
Ece TEMELKURAN
Kıyıdan
Devrimci Facebook Örgütlenmesi
Bir kere göz ucuyla gördüm, o kadar. Tam olarak niye bu kadar coşku seli yarattığını da anlamış değilim. Fakat o kadar hikâye dinledim ki hakkında, artık ben de bu "hadise" konusunda yazma mecburiyetine boyun eğdim. Etraftan eleştiriler de olmadı değil, "Hâlâ Facebook'u yazmadın" gibisine... Geciktirdim, geciktirdim, sonunda işte gecikmeli olarak ben de Facebook yazanlar kervanına, her normal köşe yazarı gibi katılıyorum. Ve fakat benim hikâyelerim hep dehşet, dalalet ve gaflet üzerine.
Öncelikle şunu söyleyeyim, bu sosyalleşme merakını pek anlamıyorum. Niye insanlar bu kadar çok insanla tanışmak istiyorlar? Yorulmuyorlar mı? İnsan, insandan yılar yahu!
Bir de Facebook'un sürekli bahsi geçen "eski arkadaşları buluşturma" mahareti var ki, o iyice dehşet verici bana göre. Hayatından isteyerek, bilerek çıkardığın insanların seni bir internet sitesinde zımbalamasının neresi şahane anlamıyorum. "Sen ne yaptın bunca yıl?" sorusunu yanıtlamaya insanlar neden bu kadar meraklı? Herkesin hayatı eşsiz başarılar, sonsuz mutluluklarla mı dolu ki, bunu anlatacak yeni yeni insanlar bulma isteği yaşıyorlar?
Bir de kimin bu kadar çok zamanı var, onu hiç bilemiyorum. Facebook üzerine bunca yazı, bunca konuşmadan çıkardığım sonuçlardan biri bu:
Türkiye'de, beyaz yakalılar arasında itiraf edilmeyen muazzam bir gizli işsizlik olmalı.
Fakat, Facebook'la ilgili dinlediğim son hikâye durumun acayipliğini mükemmelen anlamamı sağladı.
Bir Facebook hikâyesi
Ankara'da bir arkadaşım var. Birkaç sivil toplum örgütünde birden çalışır. Barış, adalet, özgürlük... Meseleleri bunlardır. Şahane, orta yaşlı bir kadın. 70'lerdeki örgütlü mücadeleye katılmış biri. Onun şahsi Facebook hikâyesi şöyle:
"Herkes o kadar ısrar etti ki, ben de katıldım. Bizim eski sınıf Facebook'ta buluşmuş. Hacettepe Üniversitesi ... yılı mezunları. Sohbet ediyorlar Facebook üzerinden ve bana diyorlar ki: 'Yeterince yazmıyorsun'. Memlekette savaş çıkıyor, iç savaşa gidiyoruz, sivil toplum örgütlerinde bir sürü çalışma yapıyoruz konuyla ilgili. Sonunda iki işin arasında kısacık bir mesaj yazdım. 'Arkadaşlar, hakikaten Türkiye'de yapılacak çok iş var. Zaman bulup da sohbete katılamıyorum' dedim. Sonra tek tek hepsi özür mesajları yazdılar bana. Esas meşguliyetlerimizi unuttuğumuzu anlamış olmalılar."
Bu kadar tanışmak, bu kadar buluşmak, bu kadar "internet örgütlenmesi" neden yani? Ya da 70'lerdeki gençlerin futbol statlarına bakıp "Bu insanların hepsi örgütlense devrim olur" dediği gibi Facebook'a bakıp "Bu insanların hepsi örgütlenseler Türkiye iç savaşa girmez" diyebilir miyiz? Bunca tanışıklığın yani, bunca ilişkinin nihai bir hedefi var mı? Bir manası?
Herhalde nihai bir meselesi, manası ve tadı olmadığı için yeni fenomen "Facebook'tan nasıl çıktım?" hikâyeleri. "Girdim, beş gün kaldım, çıktım" diyenler hikâyelerini birbiriyle paylaşan yeni grup. Yine İstanbul'da orta yaşlı bir başka şahane kadın arkadaşım dehşetle anlatıyordu geçen gün:
"Bilmem kaç yıl öncesinden tanışıyoruz insanlarla. Çağırıyorlar, davet ediyorlar konuşmaya. Konuşmak istemiyorum. Hayatın orası yaşanmış, bitmiş sonuçta. Ama, daveti kabul etmesen ayıp. Kıvranmaya başladım böyle böyle düşünürken. Sonunda bir sabah beşte kâbuslarla uyanıp yüzümü yıkamadan geçtim internetin başına. Nasıl çıkacağım, şuradan mı buradan mı derken nihayet başardım."
Bir "Oh!" çeken arkadaşım şimdi Facebook'un dışındaki gerçek hayatta son derece mutlu, normal hayatına devam ediyor. Tavsiye ederim!
Not: Bugün saat 13.00-14.00 arasında Everest Yayınları standında kitaplarımı imzalayacağım.
ecetem@hotmail.com

Cafe