Kabahat Kalli'de mi?
Kalli, Oğuz'un (Tongsir) sorusunu Almanca cevapladı...
Kendi neslinin Almancasıyla, tarzıyla...
Ve...
Sonrasını biliyorsunuz...
***
O soruyu İngilizce cevaplasaydı o polemik çıkmazdı.
Mesela Fransızca cevaplasa da...
***
Kalli, yirmi sene sonra doğmuş olsaydı, aynı şeyleri söylese bile o polemik yine çıkmazdı...
O neslin mimiği farklı, tarzı farklı...
Bu neslinki farklı.
Fark burada.
Ve...
Altı üstü yirmi sene...
Ve...
Ne çok fark ediyor.
***
Almanya'da evinde emekliliğinin tadına varması gerekirken, Florya'da gece gündüz çalışıyor.
İşi masa başı işi de değil...
Eşiyle hayatının bu dönemini baş başa yaşamanın keyfini çıkaracakken, Ali Sami Yen'de puan hesapları yapıyor.
Torunlarıyla oynayacağı saatlerde Hasan'la, Arda'yla oynuyor.
Kendi ritmini kendi bozmuş...
Zaten kafa yorgun, zaten vücut yorgun...
***
Hasan Şaş'a düdük fırlatışı veya Oğuz'un sorusunu cevaplayışı...
Hakan'ı, Lincoln'ü cezalandırışı...
Tarz aynı.
Üçü de abartılı...
Üçü de o neslin izlerini taşıyor.
Üçünde de arkasında bıraktıklarını yöneticileri toplamaya kalktılar.
Hâlâ toplayamadılar.
Ve...
Florya'nın içine hâlâ bir yumuşatıcı gerekiyor.
***
O nesil, Almanca'nın konuşulmadığı bir ülkede birine Almanca "ne istiyorsun" dese, karşısındaki Oğuz gibi olur.
Was möchtest du?
İnsan korkar önce...
Sonra İngilizcesi...
What do you want?
Sonra rahatlar.
***
Türkiye'ye gelen ilk "Alamancı'' futbolculardan birine sessiz film oynar mısın? diye sormuştuk...
Bir kişi eksikti...
"Ben sadece futbol oynarım" demişti, "bu ne biçim bir soru!"...
Ve...
Hepimiz Kalli'nin karşısındaki Oğuz gibi kalakalmıştık...
***
Sonra Franz Beckenbauer nesli geldi...
Sonra Joachim Löw nesli...
Nesiller değişti...
Tarz da değişti, mimikler de, Almanca da.
Her şey değişti...
***
Yazmıştım.
Kalli yetmiş küsur yaşında,
Almanya'yı savaştan sonra kalkındıran nesilden...
Sadece kendi işini iyi bilen ve iyi yapan o nesilden...
Hayat iş onlar için.
İşleri de hayatları...
Vakitleri olmamış hayatı tanımak için.
Hep çalışmışlar.
N'apsınlar?
Ve hikayenin özü bu.
Gerisi hikaye.
Ve...
Tabi bence...
BİLGİN'DEN...
Onlarca mail geldi...
"Senin için fark etmez, sen nasıl olsa tüyersin İtalya'ya" diyorlar.
Acıtacaklar ya...
Okurla aramda aşk - nefret ilişkisi var.
Love & hate denilen.
Kimi çok seviyor kimi nefret ediyor.
İkisi de aynı sayıda.
Ama...
Yanılıyorlar...
Beni tanımıyorlar.
***
80 ihtilali olduğu gece ne olduğunu tam olarak anlayamamıştım...
Gecenin bi yarısıydı...
Floransa'da öğrenciydim...
İlk trenle Roma'ya gittim, sabah ilk uçakla da İstanbul'a...
Tüydüm...
Ama istanbul'a...
İstanbul'a indiğimde havaalanlarında giriş - çıkışlar yasaklanmıştı...
***
Ailem, arkadaşlarım, dostlarım herkes burada...
Ülkem burası...
Burada doğmuşum...
Buraya onlarla aynı kaderi paylaşmak için tüydüm.
Bir İtalyan sokağında, bir İtalyan cafe'sinde huzurlu olsam ne olur olmasam ne olur...
Türkiye'de biz huzursuzken...
***
Dün de aynı duyguları yaşadım...
Sahile indim kafamı dağıtayım diye...
Daha da karıştı kafam...
Daha karıştım...
Ülkemin bir tarafında huzur yokken huzurumun beni ne kadar huzursuz ettiğini Ne kadar uğraşsam anlatmayı başaramam size...
Ve...
Çoğunuz beni tanımıyorsunuz...
Atıp tutmayın hakkımda...
O pazar, öncesi, sonrası...
Olası bir Yunanistan mağlubiyeti maçın öncesinde her şeyin sonu gibi gösterildi. Hayatlarında futboldan başka bir şey olmayanlar, iyice abarttılar.
"Allah bizi korusun Avrupa Şampiyonası finallerine bile gidemeyiz.''
"Kaybedersek sonumuz olur"
Sonra.
Yenildik.
Ve...
Ne oldu?
Hiçbir şey...
***
Perşembe sabahı her şey eskisi gibiydi.
Zaten...
Olsa olsa teknik direktörün, bazı futbolcuların, federasyon başkanının sonu olurdu.
Bizim değil.
Benim hiç değil...
***
Pazar sabahı Türkiye, Güneydoğu'dan gelen haberlerle sarsıldı.
Sarsıldık.
Hiçbir şey eskisi gibi değildi.
Ve olmayacaktı...
Hayatımızda aniden ne Yunanistan kaldı ne Avrupa Şampiyonası ne de futbol...
Kimsenin hayatında futbol olmadı o gün.
Hayatlarında sadece futbol olanların hayatlarında bile o gün futbol yoktu.
O gece Galatasaray - Ankaraspor maçı vardı.
Ertelense, kimsenin gıkı çıkmazdı.
Bir klasik olan, ligi yayınlayan kuruluş Lig TV'nin amiral gemisi Maraton'da bile futbol yoktu.
Şansal Büyüka sadece görüntüleri verdi.
Yapılması gerekeni yaptılar.
***
Doğru, Allah bizi korusun.
Ama Yunanistan'a, Norveç'e, Bosna'ya karşı futbol oynarken değil...
Daha önemli yerlerde korusun.
Avrupa'nın her takımına her gün yenilsek ne fark eder.
"Bizim Milli Takımız iyi futbol oynayamıyor, n'apalım'' der geçeriz.
Başka şeyleri iyi oynayalım...
Ulusça.
Bu daha önemli.
***
Avrupa'da girip çıkmadık yer bırakmadığım o dünlerdi...
Gelen geçen yeniyordu Milli Takımımızı.
Beş on maçta bir kere ceza sahasına ya girerdik ya da giremezdik...
Hepsi buydu oynadığımız futbolun.
Mesela...
Napoli'deki milli maçın 2. yarısında ilk orta sahayı geçişimizde tüm stat ayağa kalkıp alkışlamıştı.
Ne dünlerdi ama.
Ve...
Kimsenin benle kafa bulduğunu hatırlamıyorum.
Dalga geçtiğini de.
Ne ezildim ne de rezil oldum.
"Napim', futbol oynayamıyor bizimkiler" diyip geçtim her defasında.
Gıkları çıkmadı.
***
O pazar hayatımızda futbol yoktu.
Dolayısıyla üç büyükler de.
Dolayısıyla üçe de bölünmemiştik.
Daha bizdik.
Daha milliydik.
Daha takımdık.
Sanki birbirimize daha yakındık, daha bağlıydık.
Ve...
Tabii bence.
bilgingokberk@mail.com

Cafe