|
 |
|
|
Ne kadar ekmek o kadar köfte
Türkiye'de yapılan belgesellerin çoğunun ortak noktası bütçelerinin pek de yüksek olmaması
tubakyol@yahoo.com
Sabah akşam belgesel izleyen biri değilim. Biliyorsunuz, sabahları Seda Sayan'la Petek Dinçöz arasında gidip geliyorum. Fakat bir haftadır Antalya'da Altın Portakal'dayım; sabah programlarını kaçırmakla kalmadım, aynı zamanda günde iki-üç saat de belgesel izliyorum.
Çünkü niye?
Çünkü belgesel filmler jürisindeyim.
* * *
Türkiye'de belgesel neredeyse bakir bir alan.
Az belgesel var.
Ve dokunulmamış çok konu var.
Bu yazının yazıldığı gün (cuma akşamı) henüz festivalin kapanış ve ödül töreni yapılmamış olduğundan, biz jüri olarak tüm belgeselleri izleyip bir karara vardığımız halde (Vay be, ne cümle! Bir film festivalinde jüri olmak çok havalı) yarışan filmlerle ilgili fazla bir şey söyleyemeyeceğim. Ama şunu herhalde söyleyebilirim çünkü Türkiye'de yapılan belgesellerin çoğunun ortak noktası bütçelerinin pek de yüksek olmaması:
Para yok!
Deniz, güneş, film, film, film...
Bu sene kaç kez yaz sezonunu kapadım-kapatamadım. Önce bizim yazlıkta kapadım, herhalde bu yazın son deniz sefasıdır bu diye. Sonra Milliyet bir gezi yaptı, gemiyle Çeşme'ye gittik. Baktım hava makul, orada yine yüzdüm, yine sezonu kapadım. Şimdi de Antalya'da sezonu kapatıyorum.
Merak etmeyin, arada sırada da film izliyorum.
Ang Lee'nin "Lust, Caution / Dikkat, Şehvet"ini izledim. Venedik'te Altın Aslan'ı boşuna almamış bu film.
Michael Winterbottom'ın "A Mighty Heart / Güçlü Bir Yürek"ini izledim. Dört yıl önce Pakistan'da Amerikalı bir gazeteci kaçırılmış, başı kesilerek öldürülmüştü, hatırlarsınız. Ben internette seyretmiştim Daniel Pearl'ün öldürülüşünü. Feci bir şeydi. Film bu hikayeyi anlatıyor. Kaçırılan gazetecinin karısı (Angelina Jolie) onu arıyor falan. Film iyi hoş da, benim anlamadığım, niye yönetmen herkesin sonunu bildiği bir hikayede, gerilimi gazeteci sağ kurtulabilecek mi, kurtulamayacak mı üzerine kuruyor?
"Mutluluk"u izledim. Bu filmden kareler değil de, Zülfü Livaneli'nin romanını okurken gözümde canlanan sahneler aklımda kalsın isterdim.
Fatih Akın'ın yeni filmi "Yaşamın Kıyısında"yı izledim. Herkes beğendi filmi, ben beğenmedim, çok sıkıldım. Ne yapayım; söylemeyeyim mi?
Gösterime Nurgül Yeşilçay da katıldı. Bütün oyuncular çok iyi filmde. Nurgül Yeşilçay çok çok iyi. Ve biliyorum, film yerine kıyafetlerinden bahsedilmesine kızıyor ama insan da işte merak ediyor, neydi o galadaki kat kat'ları?
Semih Kaplanoğlu'nun "Yumurta"sını izledim. Bu filmi uzun uzun övmek istiyorum ama o kadar sade bir hikaye, o kadar sade bir dille, o kadar güzel anlatılmış ki... Ben de kısaca söyleyeyim: İyi film.
Çakma belgesel ya da belgesahteler...
Burada öğrendim; son yıllarda dünyada farklı bir tür belgesel, mockumentary'ler popüler olmaya başlamış.
Belgesel, İngilizce "documentary"dir. "Mock" da sahte, taklit, alay eden falan demek. Mockumentary yani, bir nevi çakma belgesel. Gerçek olmayan bir hikaye, belgelerle falan ciddi ciddi, gerçekmiş gibi anlatılıyor bu filmlerde,
En meşhurlarından bir tanesi "Operation Lune". Fransız yönetmen William Karel'in "belgeseli", Neil Armstrong'un asla Ay'a ayak basmadığını gayet inanılır bir uslüpla anlatıyormuş. "Belgesel"e göre, Ay'a ayak basma görüntüleri CIA tarafından stüdyoda, yönetmen Stanley Kubrick'in yardımıyla çekilmiş.
Bunun bir mockumentary olduğu biliniyor ama, açıkçası bu hikaye bana öyle çok da yalan-yanlış gelmiyor.
Kim bilir, belki de bu film gerçek bir belgeseldir, 1969'da Apollo 11'in Ay'a inmesi görüntüleri ise ilk sahte belgesel örneği...
Hatırla sevgili / O kısa filmleri / Sinema salonunda / Verdiğin imzalı resmini...
Festivalde kısa film gösterimlerine büyük ilgi varmış. Özellikle Antalyalı genç kızlar kısa filmleri kaçırmıyorlarmış.
Ne zamandan beri 15-20 yaş arası kızlar kısa film tutkunu oldular?
Cansel Elçin, Altın Portakal'da kısa filmde jüri üyesi olduğundan beri.
Organizasyondan arkadaşların yalancısıyım, kısa film gösterimlerinde jürinin arkasındaki sıraları kızlar dolduruyormuş.
Cansel Elçin'in ensesini izlemekten sıkıldıklarında, filmlere de bakıyorlardır belki.
manik depresif köşe
Sevgiliye mühim not: Canım, ben burada Mercedes Vito'larla otel kapılarından alınmaya, kırmızı halılara basıp sinema salonlarına girip çıkmaya falan çok alıştım. Lütfen eve bir kırmızı halıfleks neyin al, girişe ser. Yoksa dönüşte eve değil, depresyona girerim.
|
|
|

|