Küçük adımların büyük hikayeleri
Ne kadar zahmetli bir şeymiş büyümek. En ufak bir adımın çok büyük hikayesi varmış meğerSEMA ASLAN
Defne İnci'yi koyduğum yerde bulamıyorum! Yani genel olarak onu bıraktığım gibi bulamıyorum. Artık dönüyor ve ufak ufak emekleme hareketleri yapıyor. Dikkatini çeken nesneye doğru bin bir zahmetle ilerlemeye çalışıyor. Onu izleyince, yani dönmeye çalışmasını, ilerlemeye çalışmasını, kavramaya çalışmasını, kalkmaya çalışmasını, tutunmaya çalışmasını, yani çalışmasını izleyince yoruluyorum, şaşırıyorum. Ne kadar zahmetli bir şeymiş büyümek. En ufak bir adımın çok büyük hikayesi varmış meğer. İnsanın gerçekten de kendisini sevmesi ve tabiata, tabiatın kanunlarına saygı duyması lazım. Belki bebekleri daha çok izlemeli, gözlemeliyiz. O zaman, işin duygusal kısmı bir yana, büyümenin epey ağrılı ve yoğun emek isteyen yorucu bir süreç olduğunu fark eder ve belki de toplumsal bir sıçramayla hem ihtiyaçları hem de sonuçları daha doğru yorumlama gücünü, sorumluluğunu kendimizde bulabiliriz.
İç karartıcı bir dönem... Haber bültenlerinde savaşı, silahı oyun gibi gösteriyorlar. Haliyle bebekler nasıl büyüyor diye düşünüyorum birkaç gündür. Bebekler nasıl büyüyor? Aslında sözüm ona, anne-babayı "adam" ederek büyüyorlar önce.
Birçok kişi, hamileliğim sırasında aynı şeyi söylüyordu: "Bebek insanı başkalaştırıyor, hatta adam ediyor!" Öncelikler onun ihtiyaçlarına göre belirleniyor. Anne-baba ne kadar değişiyor, dönüşüyor ya da adam oluyor bilmiyorum; başımıza felaketleri hep adam olmuş çocuklar açıyor ne de olsa!
Yeni ve kesin kurallar
Dünya da akıl almaz bir halde diğer taraftan. Ama çocukların dönüşümü, yavaş yavaş adam olmaya başlamaları, izlenmesi çok keyifli bir olay. O bebekler adam olacaklar diye anne-babalar hayatlarına çekidüzen veriyor, kendilerine bile isteye yasaklar koyuyor.Mesela televizyon yasağı. Hiç tartışmasız, yasak. Uygulanmaması halinde bebeklerin erken dönemlerinde dil gelişimini etkiliyor, çocuklarda ise konsantrasyonda zorluğa neden oluyor. Günümüzün en gözde problemlerinden biri, çocukların hiçbir şeye birkaç dakikadan daha uzun süre odaklanamaması. Hiçbir şey onlar için yeterince ilginç değil; hiçbir şeye yeterince zaman ayıramıyorlar. Dolayısıyla derinleşemiyor, keşfedemiyorlar.
Beslenme alışkanlığıyla ilgili kesin kurallar gelir bebekle birlikte her eve ya da. Eğer diyet yapıyorsanız, çocuğunuzdan gizli yapacaksınız. Cola içiyor, cips yiyorsanız yine dikkat edecek, çocuğunuzun bu türden bir kötü beslenme alışkanlığı edinmesinde rol sahibi olmamaya çalışacaksınız.
Sigara zaten ve hepten yasak, evlerden uzak. Aman çocuğunuz sizi sigara içerken görmesin! Nefesinizin sigara kokması bile yeterince kötü; hele de bebekler için. Güzel, derin ve ferah soluk alıp verebilsinler hiç değilse, değil mi?
Başka... Mesela korkmak da yasak olabilir duruma göre. Diyelim, karanlıktan korkuyorsunuz. Yasak. Çocuğunuzun şundan bundan korkan, arka odaya giderken ille de kendisine refakatçi arayan bir çocuk olmasını istemiyorsanız, korkmayacaksınız.
Kavga etmek de yasak
Ve sanırım, kavga etmek de yasak. Çocuk korkabilir. Ve bu kez korkmakta haklı olabilir. Gizli ve sessizce kavga edeceksiniz.Yasaklar, anne-babanın kişisel alışkanlıklarına, yaşam tarzına, dünyaya bakış açısına, ihtiyaçlarına, yaşam alanına, sosyoekonomik durumuna, çocuğun yaşına vs. göre değişiklik ve çeşitlilik gösterebilir tabii. Benim aklıma gelen yasaklar, şimdilik bunlarla sınırlı.
Tüm bunlar, sizin evinizin içindeki yasaklar aslında. Çocuğunuz için düşünüp tasarlayarak yarattığınız yumuşak, sağlıklı, huzurlu evrenin sınırları bu yasaklarla belirlenmiş oluyor biraz da.
Oysa o çocuk dışarı çıkacak; bir süre sonra ne yapsanız da televizyon izleyecek; kendi sosyal kimliğini oluşturacak. Yani yavaş yavaş adam olacak. Siz onu adam etmeye çalışırken ne kadar adam olabiliyorsanız, muhtemelen o da o kadar adam olacak...

Cafe