|
 |
|
|
Bir soru bir cevap...
Benim Gözlü¤ümden / Nihat Demirkol
Cumhuriyet Haftası’nda, tarihe mal olmuş iki görüşü taşımak istedim köşeme; kutlu olsun...
* * *
Adnan Menderes’in 1950 Haziranı’nda Zafer Gazetesi başyazarı Mümtaz Faik Fenik’in sorduğu bir soruya verdiği şu yanıt, ''soru işaretinin kendisi''dir:
''Her taassup, cemiyet hayatı için zararlı neticeler doğurur. Cemiyet hayatında esas değişikliklerin yapılabilmesi, evvela taassup zihniyetinin yıkılmasına bağlıdır. Bu hakikatin iyice kavranmış olması neticesidir ki Büyük Atatürk, birtakım hazırlayıcı ön inkılaplara başlarken taassup zihniyeti ile mücadele etmek lüzumunu hissetmişti. Ezanın Türkçe okunması mecburiyeti de büyük bir zaruretin neticesi olarak kabul edilmelidir.../...Aradan uzun yıllar geçtikten ve vaktiyle zaruri görülen tedbire artık bir ihtiyaç kalmadıktan sonra bunda ısrar, bu sefer vicdan hürriyetine karşı bir taassup teşkil eder. Şimdi meselenin laiklik ve vicdan hürriyeti bakımından halline sıra gelmiştir.../...Halbuki, umumi adaba ve amme nizamına hiçbir aykırılık göstermeyen ezan meselesinde memnuiyetin devamı laiklik prensibini menfi cihetten zedelemek manasını tazammun eder... Bu izahımın milletimize mal olmuş inkilâplarımızın tamamı ile korunacağı manasını taşıdığını da ayrıca tafsile lüzum görmemekteyim. Hükûmet olarak ezan meselesi hakkında görüşümüz bundan ibarettir...''
* * *
Orhan Veli de, aşağıda ''bölümler'' aldığım makalesini yayınlar; 15 Haziran 1950 tarihli ''Yaprak'' dergisinde: ''İlk Demokrat Parti hükümetinin ilk ele aldığı meselelerden biri de bu ezan meselesi oldu. Sebebi meydanda: En mühim iş buydu çünkü. Bir hafta daha ezan dinlemeye tahammülümüz kalmamıştı. Ezan hemen Arapça’ya çevrilmese hep birden ölecektik.../...Bizim söyleyeceklerimiz, söylenenlere pek bir şey eklemeyecek. Bununla beraber, biz de düşündüklerimizi gelecek nesillere vesika halinde bırakmak istiyoruz. Onun için birkaç cümle söyleyeceğiz:
''...Ama ileriye doğru olduğundan şüphe etmediğimiz bir karardan geriye dönülünce iş değişiyor. Salt bir ezan meselesi olmaktan çıkıyor iş. Daha bir sürü geriliğin başlangıcı, daha bir sürü geriliğe göz yummanın işareti oluyor. Bu düşüncemizin doğru olup olmadığını anlamak için belki de biraz beklemek gerekecekti. Ama ona hacet kalmadı. Başbakanın demecini duyar duymaz sarıklar, cüppelerle sokaklara uğrayan softalar düşüncemizin doğruluğunu çabucak ortaya koydu. Sarıkla cüppeyi mühim saymayalım. Ama işin bu kadarla kalmayacağına da kalıbımızı basabiliriz. Daha neler olabilir diye düşünüyoruz da aklımıza şunlar geliyor: ...Oruç yemenin kafirlik olduğunu düşünen kimseler tarafından pekala taşa tutulabiliriz. O kimseler çoğalabilir. Kafirlik sayacakları işler oruç yemeden ibaret kalmaz. Memleket yararına görmek istediğimiz işler bugün nasıl komünistlik oluyorsa, o gün kolayca kafirlik olur. Milli heyecanın yerini dini heyecan alır. Dini heyecan her istediğini yapmaya başlar. Sonu neye varır bu işlerin? Görmek istemeyiz ama herhalde çok kötüye. Ezan meselesi tek başına bir şey değil. Mühim olan, sonu. Şaşıp üzüldüğümüz nokta da sayın başbakanın böyle tehlikeyi görememiş, düşünememiş olması...''
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|