de bu yazıdan cıvık bir yorum çıkarmasın.
Teröre verdiğimiz şehitler, yüreğimizi yakıyor, hayatın içinden yaşama sevincini çekip alıyor.
Ülke gündeminden ayrı durabilir, kopuk yaşayabilir misiniz ?
Ne yerli, ne yabancı... Hiçbir futbolcu yapamaz bunu...
En azından insan olduğu için, teröre karşı verilen her kurbanın acısını yüreğinde vicdanında hisseder...
Eylemi olabilir olmayabilir. Ama bir söylemi, bir duruşu mutlak olmalıdır...
Gördük... Oluyor nitekim...
Galatasaraylı tüm futbolcularla birlikte, Lincoln de formasının içine giydiği fanilada "Teröre Hayır" yazısıyla çıkıyor sahaya...
Ankaraspor maçında bir sarı kartı var, her an gol atabilir... Takımca karar almışlar, gol atan formayı çıkarıp teröre karşı duruş gösterecek... Golü Lincoln atsa, belki de kırmızı kart görecek. Gol olmayınca, eylem yarıda kaldı. Lincoln formasını Galatasaray'da iken 10 numarayı kendisine hediye eden Necati'ye verdi. Böylece üstündeki fanilada "Teröre Hayır" yazısını okuduk.
Bu duruş bir "takım kararı"dır. Herhalde teknik direktörün de haberi olması gereken bir takım kararı!
Gelin görün ki Herr Feldkamp, Pazar akşamı maçtan hemen sonra Lig TV adına kendisiyle röportaj yapan Oğuz Tongsir'in terörle ilgili sorusuna, soğuk, buz gibi bir yanıt verdi : "Bu soruyu yersiz buluyorum!"
Sonra anlattı ki savaş ve terör kendisine "itici gelen" kavramlar.
Hepimizin gözleri yuvasından fırladı, ağzımız bir karış açık kaldı.
İnanılmaz iletişim faciası
70'ini çoktan geride bırakmış, dünya tarihinin en kanlı savaşını çocukluğunun en acı anıları arasına katmış ak saçlı bir spor adamından hiç beklemediğimiz boş bir davranış örneği.Başlı başına inanılmaz bir iletişim faciası.
Kimi çokbilmiş arkadaşlar (!) Feldkamp'a o sorunun sorulmaması gerektiğini iddia ederek Oğuz'u eleştiriyor.
Gülüyorum...
Hayatlarında kaç röportaj yaptıklarını, kaç soru sorduklarını bilmediğim için onlardaki bu fikir derinliği (!) bende ancak gülme refleksi yaratıyor.
* * *
Feldkamp, dün sabah Florya'da ayak üstü bir açıklama yaparak durumu toparlamaya, Türkiye'deki terörü 1984'den beri bildiğini, maç sonrası hazırlıksız olduğunu, terör kurbanları karşısında üzüntüsünü dile getirmeye çalıştı. Tercümanını değiştirmiş, antrenör Ahmet Akçan'dan bu konuda yardımcı olmasını istemişti.
Pazar günü iletişim elbisesini yırtan Feldkamp, 48 saat sonra kocaman bir yama yaparak durumu onarmaya çalıştı.
Fransız kaldı!
Elbette şıklığından çok şey kaybetti.Pazar akşamı, soğuk ve buz gibi konuşup konuya "Fransız kalan" Feldkamp'ın gerekli gördüğü hallerde çok sıcak ve ateş gibi yorumlar yaptığını da hatırlıyorum ben!
Örneğin, 2006 Dünya Kupası eleme maçları sürecinde Yunanistan'la oynanan rövanş maçının öncesinde ya da sonrasında Türkiye Futbol Federasyonu'nu göreve davet etmiş, Ersun Yanal'ın "acilen" görevi bırakması gerektiğini yazmıştı, Zaman gazetesinde!
Sonra her şey onun önerdiği biçimde dizayn edildi, biliyorsunuz.
* * *
Elbette, o yazı uzmanlığıyla ilgili bir görüşe dayanıyordu.
Pazar akşamı ondan "insanlığıyla" ilgili bir görüş soruldu...
O da soruyu "yersiz" buldu.
Öyle mi Herr Feldkamp ? Yersiz bir soru mu ?
O zaman dün yaptığınız açıklama neyin nesi oluyor ?
Her neyse...
Size saygı duymaya devam ediyorum Herr Feldkamp...
Küçük bir önerim var...
Futbol, asla sadece futbol değildir.
Biraz da hayattır, hayatın tanıklıklarıdır. Unutmayın!
İhtiyacımız var Trabzonspor'a
Olacağı belliydi. Sonunda Ziya Doğan da gitti.
Şimdi Trabzonsporlu yöneticiler, Aralık'taki kongreye kadar geçici görevi kabul edecek hoca arıyorlar takımın başına...
İki aylığına kim gelir, hangi planı getirir, hangi vizyonu koyar ortaya ?
Ziya Doğan'ı eleştirenler "Serkan, Ayman, Ceyhun, Tolga Seyhan, Risp ve Jabi'yi aldı, yine de güçlü bir kadro oluşturamadı. Trabzon'u bitirdi." diyorlar...
Ben de soruyorum şimdi :
Fabiano Eller'i, Stepanov'u, Marcellinho'yu, Fatih Tekke ve Ersen Martin'i gönderenler kimler ? Ziya Doğan mı, yöneticiler mi ? Yoksa her iki taraf mı ?
Trabzonspor ortak akıl ve sinerji yaratarak kendi gerçeklerinden yeniden doğmalıdır. Uzun ve sabır isteyen, yorucu bir yolculuk.
Ama buna değer!
Trabzonspor'a sadece Trabzonluların değil;
Türk futbolunun ihtiyacı var...
Uygunsuz demeçSivasspor, maceralı başladığı Turkcell Super Lig'de, hiç kimsenin ummadığı bir konuma geldi, Pazartesi günü Vestel Manisaspor'u yenerek ilk kez liderlik koltuğuna oturdu.
Elbette bu başarıda yöresel gerçeklerle evrensel olanakları çok iyi değerlendiren Başkan Mecnun Odyakmaz ile Teknik Direktör Bülent Uygun'un büyük payları var.
Balili ile Mohammed Ali'yi, Petkoviç'le Mehmet Yıldız'ı bir arada oynatmak o kadar kolay değil. Hepsi de çok iyi ve değerli makine düzenindeki bir takımın tıkır tıkır işleyen parçası. Hiçbirinin egosu, takım kimliğinin üzerinde değil.
Bülent Uygun'a sordum : "Liderlikten menunsun ama, lider takım hocalarının yaptığı bir şeyi yapmıyorsun. Şampiyonluktan niye söz etmiyorsun ?"
Bülent Hoca, alışılmışa hiç de uymayan şeyler söyledi : "Biz, Roberto Carlos'ları Sivas'a getirme, burada seyrettirme sözü verdik... UEFA Kupası'na katılma sözü verdik... Zirve rekabetine ancak bu kadar katılabiliriz... Gerisi hayal ötesidir... Bugünkü gelir gider tablosu ve imkanlarla buna gücümüz yetmez... Mesela bizim bu lider takımımızda hâlâ parasını ödeyemediğimiz üç futbolcumuz var. Gerçek bu!"
agokce@milliyet.com.tr

Cafe