|
 |
|
|
Kontrol
Gökkuşa¤ı / Reşat Kutucular
Eskiden sinirlerimiz daha mı sağlamdı yoksa şimdiki dünya mı çok sinir bozucu? Kabul, yaş ilerleyince insanın tahammül gücü azalıyor. Tehditler de artık daha bir dibimizde, daha bir tepemizde, daha bir içimizde gibi. Tedirginiz. Tetikteyiz. Nereden ne maraz çıkacak acaba diye bakıyoruz hayata.
Sabahları kaçımız ''ne güzel, gün başlıyor'' diye ayağa fırlıyor? Kafalarda az ya da çok, boy boy endişeler. Gün boyu sorun çözme makinaları gibiyiz. Can sıkıcı bir şey mutlaka çıkıyor, oluyor. Biri hastalanıyor, biri ölüyor. Kötü haber bazen uzaklardan geliyor. Tanımadığınız insanların acısı boğazınızda yumruk oluyor. Çaresizlik öfkelendiriyor, utandırıyor.
* * *
Bu dünyada zaten hiç bir gün boş geçmiyor ki! Her gün binlerce çocuk açlıktan ölüyor, yüzlerce insan çatışmalarda yok olup gidiyor. Çoğu haber bile olmuyor. Adaletsizlik diz boyu. Her gün yeni nefret tohumları, yeni düşmanlıklar yayılıyor bu gezegenin bir bölümüne. Su dahil herşeyin kıt olduğu bölümüne.
Diğer tarafta işler tıkırında, şampanyalar patlıyor da ne oluyor? Gözünü hırs bürümüş hiper bireysel insanlar derin bir güvenlik korkusu içindeler. Hatta güvenlik korkusu Alllah korkusunu bastırmış. Gençler mutluluğu şırıngalarda arar olmuş. Çıkarsız aşk bile kalmamış belki. ''Ötekinin canı cehenneme'' anlayışıyla yürüyor hayat.
* * *
Bütün bunları görerek hayatı daha sakin yaşayabilir miyiz acaba? Bu zorlukları daha akıllı biçimde yönetebilir miyiz? Kontrol bizde değil gibi görünüyor. Kontrolu ele almaya çalışmak gerekmez mi? Kendi önceliklerimize sahip çıkamıyoruz. Sahip çıkmak başa çıkmayı kolaylaştırmaz mı? Ne zengin ne muhtaç ülkeyiz. Kendi içimizde, ya da komşularla gül gibi geçinip gidecekken olmuyor, yapamıyoruz. İzin vermiyorlar, çok kurcalıyorlar tamam da biz de bu toprakların hakkını veremiyoruz.
Bizim de içimizde bir sürü dengesizlik. Bizim de bir tarafımız lay lay lom, bir tarafımızda kurşunlar. Bir tarafımız küresel kapitalist bir tarafımız hala mezrada. Gecekondunun yanında gökdelen. Ha bir de aralarda gecekondu statüsünde gökdelenler! Nano teknoloji çağında baş örtüsü münazaraları! Derin çarpıklıklar yarata yarata gelmişiz bugüne. Gelişme başka bir şey olsa gerek!
* * *
Şu Körfez’e eskiden bu kadar gemi gelmiyordu. Böyle bir konteyner trafiği yoktu. Vapur trafiği de azdı bugünküne göre. Kırk yıl önce de denize girilemiyordu. Göztepe’de yelken kursu vardı, balık vardı ama. Topan kefal, lidaki, isparoz çıkarıyor çocuk yaşımızda Körfez’in keyfine varıyorduk. Liman şehri olmak ne demektir bilmiyorduk. Anlatmamışlardı ki. Körfezin ne büyük bir nimet olduğunun farkında değildik. Farkında olan az kimsenin feryatlarını da kimse dinlemiyordu. O zamanki hakim kültür Körfez’i yelkeni, balıkları değil apartmanları önemsiyordu. Yabancılar pek karışmadılar. Biz kendimiz kirlettik koca denizi etrafına binaları dikerken.
* * *
Bugün tekrar balıklanma başladı Körfez’de. Kirlilikle mücadele başladı ve benimsendi. Gerçi hala yelkenliler tek tük, hala sandallar dolaşmıyor, yüzmek hala uzak bir rüya ama bu kez kontrolu ele aldık. Kontrolu ele alınca Körfez’in kaderi değişti. Hiç olmazsa kıyı şeridini kullanmaya başladık. Körfez’e daha fazla değer verir, daha çok sahip çıkar olduk.
* * *
Gezegenin bugünkü halinde hayatın hakkını verebilmek için kontrolu elde tutmak şart. Bireysel olarak da öyle, kent boyutunda da, ülke çapında da. Yoksa, kontol kimdeyse onun borusu ötüyor. Dünya onun dünyası olmaya başlıyor! O zaman da hayat daha katlanılmaz oluyor.
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|