
Nail GÜRELİ
Onuncu ses
Öfkenin coşkusu
Gazetelerin ve televizyonların büyük çoğunluğu bu yıl 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nın şimdiye dek görülmedik bir coşkuyla kutlandığını yazıyor, söylüyor.
Yurdun dört bir yanında on binleri ellerinde bayraklarla sokaklara döken bu coşkunun niteliği ve niceliği bu yıl bambaşkaydı. Cumhuriyetin 84. yıldönümündeki bu coşku, ilk yıllardaki coşkudan çok farklıydı.
Bu coşku, özdeki sevince başat olan birikmiş bir hüznün, acının ve öfkenin dışa vurumuydu.
Bu coşku, Türkiye'nin toprak bütünlüğünü savunurken şehit düşen askerlerin acısıyla harmanlanan buruk bir coşkuydu.
Bu coşku, cumhuriyetin kazanımlarının adım adım sinsice yitirilişine başkaldırının coşkusuydu.
Bu coşku, Amerikan emperyalizmi karşısında pısırık kalan iktidara, Türkiye'nin elini kolunu bağlayanlara duyulan öfkenin coşkusuydu. Bu coşku, emperyalizmin Sevr planlarını artık iyice fark edenlerin, Türkiye'yi parçalamayı amaçlayanlara karşı ihtarının coşkusuydu.
Bu coşku, ince siyasal planlara, diplomatik oyunlara akılları ermese de yurtseverlik içgüdüsüyle büyük tehlikeyi sezenlerin direnmeye uyanış coşkusuydu.
Bu coşku, bıçağın kemiğe dayandığı anın coşkusuydu.
Bu coşku, bağımsız ve onurlu Türkiye özleminin saygın ve görkemli coşkusuydu.
Bir gözlem
Gecenin karanlığında, saat 20.00'de ellerinde bayraklarla Kadıköy'ün Bağdat Caddesi'nde yürüyenleri Göztepe kavşağında, bir ağaca yaslanmış, izliyoruz. Öbek öbek, marşlar söyleyerek, sloganlar atarak geçiyorlar.
Bir öbek Onuncu Yıl Marşı'nı söylüyor:"Başta bütün dünyanın saydığı Başkumandan..." (Saygın Türkiye özlemine vurgu yapıyorlar gibi.)
Bir başka öbek geliyor:"Türkiye laiktir, laik kalacak!" Kızlı erkekli gençler geçiyor:"Bağımsız Türkiye!" Bir başka grup ay yıldızlı bayraklarla tekbir getirerek yürüyor: "Allahu ekber!" Başörtülü kadınlar gözleri yaşlı haykırıyor:"Ya istiklal ya ölüm!"
Türkiye'nin ulusal bütünlüğü tarihten geleceğe yürüyor.
Bir ayrışma
Cumhurbaşkanı Gül, kimilerinin övdüğü bir "yeniliği" uyguluyor. Resepsiyon denilen davetleri gündüzleri eşsiz, akşamları eşli olarak ayrı ayrı yapıyor.
Türkiye'nin çağdaşlığını ve bütünlüğünü temsil etmesi gereken Çankaya'ya bu ayrımcılık yakışmıyor. Bizce ilkel olan bu ayrımcılık kamplaşmayı meşrulaştırarak teşvik ediyor.
Bir şiir
Haftayı Enis Batur'un bir başka coşkusunu yansıtan iki dizeyle noktalayalım: "Sen, penceredeki suskun kadın: / Hayatımda ol, kal, öl, istiyorum." (perişey, Beşinci Baskı, Kırmızı Yayınları)
nailgureli@milliyet.com.tr

Cafe