Oyuna gelmeyelim!
İlişkiler ve aşk başta olmak üzere gündelik hayatın olağanlığını bize hatırlatan şeylere bugünlerde her zamankinden çok ihtiyacımız yok mu?www.ilhanuckan.com
Faks: (0212) 505 63 88
Bu yıl kendimizi bir türlü "normal" hissedemediğimiz, hayatın sanki hiç "gündelik" olamadığı bir yıl oldu. "Bugün nasıl bir kavga, nasıl bir çatışma, nasıl bir kriz çıkacak acaba" demeye alıştık. "Olağanüstü", "olağan" hale geldi. "Aslında fena halde oyuna geldik" diyesim geliyor. Hayatımızı kendimiz etkilemekten çok, olup bitenlere tepki halinde yaşıyorsak, aslında kendi hayatımızı yaşayamıyoruz demektir. Her yerde karşıma çıkan "hassasiyet" sözcüğü de beni işkillendiriyor. Hassas olan yaralıdır çünkü ve hassasiyeti yarasını iyileştirmez, azdırır.
Nur Çintay'ın salı günü Radikal'deki köşesinde yazdıkları aklımdan çıkmadı bir türlü; "Böyle bir günde kendimde yazı yazma hakkı görmüyorum" diyordu başlığında... Terör, şiddet ve savaş geriliminin ayyuka çıktığı bir ortamda "magazin yazarı"nın dil tutulması hakkında bir yazıydı bu. Ama ben yazıyı okurken, "İnsan olduğu şeyden bu kadar suçluluk duyar mı?" diye düşündüm.
İçimi daraltan, yazarın kendine koyduğu sınırların darlığı oldu. Şiddetin kuşattığı bir gündemde "hafif konuların yazarı" kimliğinden duyulan utanç, yoğun bir suçluluğa dönüşüyor, sonuçsuz bir empati çabasıyla ifade bulan özrün arkasında insana dair olan birçok şey küçüldükçe küçülüyordu.
Aklıma Saraybosna'da vahşetin doruğa çıktığı günlerde düzenlenen konserler, sanat etkinlikleri geldi. Sanatçılar savaşın ortasında sanat yapmaktan utanmamışlardı! O şehirde "sayıların" değil, "gerçek insanların" yaşadığını bu etkinlikler duyurmuştu dünyaya.
İşte Bilirkişi olarak yazıyorum:
Bana popüler medya, özellikle de televizyon, hem kendini hem de kitlesinin "hassasiyetini" ayağından vuruyormuş gibi geliyor. Popüler olmakla popülizmi birbirine karıştırmak ne siyasetçiye ne de medyaya iyi gelir.Bakıyorum da, seçimler oluyor, üstüne ramazan geliyor, türban aniden "moda" oluveriyor. Terör hepimizi acıya boğuyor, magazin programları birdenbire şehit ailelerini konuk etmeye başlıyor. Bunu "sineğin yağını çıkarmak" diye eleştirmiyorum, yanlış anlaşılmasın. Tam tersine, krizin, olağanüstü olanın egemenliğini hayatımızın her alanına yayarak tam da bize oynanan oyuna teslim olmuyor muyuz, diye soruyorum.
Ayrıca acılı olanların acılarını paylaşacağımız ortamları doğru seçiyor muyuz?
Bugünkü yazımın ana fikri şu:
İlişkiler ve aşk başta olmak üzere gündelik hayatın olağanlığını bize hatırlatan şeylere bugünlerde her zamankinden çok ihtiyacımız yok mu? "Magazin" ve onu doğuran aşk, cinsellik, haz, kıskançlık, imrenme, hayal kurma, skandal gibi insani duygular, sadece popüler ve görsel kültürün "hafif" malzemesi değil, aynı zamanda hayatın temel birer parçasıdır ve "normalliği" temsil eder. Ama acıyı alıp da alıştırıldığımız "mağdur" etiketiyle sunarsak meseleye hassasiyet göstermekten çok hafifletmez miyiz?Suçluluk duygusu çok çeşitli... Yaşıyoruz diye suçluluk duyarsak asıl o zaman teslim oluruz anormalliğe.
İyi oyunlar herkese...
ÇEKİNMEYİN, SORUN! DAHA İYİSİNİ BİLENİNİZ VARSA DA ANLATSIN!
"Ben hasta ruhluyum diye tutturuyor!"
Uzun zamandır devam eden bir ilişkim vardı. Çok ayrıldık, barıştık ve ilişkimizde yıpranmalar başladı. Ben değer göremediğimi hissettim. Bunu ona dürüstçe söyledim. Çok kötü şekilde atışıp ayrıldık. Bir hafta sonra beni aradı, "Sensiz yaşayamam" dedi, özür diledi, ağladı, ben de affettim. Aradan daha bir hafta geçmeden bir gün onu bekliyordum. "Acelem var, zamanım dar" dedi. Sinirlendim bana 10 dakika ayıramıyor diye, tartıştık, kötü ayrıldık. Dört gün sonra dayanamadım aradım. "Her şey bitti, beni terk et ne olur" dedi. Ben onsuz yapamıyorum, hatalarım oldu, üstüne gittim. Ama o da dengesizlikler yaptı. "Ben hasta ruhluyum" diye tutturuyor. Beni çok bezdirdi ama onu kaybetmek istemiyorum. Ne yapmalıyım?Raif O.
* * *Bence onu çoktan kaybetmişsiniz. Terk edin! Kız arkadaşınız size oldukça karmaşık bir oyun oynuyor. Buna "terk ettirme oyunu" denir! Kendisi sizi terk edemediği için, sizi onu terk etmeye kışkırtıyor. Böylece suçluluk duyan ve "kötü" olan siz olacaksınız ve o hem "özgürlüğüne" kavuşacak hem de "arkadaşı" olarak sizi el altında bulunduracak.
"Ben dengesizim, hasta ruhluyum" gibi bahaneler bu oyunun en yararlı malzemeleridir. Kendinizi kurtarın, hem ondan hem de suçluluk duygusundan! Sakın geri dönmeyin, şimdikinden bile beter olur, bütün ipleri onun eline verirsiniz... Aybaşında çıkacak yeni kitabım "Terk Etme Oyunları Kılavuzu"nda bu oyunu ayrıntısıyla ele alıyorum. Daha fazla bilgiyi orada bulabilirsiniz.
Kılavuz Karga Oyunu!
Kadın: Kızları da alsınlar askere!
Erkek: Oldu, gözlerim doldu!
* * *
Erkek: Of of, hayat çok zor!
Kadın: Zor olan hayat değil, sensin!
Öptüm sizi

Cafe