"Bozuk paralar gibi düşer önümüze alkış"
Biri az alkış alınca, ben üzülüyorum. Ben istiyorum ki hepsini eşit alkışlayalım... tubakyol@yahoo.com
İlkokulda, okul müsameresinde, piyeste ortalama bir rolüm vardı. Bir de şiir mi, kont mu, ront mu -ront!- öyle bir şey için sahneye çıkmıştım. Sahne hayatında iki eli birbirine vurarak ses çıkarma manasında alkışlandığım tek gün, işte o gündür.
Bu kadarcık mı?
Düşündüm, düşündüm... Bu kadar galiba.
Gösteri dünyasında gösterdiğim varlık zayıfmış biraz.
Biraz?
Alkış dili,
şakşak lehçesi
Antalya'da, Altın Portakal Film Festivali'ndeyim şimdi.
Abi ben de aylarca evden çıkmıyorum, sonra da geldiğim yere bak: "Yerli Oscar'lar" (Bkz.: Portakal orada kal).
Şimdi, bir arkadaş var, kesin arayacak. "Artistler eziklediler mi güzelim seni orada, hooouuuğh" diye çirkin çirkin gülecek.
Artistler, yazık, kendi alkışlarının peşindeler...
Burada çünkü anadil alkış. Bir haftadır, açılış gecesinden başlayarak, ve sonrasında da, kendi filmlerinin gösteriminde hazır bulunan yönetmenleri, oyuncuları falan alkışlıyoruz. Türlü şakşak lehçeleriyle iletişiliyor. Bilirsiniz, el çırparken çıkarılan gürültü miktarı ve bu sesin süresi falan... Neyse ki kolay bir lisan.
Bana zor gelen tarafı, birini diğerinden daha az alkışlamak. Ya da ne bileyim, filmden önce çok alkışlayıp, filmi izleyip beğenmeyip, bittiğinde az alkışlamak.
Biri az alkış alınca, ben üzülüyorum. Ben istiyorum ki hepsini eşit alkışlayalım...
Komünizmde bile yok böyle bir eşitlik anlayışı!
Seyircide şöyle bir vicdan var ama: Daha yaşlı oyuncular, yönetmenler, artık popüler
değillerse de, hatta geçmişte de pek popüler olmamışlarsa bile, bunca yılda birikmiş alkışlarını toptan alıyorlar. Bu bari iyi bir şey.
* * *
Alkışlanmayı en doğal hakkı gibi hissedenler var -onlar doğuştan starlar. Ummadığı kadar alkış alıp sevinen var, umduğunu bulamayıp üzülen var. Bir diğerinin aldığı alkışa hasetlenen de vardır mutlaka. Yanındakinden daha fazla alkışlanmaktan mahcubiyet duyan da... Alkışı malkışı takmayan da vardır herhalde...
Yok mudur?
Böyle olur starların alkışıAlkış almak diye bir şey var. İzleyici karşısında kimin durduğunun yeterince idrakinde değilse, şuursuz izleyiciyse eğer; Sezen Aksu'nun tabiriyle seyirci "donyağı gibi" oturmaktaysa bile, doğuştan starlar hak ettikleri alkışı illa ki alıyorlar.
Bu yıl Altın Portakal'da festival nişanı diye bir şey başlamış. Gelenekselleşecekmiş, ki gelenekselleşir. Ve fakat bu tip şeyler ilk seferinde biraz komiktir. Nişan da yani, kırmızı bir kurdeleyle boyna takılıyor falan; bilemiyorum...
İlk nişan Hülya Koçyiğit'in. Açılış gecesi nişanını almak için sahneye geldi. Artık sonlara doğru, sıkılmışız, aslında az alkışlayacağız kendisini... Fakat öne yürüdü, kollarını açtı, eğilip selam verdi, bir-iki adım geri gitti, tekrar geldi... Bu esnada alkış tabii dinmiyor, giderek artıyor. Star işte. O kadar hakkı ki alkış onun, o alkışı muhakkak alıyor.
Ve Sezen Aksu...
Bu kadar konserine gittim, ben daha önce bir Sezen konserinde hiç böyle "donyağı" seyirci görmedim. Sanki klasik müzik dinletisindeyiz. Ne bir şarkıya eşlik etmek ne bir espriye adam gibi gülmek...
Sezen Aksu bir şarkı için vokalistine bıraktı sahneyi, içeri gitti. Vokalistler iki şarkı söyledi, Sezen yok. İçeriden biri Ozan Doğulu'ya Sezen Aksu'nun gelmeyeceğini işaret etti. Ben de vallahi gelmeyecek zannettim. E haklı kadın, ne biçim seyirciyiz.
Ozan Doğulu'ya şaka yapmışlar. Ne yapsınlar, baktılar seyircide iş yok, kendi aralarında eğleniyorlardı herhalde. Sezen Aksu kıyafet değiştirip geldi.
Alkış mı?
Ne yaptı, ne etti, en son yerlerde yuvarlanıyordu ama o müthiş alkışı, o donyağı seyirciden aldı Sezen Aksu. Ve konser öyle bitti.
Ya Coppola gençleşiyor ya da ben yaşlanıyorum
Baba da buradaydı. Francis Ford Coppola, Altın Portakal'da bu yıl üçüncüsü yapılan Uluslararası Avrasya Film Festivali'nin onur konuğuydu.
Yönetmenliğini yaptığı "Baba"nın müziğini çaldılar tabii o salona girerken. Coppola salona girdi. En şiddetli alkışı, en uzun alkışı, hatta ayakta alkışı aldı tabii. Sahneye çıktı. Konuştu etti. Yine bir sürü alkış.
Ve son filmi "Youth Without Youth" başladı.
Bittiğinde alkış cılızdı.
Film -en kibar nasıl denir?- enteresandı.
Aslında ben hiç sıkılmadım. Ki benim için mühim bir kriterdir. Bu filmi, tıpatıp aynısını, 30-40 yıl önce çekseydi diye düşündüm, belki de bu film klasikler arasına girmiş olurdu. Ama 2007'de?
Aynı filmi, aynı salonda, yine aynı insanlar, yine aynı günde ama sadece eski tarihli bir film olarak izleselerdi, belki de bu alkış böyle cılız kalmazdı.
Zamanla ilgili bir film bu. Çıkışta filmle ilgili fikrimi soranlara "Zamana bırakmak lazım" dedim ben. "Ya Coppola gençleşti ve bu filmi bizden sonraki kuşaklara anlattı ya da ben yaşlandım, bu yüzden artık daha vicdan sahibiyim, bir tanecik film yüzünden Coppola'yı harcayamayacağım."
Kötü filmin güzel kadınıSophie Marceau da salona girişte uzun uzun, film sonrası cılız alkışlananlardan. Fakat çok güzel bir kadın. Ben Christopher Lambert'i de pek beğenirim. Ona nedense pek iltifat yoktu festival izleyicisinden.
Marceau'nun yönetmenliğini yapıp başrolünde oynadığı "Hotel Riviera" sıradan bir Fransız polisiyesi. Festivalde yarışması acayip. Üf, kısacası kötü film işte.
Sophie Marceau'yu da eleştirirken vicdan azabı çekecek kadar yaşlı değilim. Hem o daha genç, başka filmler çeker...
Portakal, orada kal
Film başlamadan önce beyazperdede, o esnada salonda oturanlar, salona girenler falan gösteriliyor. Bir bakıyorsunuz, aaa, el salla, perdede sen varsın... Öyle canlı canlı bir hadise. Belgesel jürisinden Ludmila (Cvikova) söyledi; Cannes'da da böyleymiş. Altın Portakal'da benzer bir uygulama olmasını da çok takdir etti.
Bu arada Altın Portakal basında "yerli Oscarlar" olarak anılıyor ya, çok yanlışmış, hatta cahilceymiş efendim, onu da yeri geldi, ileteyim. "Yerli Cannes" daha uygunmuş.
"Kan Portakalı" desek mesela?
Altın Portakal'a Altın Portakal demek ne'mize yetmiyorsa...
Edebiyat matinesi
(...)
Okudunuz,
Bittiğine memnun,
Anlamamış;
Bozuk paralar gibi düşer önümüze
Alkış.
Gördünüz işte yerde
Çürük domatesler gibi ezik,
Avuçlarda mıncıklanmış kalbiniz.
Büyürken leke ince ipekte,
Yeniden eğildiniz!
Behçet Necatigil

Cafe