Bıldırcının ölümü!
suha.umar@isbank.net.tr
Kahverengi-beyaz, ipek tüylü av köpeği fermada öylece duruyordu. Avcı arkada. Sıcak mı sıcak bir Orta Anadolu sabahında, sarı anızlar arasından incecik akan küçük derenin iki yanında daracık bir yeşillik vardı. Orada otlar biraz daha yüksekti. Av köpeği tam da o yeşilliğin kenarında çakılıp kalmıştı.Avcı elinde tüfeği, yavaşça yaklaştı. "Haydi kızım!" demesiyle köpek iki adım atmıştı ki otların arasından bir bıldırcın fırladı. Avcı tüfeğini doğrulturken emniyetini de açtı ve bıldırcının biraz uzaklaşmasını bekledikten sonra tetiğe bastı!
Bıldırcın kuyruksokumunun hemen üzerinde vücuduna giren tek saçmanın yakıcı acısını duydu. Böyle vurulan kuşların hep yaptığı gibi birden dimdik yükselmeye başladı. Yükseldi, yükseldi ve sonra kanatlarındaki gücün tükendiğini fark etti. Kısa yuvarlak kanatları büzüldü ve artık onları çırpamadı. Yükseldiği gibi, düz bir hat üzerinde yere düştü. Hareketsiz kaldı.
Acı gerçekle yüzleşme
Avcı bıldırcının düştüğü yere geldi. Boynunda tek tek koyu kahverengi noktalardan oluşan gerdanlığı ile gözleri hâlâ canlı gibi pırıl pırıl açık, toprakta öylece yatan dişi bıldırcını aldı. Av ceketinin arkasındaki özel cebe koydu. Tüfeğindeki atılmış kovanı çıkardı. Yerine dolu bir fişek yerleştirdi. Geriye döndü.Ve köpeğinin hemen hemen aynı yerde yine fermada olduğunu gördü. Bu durum garibine gitmişti. Bıldırcınlar genel olarak birkaçı bir yerde olurlardı ama çil kekliğin tersine, biri kalktıktan sonra diğerlerinin uçmaması pek görülmüş bir davranış değildi.
Yine de köpeğine dikkatle yaklaştı ve tekrar komut verdi. Köpek otlara doğru bir hamle yaptı ama kuş uçmadı. Köpeğinin yavru bir bıldırcını ağzıyla yakaladığını o zaman fark etti. Kuşu almak için hemen atıldı ama çok geç kalmıştı. Yavru bıldırcın ya korkusundan veya köpeği onu yakalarken sıktığı için ölmüştü. Avcı kuşu köpeğinden aldı. Ve acı gerçekle o zaman yüz yüze geldi.
O yıl havalar çok kurak gitmişti. Bıldırcınlar ilk kuluçkalarını kaybetmiş, ikinci kez kuluçkaya yatmışlardı. Eylül ayının ilk haftasında bu kadar küçük bir bıldırcın yavrusu ile karşılaşmasının başka açıklaması yoktu. Anne bıldırcın yavrularını bırakamadığı için avcıyı uzaktan görünce hemen uçmamış, bıldırcınların hep ve başarıyla yaptıkları gibi köpeğin önünden tarayıp uzaklaşmamış ve sonunda avcının saçması ile yaşamını yitirmişti.
Orada aynı otların içinde başka yavrular da olmalıydı mutlaka. Avcı bıldırcınların 8-14 yumurta yumurtladıklarını biliyordu. Kalan yavruların, annelerini kaybettikten sonra yaşama şanslarının çok azaldığını da.
Büyük bir hata
Avcı o yılın kurak geçtiğini dikkate alarak ilk avına, sezonun açılmasından çok sonra çıkmayı tercih etmişti ama şimdi bunun bile büyük bir yanlış olduğunu düşünüyordu. Çok üzülmüş, avcı olmaktan büyük bir rahatsızlık duymuştu.Bir süre, elinde yavru bıldırcının cansız bedeni, öylece durdu. Sonra onu dikkatle annesinin yanına, av cebine koydu. Soran gözlerle bakan, çok sevdiği köpeğinin başını okşadı. Her zaman yaptığı gibi, ona sevdiği bisküvilerden bir tane verdi. Köpeğinin bu yanlışta hiçbir suçunun olmadığını biliyordu. Çiftesindeki iki dolu fişeği çıkardı.
Birden kendisini çok yorgun hissetti. Tüfeği sanki taşınamayacak kadar ağırlaşmış gibiydi. İçindeki büyük sıkıntıyla başa çıkmaya çalışarak arabasına döndü. Tüfeğini kılıfına yerleştirdi. Dönüp avlandığı dere boyuna, uçsuz bucaksız anızlara, aradaki dikenliklere, bıldırcınların çok sevdikleri otluklara son bir kez baktı.
Avcı bir daha hiç ava çıkmadı!

Cafe