'La Boum' benim yaşam öyküm
Sophie Marceau onu dünyaya tanıtan "La Boum"dan gözleri parlayarak bahsediyor. Marceau:"13 yaşındaydım. 'La Boum' ile ünlü olmanın nasıl bir şey olduğunu öğrendim. Herkesin sizi tanımasıyla baş etmek kolay değil. Herkesten çabuk büyümek zorundasınız" diyor
Defne Alphan
Antalya'da Hillside Su Otel'in lobisinde oturuyoruz. 44. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nin buluşma noktası bu lobi. Herkes orada. Aniden bir haber düşüyor lobiye; Sophie Marceau ve Christopher Lambert Antalya'ya geldi, otele gelmek üzere yoldalar! Fotoğrafçılar ve kameramanlar kapıya doğru koşmaya başlayınca anlayoruz ki festivalin en beklenen çifti geldi!
Sophie Marceau, sıradan bir kadın gibi. Hiçbir gösterişi, abartısı yok. Ama çok güzel. Nereli olduğunu bilmesem bile hemen Fransız diyeceğim kadar Fransız bir tipi var. Christopher Lambert ise yaşlanmış, elleri bile kırışmış ama çok havalı. Lobide birkaç poz verip odalarına gittiler.
Ertesi gün öğlen saatlerinde, otelin bir suitinde söyleşi yapmak için Sophie Marceau ile buluştum. Yanında erkek arkadaşı Christopher Lambert de vardı. Göründükleri kadar abartısızlar gerçekten. Çok tatlılar, çok hoş sohbetler, çok cana yakınlar. Lambert ile fotoğraf çektirirken uzak durdum diye kızdı, sarıldı hemen bana.
'Zor günlerim oldu'
Sophie Marceau ile söyleşi odasına girdik. Tabii ilk önce daha küçük bir kızken bütün dünyada tanınmasını sağlayan La Boum - Patlarsam Yanarsın filmini sordum. Vic isminde küçük bir kızın ilk aşklarını anlatıldığı "La Boum" filminin adı geçince hemen gülümsüyor. "La Boum aslında benim yaşamımın öyküsü! Çok küçüktüm, 13 yaşındaydım. 'La Boum' ile ünlü olmanın nasıl bir şey olduğunu öğrendim. Tek bir bedende, iki kişi oluyorsunuz. Bir ünlü siz, bir de kendiniz... Çok eğlenceli, zengin ve çok yoğun bir yaşam. Herkesin sizi tanımasıyla baş etmek kolay değil. Diğer çocuklardan daha çabuk büyümek zorundasınız. Aslında bu benim için çok zor olmadı, ben zaten hemen büyümekten yanaydım. Hayatımda zorluklar olsun, ben onları aşayım istiyordum. Zor günlerim oldu ama yine de yaşamımı başka bir yaşama değişmek hiç istemedim."'Oyunculuğu setlerde öğrendim'
Marceau, hiç oyunculuk eğitimi almadan bu dünyanın içine düşmüş böylece. Başarısını çok iyi yönetmenlerle çalışmış olmaya bağlıyor, "Oyunculuğu setlerde öğrendim" diyor. Hemen soruyorum: "Oyunculuk hayatınızda özel yeri olan bir yönetmen veya film var mı?" Hiç düşünmeden hemen cevap veriyor: "İlk söyleyeceğim isim 'La Boum'un yönetmeni Claude Pinoteau tabii. Beni bu dünyaya o tanıttı. Bir de hem özel hayatım hem de mesleki yaşamım için son derece önemli olan yönetmen Andrzej Zulawski var. Bana bir aktris olmanın ne demek olduğunu o öğretti." Marceau, Tavernier ve Pialat gibi yönetmenlerle çalışmış olduğunu da gururla anlatıyor. Onların filmleriyle çok değiştiğini, değişik tarz filmler yaptığını söylüyor: "Ben kişilik olarak da her şeyden biraz isteyen biriyim. Bu benim hayatımı eğlenceli kılıyor."
Yönetmenliği seviyor
Sophie Marcaeu ve Christopher Lambert'i Antalya Altın Portakal Film Festivali'ne getiren, Marceau'nun son filmi La Disparue de Deauville'in festivalde yapılacak galası. Marceau filmin hem senaristi, hem yönetmeni, hem de oyuncusu. Başrolü Lambert'le paylaşıyorlar. Yeni filmi sormadan önce "Ünlü bir oyuncuyken yönetmenliğe geçişiniz nasıl oldu, risk içermiyor muydu?" diyorum, "Hem oyunculuğa hem yönetmenliğe devam mı?""Bir oyuncu olarak setlerde bulunarak, filmleri izleyerek yıllarımı geçirdim. Sinema dünyasını çok yakından tanıyorum. Dolayısıyla oyunculuktan yönetmenliğe geçişim çok pürüzsüz oldu. Oyuncular, filmde yönetmenin neler hissettiğini yansıtır. Ben de kendi görüşlerimi, dünyaya bakış açımı göstermek için film yapmak istedim. Yönetmenlik ve oyunculuk birbirini tamamlıyor. Bu nedenle yazmaya da, çekmeye de oyunculuğa da devam!"
Kısıtlı süremizde genel olarak bilmek istediklerimi sorduktan sonra sıra Marceau'nun en çok cevaplamak istediği soruya geldi; "Yeni filminiz La Disparue de Deauville nasıl bir film oldu?" Heyecanla başladı anlatmaya: "Son derece enigmatik bir film. Hayatta insanların değişik kavşaklarla karşılaşmasını anlatıyor. İnsanların geçmişlerine uzanıyor. Karakterler filmde geçmişte kim olduklarını görüyorlar, kendileriyle ve aileleriyle ilgili bilmedikleri pek çok şey olduğunu keşfediyorlar. Biraz gerilim, biraz aksiyon, biraz da bir aşk öyküsü..."
Sophie'nin çok katı kuralları var
Sophie Marceau heyecanla yeni fillmini anlatırken menajeri odaya girip zamanımızın dolduğunu söyledi, konuşmamızı kesti. Ben de hemen Christopher Lambert'e koştum. La Disparue de Deauville'de hem oyuncu hem de yönetmen Sophie Marceau ile çalışmanın nasıl olduğunu sordum. Lambert'in Marceau'ya hayran olduğu çok belli. Ondan bahsederken gözleri parlıyor. "Bir oyuncu olarak Sophie Marceau'yu çok iyi biliyordum ama bütün tanışıklığımız 20 yıl önce bir yemekte merhabalaşmamızdan ibaretti. Geçen sene bir daha karşılaştık. Bana La Disparue de Deauville'deki rolü önerdi. Sophie bu filme inanıyordu. Benim için bu çok önemli. Ben bir film çekerken o film için ölebilirim. Onun da gözlerinde onu gördüm ve hemen kabul ettim. Bir yönetmen olarak çok katı kuralları var, ne istediğini çok iyi biliyor. Ben ne yaptığını bilmeyen yönetmenlere rastladım. Ne yapmak istediklerini bilmezler ve senden çözüm bulmanı isterler. Sophie Marceau işine çok iyi odaklanıyor, çok iyi çalışıyor ve senden her istediğini çıkarmayı biliyor."
|
DİĞER HABERLER |
YAZARLAR |
|

Cafe