İhtiyacımız var!
Israr ediyorum... Bayrakların sandıklardan çıktığı, kulakların şehitlere yakılan ağıtlarla çınladığı, ordumuzun çok önemli bir harekata hazırlandığı şu günlerde "üç büyük" kulübün başkanı buluşmalı...
"Futbol için" dedik olmadı.
"Kardeşlik için" dedik olmadı.
Bıçak kemiğe dayandı. Bu sefer söz konusu "Vatan".
Artık Anıt Kabir'e mi giderler, derbiyi yan yana mı izlerler, gazetede, kanalda, yemekte mi sohbet ederler bilemem ama yönlendirdikleri veya yönlendirdiklerini iddia ettikleri kitleleri zamanında minicik çıkarlar uğruna nasıl gerip birbirlerine düşman edebiliyorlarsa bu sefer ulusal menfaatler doğrultusunda kucaklaşmaya davet etmeliler.
Kavga çıkartmak kolay...
Görelim bakalım dostluğu, kardeşliği, birliği empoze ettiklerinde ne kadar başarılı oluyorlar.
İhtiyacımız var.
Galatasaraylı Fenerbahçeliyle, Fenerbahçeli Beşiktaşlıyla kol kola girmek, çeyrek yüzyıldır ülkeyi kemiren teröre gövde göstermek, askerini desteklemek, hükümetinin elini güçlendirmek istiyor.
Lakin yıllardır "düşman" bellenen rakibe sarılınca "dönek" damgası yemekten korkuyor.
Bir ışık, bir işaret bekliyor liderinden.
Üç büyüklerin başkanları, bunu esirgeyemezler gençlerimizden.
* * *
Israr ediyorum...
Fenerbahçe - Beşiktaş derbisine taraftarlar kol kola girmeli. Yollarda yan yana yürümeli.
Artık marş mı söylerler, şarkı mı, Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi'ni mi bilemem ama bıçak kemiğe dayandı.
Belediye otobüslerini hurdaya çıkaran, taş atan, organize küfürler eden, tüküren taraftar tipine, iğrenç manzaralara tahammülümüz kalmadı.
Birbirlerine sesini yükseltenleri bile midemiz kaldırmaz artık.
Farklı formaların iç içe geçmiş etten duvarlar olması bugün değilse ne zamana kalmalı?
Merak etmeyin, bu militarist bir tavır değildir.
Bu savaş çığırtkanlığı hiç değildir.
Birbirlerinden nefret ettikleri sanılan kitlelerin "söz konusu vatan olduğunda" nasıl kenetleneceğinin ifadesidir bu.
İhtiyacımız vardır.
Hem bizim, hem futbolun.
Zor güç geçinen, kimisi parasızlıktan okula gidemeyen, bazıları marul yaprağı toplarken ezilen, filiz gibi evlatlarını şehit veren bir halkın dişinden tırnağından artırdıklarıyla krallar gibi yaşattığı futbol, milli birliğe borçludur bu kadarını.
NOT: Yaşadığımız günlerin yarattığı bu tarihi kucaklaşma şansına dün Attila Gökçe ağabeyimiz destek verdi. Duayenliğinin hakkını vermek bu olsa gerek. Eminim ki, tüm meslektaşlarımın düşüncelerini dile getirdi Attila ağabey... Siz derbilere kardeşlik duygusunun hakim olmasını istemeyen birini tanıyor musunuz? Bundan iyi fırsat biliyor musunuz?
'Başesgioğlu el koymalı'
Sevgili kardeşim Cemal Ersen Cumartesi günkü "Başkent Kulisi" köşesinde spordan sorumlu bakanımız sayın Başesgioğlu'nu göreve davet etti.
Cemal, öyle olur olmaz meselede çığlık atacak, bir bardak suda fırtına kopartmaya çalışacak adam değildir. Bir söylediği varsa, bakandan genel müdüre herkes kelime kelime incelemelidir.
Cemal Ersen'in işaret ettiği konu, Bilardo Federasyonu Başkanı'nın Başbakanlık Müfettişlerince tespit edilmiş ve gereğinin yapılması istenmiş "naylon kulüpler, sahte lisanslar" başlıklı raporun bürokrasi labirentlerinde ters-yüz edilmesiydi ki, her aşamasını ben de izleyip yazmaktaydım.
Ben Cemal kadar bilmem bürokrasiyi, yönetmelikleri...
Benim bildiğim; spordan sorumlu eski bakanımız sayın Mehmet Ali Şahin'in iki ay önce bana danışmanı aracılığıyla "Bilardoda genel kurul yapılacak ve eski başkan seçime katılamayacak" bilgisini verdiği ve şimdi kendisinin Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanı olduğu.
Düşünün sporumuzdaki ahbap çavuş ilişkilerini. Adalet bakanını bile adaletten şüpheye düşürecek kadar organize olmuşlar. Önlerinde sadece medya var. Cemal Ersen gibi faziletli ve işine hakim meslektaşlar...
Soru şu şimdi... Sayın bakanımız Başesgioğlu sorumluluk kapsamasındaki bu "al takke ver külah"ı masaya mı yatıracak, yoksa olay eski spordan sorumlu yeni Adalet Bakanı sayın Mehmet Ali Şahin'in iştigal alanına mı kalacak.
Yazık oldu Lincoln efendiyeSezonun ilk haftasında Galatasaray - Çaykur Rizespor maçına yazdığım tenkitten bir faragraf:
"Ceza, Galatasaray seyircisine verilmişti ama asıl zarar gören Lincoln'dü... Sormak lazım şimdi; Ali Sami Yen'in çimlerinde 20 bin Galatasaray seyircisinin ortasında Lincoln'ün yediği tekmeler hakem tarafından bu kadar hoşgörüyle karşılanabilir miydi? Bu kadar kartsız sürebilir miydi? Seyircisiz futbolun bir sakıncası da bu galiba. Tek insanın değerlendirmesine bırakılan faullerin çıtası bazen yükselebiliyor bazen düşebiliyor. Sarı kartın özgül ağırlığı değişebiliyor."
Lincoln'e zalim tekmeler pek önemsenmedi ve on hafta sonra yedi maçta zar zor oynamış mosmor baldırlı sakat bir Lincoln kaldı elimizde.
Bir yandan da teknik direktörüyle arası limoni.
Lincoln'ün kaç milyon Euro'ya geldiğini boş verin şimdi... Elimizdeki, sahamızdaki değerden nasıl yararlanamadığımızı düşünün. Lincoln gibi teknik ve zeka ile oynama arzusunda kaç genç futbolcuyu bu fikirlerinden caydırdığımızı hesaplayın.
"Bizim çimenlerimizde özel futbolcular tekme ile cezalandırılır"ın ispatıdır Lincoln.
Galatasaray taklitçileri
Galatasaray, formaları kaşkolları kopyalayan "taklitçiler"den 25 bin lira tazminat almış...Fena para değil ama bir hüzün kaplıyor insanı.
Bir zamanlar futbolu, hocası, hırsı, enerjisi, kupaları taklit edilmeye çalışılan Galatasaray'ın değerli malı kaşkol ve forma kalmış.
Karar Nasreddin Hoca'nın
Sinan Engin "derbi ertelense" diye bir niyet belirtti, bir haftamızı ziyan etti.
Tartışma kısır.
Ertelensin diyenler, olayın milli yönünü ileri sürüyorlar ve Fenerbahçe ile Beşiktaş'ın Avrupa maçlarına daha güçlü çıkması gerektiğini savunuyorlar.
Ertelenmesinciler, Türk takımlarının üç günde bir maça çoktan hazır olması gerektiğini belirtip "takımlarımız Avrupa'da yürürse lig nasıl biter" diyorlar.
Yabancı futbolcular insan değil mi?
Takımlarımızın yarısı yabancı değil mi?
Kim haklı?
En iyisi, kararı Nasreddin Hoca'ya bırakmalı.
"Hepiniz haklısınız"!
Burada önemli olan kimin haklı olduğu değil zaten. Sinan Engin'in neden böyle bir talepte bulunduğu, Zico'nun "yarım ağızla" da olsa neden ona katıldığı?
Neden istediler ertelemeyi?
Çünkü korkuyorlar!
Derbiyi veya Avrupa maçını kaybetmekten değil; maçlardan biri bile kaybedilirse yaşanacak olanlardan. Hedef haline gelmekten korkuyorlar.
Avrupalı, üç günde bir maç oynayabiliyor. Ama onlarda maç kaybedince kimse dayak yeme riskiyle karşılaşmıyor. Kimse istifaya davet edilmiyor.
Şimdi bir daha soralım:
"Kim haklı"
NOT: Maç erteletme talebi haklı olabilecek Gaziantepspor aslında. Üç gün arayla Fenerbahçe ile kupada, Galatasaray'la ligde karşılaşacak. İkisi de Avrupa takımı değil mi?
Azizim Maradona!
Hayranları, Arjantinli futbol yıldızı Diego Maradona'nın 47. yaş gününü "futbol topunun şahitliğinde Maradona kilisesinde evlenerek" kutlamışlar.
Maradona 100 kadar davetlinin bulunduğu törene internetten bir mesaj yollayarak katılmış. Futbolcunun doğum günü 30 Ekim'de düzenlenen bu tür törenler, 54 ülkeden 60 bin kişiyi bir araya getiren "Maradona Kilisesi" adlı derneğin kurulduğu 1998'de başlamış.
Kafayı sıyıranların futbol üzerinden teolojik dışavurumu bu.
Çoktan "din" haline gelmiş Maradona; adına nikah kıyılıyor.
Ve geleceğin dini olacağı açıkça ortada.
Tabi, belirli ibadet zamanlarında kokain yasağı falan getirip müritlerini kızdırmazsa.
eguven@milliyet.com.tr

Cafe