
Hasan PULUR
Olaylar ve insanlar
"Yaprak Dökümü"nün hatırlattıkları...
"YAPRAK Dökümü", deyim biraz hoş olmasa da, başını almış gidiyor, televizyonda en çok seyredilen dizilerden biri...
Geçen gece bir arkadaş telefon etti:
"Televizyonda cadıları seyrediyor musun?"
Bu da yeni bir dizi mi? Meğer Çiğdem Anad, Müjde Ar, Pınar Kür, Aysun Kayacı dörtlüsüne isim takmış; halt etmiş, keyifle, beğeniyle izlediğimiz birkaç programdan biri.
* * *
KİM cadı?
Müjde Ar mı, Çiğdem Anad mı, Pınar Kür mü, yoksa Aysun Kayacı mı?
Elbette hiçbiri değil, hele Aysun Kayacı hiç değil...
Bir hanım arkadaşımız onun gibilerden söz ederken "Kıyamam ona!" der. Bize kalırsa, onu programa "sarışın güzel" diye almışlar, lakin hiç de öyle çıkmamış, sarışınlığından başka, yer yer öyle cinlikleri var ki!
* * *
MÜJDE Ar desen, onun eline kimse kolay kolay su dökemez, laf pazarında üzerine çıkan yoktur, daha programın başında "Gazozcu Bedri"yi ortaya attı, kırdı geçirdi, "Bedri" gazozun kapağını açmış ama, içememiş...
Hele onun, tiraj peşinde koşan bir gazetenin genel yayın müdürüne 1 milyon tirajı garantileyen önerisi vardır ki! Biz yazamayız da, uygun görürse kendisi televizyonda anlatır, "Bedri'nin gazozu"nu nasıl anlattıysa...
Mizahın içinde birçok öğe vardır, müstehcenlik de bunlardan biridir, ancak Müjde Ar gibi yapılırsa mizah olur, yoksa müstehcen, yani kerih, yani iğrenç...
* * *
O gün karşılarına "Yaprak Dökümü"nün emekli kaymakamı Halil Ergün'ü almışlar, sıkıştırıyorlar. Halil Ergün de eski "Halil Ergün" değil, bir kaşı aşağıda, bir kaşı yukarıda ahkâm kesen "devrimci" değil... Devrimcilikten vaz mı geçmiş? Sanmam! Her yerde devrimciliği oynamanın uyumsuzluğunu anlamış olmalı... Zaten öyle olmasa "Yaprak Dökümü"nün tutulan oyuncusu olabilir mi?
* * *
BİR romanın yarım yüzyıl sonra çok ayrı bir sanat dalında okur değil, seyirci bulması romanın yazarı Reşat Nuri Güntekin'in yazarlığının değerini göstermez mi?
Reşat Nuri Güntekin'in "Yaprak Dökümü" değişim dönemi romanıdır; padişahlıktan cumhuriyete geçiş, değişen değerler karşısında insanların şaşkınlığı, tutarsızlığı...
Yanılmıyorsak TRT'nin siyah-beyaz döneminde de "Yaprak Dökümü" televizyonda oynadı, aklımızda kalan tek oyuncu Ayda Aksel...
* * *
ROMANIN aslını okuyanlar, bu diziyi seyredenler belki yadırgayacaklardır, en azından "Yahu o devirde cep telefonu var mıydı?" diyeceklerdir.
Varsın olmasın, olup veya olmaması romanın ana fikrini bozmuyor ki!
* * *
HERHALDE yapımcılar romanın telif hakkını yasal mirasçılarına ödemektedirler...
Oysa Reşat Nuri Güntekin, 1956'da öldüğü zaman geri de eşi Hediye Hanım ve bir kız çocuğuyla, telif hakları ödenmeyen bir sürü kitap kalmış.
O zamanın yayıncılığında anlayış buydu, yazar romanını yazar, parasını alır, bir daha telif hakkı filan isteyemezdi.
Hediye Hanım bu anlayışa karşı mücadele verdi, yazar Necati Güngör'e şöyle diyordu:
"O zamanlar, bir kere telif ödediler mi, yeter sayar, bir daha ödemezlerdi. Hiç unutmam, mücadele ettiğim bir yayıncı bana, sizden, bir ev satın alsaydım, ikinci kez para isteyebilir miydiniz?" (x)
Hediye Hanım mücadeleyi kazandı, kocasının telif haklarını aldı, "Bu alanda ilk savaşçı benim!" dermiş.
(x) Son Kadınlar, Literatür Yayıncılık, 2002.
h.pulur@milliyet.com.tr

Cafe