
İntikamı acı oldu!
Deniz Uğur, yine bir konuştu, pir konuştu. Yazdığı senaryolar nedeniyle adı "entrika kraliçesi"ne çıkan Nuran Devres bile böylesine kanlı - canlı bir öykü yazamazdı.Deniz Uğur'un Vatan'dan Gülşen Yüksel'e yaptığı şu açıklamalara bakar mısınız?
"Tamer bana geçen sene tek taş yüzük verdi. Tek taşın anlamı da belli. Ama daha sonra kendisine o yüzüğü iade ettim."
"Tabii ki kendimi kandırılmış hissettim. Çok ağladım, çok isyan ettim. Bunun niye arkasında durmuyorsun, bu sancılar ne zaman bitecek dedim. Çünkü Tamer bana demişti ki 'Bizim üstümüze saldıracaklar ama ondan sonra bitecek, herkes bu yeni hayata alışacak', ama bitmedi. Bitmedi çünkü arada bir çocuk vardı ve bitmesi de istenmedi. İş şuna dönüştü: Ya Zeyno ya Deniz. Ben Tamer'e bunu çok net söyledim. Ben Zeyno ile rakabet edemem dedim. "
"Tamer'in annesi ayrıldığımızı duyunca ağlayarak beni aradı. 'Siz nasıl ayrılırsınız?' diyerek telefonla benimle bir saat konuştu. 'Ben seni kaybetmek istemiyorum, ben Tamer'i ilk defa bu kadar mutlu gördüm' dedi. Ben de onlara siz hiç üzülmeyin, bu hayattır, bunlar gelip geçecek dedim. Şimdi söyleyeceklerimi nasıl yazarsın ki ortada bir çocuk var bilemiyorum ama annesi bana aynen şunları söyledi: 'Sen onun nasıl bir yılan olduğunu bilmezsin. Oğlumun hayatını mahvetti. Oğlumu maddi-manevi sömürdü. Oğlumun evine altı ayda bir gidebiliyordum. Bunların senelerdir ne cinsel hayatı var, ne de bir şeyi. Zeyno ile bize son dakika gülünü attı' dedi..."
"Biz Tamer ile 2.5 yıldır birlikteyiz. Arzu her şeyi bile bile hamile kaldı. Tamer ile 'Yağmur Zamanı'ndan bu yana birlikteyiz. Tamer herkesin yanında uluorta 'Eninde sonunda boşanacağım, biz geçinemiyoruz ki' diyordu. Benim ilişkimiz boyunca nasıl bir baskı altında olduğumu tahmin edebiliyor musunuz? Sonra bir öğrendim ki Arzu hamile."
"Tepkim ne mi oldu? Tamer'i sette dövdüm. Sen bunu nasıl yaparsın diye? Bana, 'Çok çok sarhoştum. Teksas'ta film çekiminde oldu Deniz. Ne olur beni affet. Bebek sapasağlam dünyaya gelsin bunu halledeceğim' dedi. Buyrun, nasıl hallettiğini gördük."
Kendini, gönül verdiği insan tarafından feci şekilde kandırılmış hisseden birinin sağlıklı bir ruh yapısına sahip olmasını beklemek haksızlık...
Ama bu kadarına da pes...
Bir yandan medyanın özel hayatları masaya yatırmasına karşı çıkacaksınız, diğer yandan en özel sırları açığa vurmakta bir sakınca bulmayacaksınız...
Varsayalım ki Deniz Uğur'un söylediklerinin tümü doğru...
Sorun şu:Deniz Uğur'un canını acıtan dikenleri çıkartıp karşı tarafa batırma adına da olsa bunları söylemesi doğru mu?
Bence değil...
Altın Portakal mı yoksa Mavi Boncuk Ödülleri mi?
Bu ilginç durum sadece bu yıla özgü bir şey değil elbet... Ama bu garabete de bir yerde dur demek gerek...44. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde "En İyi Film" ödülüne "Yumurta" layık görüldü ama "En İyi Yönetmen" ödülü "Yaşamın Kıyısında" filmiyle Fatih Akın'a gitti...
"En İyi Film"i çekenin "En İyi Yönetmen" olması gerekmez mi?
Bu "Yumurta" kendiliğinden meydana gelmedi ya! Bu filmi de sonuçta bir yönetmen çekti...
Bir jürinin, "En İyi Senaryo" ve "En İyi Film" ödülünü bir filme vermesi şu demek değil mi?
Jüri, "senaryo" ödülünü ellerine verilen tekslere bakıp da karar veriyorsa diyecek bir sözüm yok.
Ama "En iyi senaryo"yu filmi izleyip yani senaryodan hayata geçirilmiş bir işe bakarak belirliyorsa bu, yönetmen ortaya çok iyi bir iş çıkarmış demektir. Senaryo "en iyi", film "en iyi" ama yönetmen değil...
Allah Allah...
Bu ne yaman çelişkidir?
Ya da ortada şöyle bir durum var.
Jüri "Yumurta"nın yönetmeni Semih KaplanoÇlu'na, Orçun Köksal'la birlikte aynı filmden "En İyi Senaryo" ödülü verdi ya, ne gerek var ikinci bir "Altın Portakal"a?
Onu da ver "Yaşamın Kıyısında" ile Fatih Akın'a... Haydi hayırlı işler...
"Mutluluk" filmi, yönetmeni Abdullah Oğuz hariç beş kişiye ödül kazandırdı. Jüri, Nurgül Yeşilçay'ı bu yıl da ödülsüz gönderdi.
Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde eskiden nedense bir Kadir İnanır antipatisi vardı.
Jüridekilerin tamamının değişmesinde bile sonuç değişmiyordu. Jürideki yeniler de eskiler gibi İnanır'ı "Altın Portakal"a layık görmüyordu. Allah'tan İnanır, 1986'da "Yılanların Öcü"ndeki rolüyle "En İyi Erkek Oyuncu" seçildi de Antalya'da şeytanın bacağını kırdı.
Haber beklemez, haber gizlenmez
44. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde yaşanan bir dizi kavga-dayak skandalından en ilginç olanı Festival Komitesi Başkanı Engin Yiğitgil ile festivalin basın işlerini yapan şirketin genel müdürü Nimet Demir arasındaydı. Alin Taşçıyan (Milliyet), Rahşan Gülşen (Günaydın) ve Ertan Aktuğ'un (Radikal) aynı gün çıkan haberlerinde olay hakkında her türlü detay mevcut. Radikal'den Erkan Aktuğ'un yazdıklarında, aslında bu olayın festivalin başında olduğu, bazı gazetecilerin de bunu öğrendiği ama festivalin son gününe yani Nimet Demir konuşuncaya kadar haberi tuttukları şeklinde ilginç bir ayrıntı vardı.
Nimet Demir'in, basın işlerini yürüttüÇü festivalin selametini düşünüp 3-4 gün suskun kalmasını anlayabiliyorum.
Ama bu olayı öğrenen gazetecilerin aralarında konuşup bir yandan da "Ya bir yerde çıkarsa" kuşkusuyla haberi birkaç gün niye sakladıklarını anlayabilmiş değilim. Ben olsam bir an bile bekletmez, haberi yazardım.
Gazetecilik sır saklama mesleği değil ki!
Festivalin selametini Festival Başkanı düşünmüyor da ben mi düşüneceğim.
Ben haberimi yaparım, sonrasını olayın kahramanları (!) düşünsün.
aeyuboglu@milliyet.com.tr
|
DİĞER HABERLER |
YAZARLAR |
|

Cafe