
Hasan CEMAL
'PKK terör örgütüdür!'

Hasan Cemal Bağdat'ta
Tank gibi zırhlı cipimiz, yüksek beton duvarlarla çevrili, kale içinde kale gibi Yeşil Bölge'ye girmek üzere.
Yavaşladık.
Beton blokların arasından kıvrıla kıvrıla Amerikan kontrol noktasına doğru yaklaşıyoruz.
İlk talimat bizim muhafızdan:
"Cep telefonlarınızı kapatın ve bana verin."
Denileni yapıyoruz Namık'la.
Bizim cipin şoförüyle koruması bellerinden tabancalarını çıkarıyorlar, şarjörlerini çıkardıktan sonra ikisini birlikte camın önüne görünür biçimde koyuyorlar.
Kum torbaları ve dikenli tellerin üstünde İngilizce ve Arapça bir duyuru:
"Bu bölgede cep telefonu yasaktır. Ve bu yasak bölgede emre en ufak bir itaatsizlik halinde ölümcül güç kullanılır."
Şehir şehir olmaktan çıkmış.
Her yan askeri araç kaynıyor.
Arabanın penceresinden herhangi bir yeri görmek neredeyse olanaksız. Her taraf yüksek beton surlarla çevrili. Güvenlik adına bilmeceye benzer tuhaf labirentlere bölünmüş Bağdat.
Güvenlik sanki hayatı öldürmüş, duvarların, dikenli tellerin arkasına itmiş... Belki de bir tek hurma ağaçları insana eski Bağdat'ı hatırlatıyor. Dört yıl önce böyle değildi, savaştan hemen sonra ilk kez geldiğim zaman...
Fransa'da okumuş
Çarşamba öğle vakti.
Biri Şii, biri Sünni olan iki cumhurbaşkanı yardımcısıyla, Adil Abdul Mehdi ve Tarık Haşimi'yle (aynı zamanda Irak İslam Partisi Lideri) görüşmeye gidiyoruz.
Kollarımı havaya kaldırıp üstümü arayan sivil muhafızlardan biri Fenerbahçe'li, biri Galatasaray'lı. Maçları televizyondan kaçırmıyorlarmış...Cumhurbaşkanı Talabani'nin Şii olan yardımcısı Adil Abdul Mehdi, Fransa'da ekonomi ve siyaset bilimi okumuş. 1970'lerde, devrimcilik yıllarında Beyrut'ta bulunmuş. Cengiz Çandar'la o yıllardan bugünlere sarkan yakın bir dostluğu var.
Soruyorum:
"Baasçı bir Türkiye'yle komşu olmak ister miydiniz?"
Bir an gecikmeli geliyor yanıt:
"Elbette istemeyiz. Biz daha yeni kurtulduk Saddam'dan... Bir terör örgütüdür PKK. Ve bizim anayasamız, terör örgütlerinin Irak topraklarında barınmasını yasadışı sayar."
Abdul Mehdi de, PKK'nın şiddet eylemlerinin Türkiye'de şoven-milliyetçi çevrelerin elini güçlendirdiğini, Türk demokrasisinin gelişmesini kösteklediğini, Türkiye'nin AB yolunu zora soktuğunu teslim ediyor.
Ama aynı zamanda, Irak'ın da normal durumda olmadığını, bu yüzden PKK'ya karşı yapılabileceklerin bir sınırı bulunduğunu, bu gerçeğin de Ankara'da görülmesi gerektiğini belirtiyor.
Ve ekliyor:
"Bütün samimiyetimle söylüyorum. Gelin hep birlikte, kolektif olarak çözüm arayalım. Tabii şunu da unutmayın. PKK bir Irak sorunu değil, bir Türk sorunu öncelikle... PKK nedeniyle kalkıp sadece Irak'ı suçlamak yanlıştır, haksızlıktır. Gelin hep birlikte elimizi taşın altına koyup çözmeye çalışalım sorunu. Yoksa hep birlikte tuzağa düşebiliriz."
AKP'yi takdirle izliyor
AKP ve hükümetinin Irak'ta takdirle izlendiğini söylüyor Abdul Mehdi. Türkiye'nin demokratik kurumlarıyla, partileriyle İslam dünyasına örnek olduğunu, Bağdat'ta Türk siyasal liderliğine güven duyulduğunu belirtiyor.
Türkiye'nin PKK ile yaşadığı zorlukları anladıklarını, PKK'nın şiddet ve silahtan mutlaka vazgeçmesi gerektiğini, ama Kuzey Irak'a bir müdahalenin yanlış olacağını, geçmiştekiler gibi sonuçsuz kalacağını, her yana istikrarsızlık saçacağını, Türkiye'nin de Kürt sorununu çözmek için adımlar atmasının şart olduğunu söylüyor, Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Abdul Mehdi...
Şii Cumhurbaşkanı Yardımcısı'nın yanından ayrılıp surlar içindeki bir başka küçük kaleye doğru, bu kez Sünni Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık Haşimi'nin çalışma mekânına gidiyoruz arabayla.
Burada güvenlik çok daha sıkı.
Silahlı muhafızlar kapının önünde saf tutmuş, sert bakışlarla bizi süzüyorlar. Arama faslından sonra içeri alınıyoruz.
Tarık Haşimi önce Irak ordusunda subaymış. 1975'te ayrılmış, ekonomi okumuş. Dedesi Osmanlı ordusunda komutanlık yapmış, Çanakkale'de, Gelibolu'da savaşmış, madalya kazanmış...
Bağdat'ın göbeğinden, Barudi semtinden, köklü bir Sünni Arap aileden geliyor Tarık Haşimi. Başbakan Erdoğan'ın dış politika başdanışmanı Ahmet Davutoğlu'nu yakından tanıyor.
PKK'yı bir bela olarak gördüğü anlaşılıyor. PKK'yı etkisiz kılmak için Irak'la Türkiye'nin ortak davranması ve ortak bir güvenlik stratejisi oluşturulması gerektiğini savunuyor.
'PKK dosyasını kapatalım'
Bu açıdan bugüne kadar verimli bir işbirliği yapılmadığını, Türk hükümetinin de böyle bir sürece fazla yardımcı olmadığını sözlerine ekliyor.
Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık Haşimi'nin şu sözleri ilginç:
"Irak'ın derdi çok. Olanakları kısıtlı. Bunun için de Kandil çok zor bir iş bizim için... Gelin birlikte hareket edelim ve PKK'nın Irak dosyasını birlikte kapatalım."
Tedirgin olduğu anlaşılıyor:
"Türkiye operasyon konusunda oyun oynamıyor, bunu görüyoruz. Operasyon tehdidi bir gerçek. Ama askeri operasyon yapmadan çok iyi düşünmek lazım. Çünkü savaşı başlatmak kolaydır ama sonrası güçtür. Böyle bir operasyonun hangi dinamikleri harekete geçireceğini önceden kestiremezsin. Başlar ama ne gibi koşullarda, nasıl biter bilemezsin. Türkiye'nin bunu düşünmesi gerekiyor."
Az yorum, çok haber
Irak'ın iki Cumhurbaşkanı Yardımcısı Adil Abdul Mehdi ve Tarık Haşimi'yle çarşamba günü Bağdat'ın 'Yeşil Bölgesi'nde yaptığım konuşmaların bir başka boyutu var.Irak'ta, özellikle Bağdat'ta nispi olarak iyileştiği söylenen güvenlik konusundaki son durumu da kendilerinden özetle dinledim, ilginçti. Bunu ileriki yazılara bırakıyorum.
Yazacak çok şey var.
Yorum ağırlıklı yazılarımı daha sonraya bırakmak niyetindeyim.
Şimdilik yazı önceliğini PKK bağlamında, Irak, Kürtler, Türkiye ve Kuzey Irak operasyonu konularına veriyorum. Az yorum, çok haber ve çok izlenim nakletmekle, yani 'gazetecilik'le yetinmeye çalışıyorum.
Sınırın öbür tarafında, Kuzey Irak'ta tabandan tepeye insanların nabzı nasıl atıyor, Bağdat ne düşünüyor, önce bunları nüanslarıyla saptamaya gayret ediyorum. Buna ihtiyacımız var çünkü.
Karşı tarafı bilmeliyiz
'Karşı taraf'ın duygu ve düşüncelerini nakletmek, bugünkü gibi yaşadığımız kriz ortamlarında sağlıklı karar vermek için önem taşır.
Gazetecilik bunun için de vardır. Değerlendirmeleri, birtakım klişe ve ezberlerden kurtararak sahici boyutlarına kavuşturmak 'gazeteci milleti'nin işidir.
Kimse rahatsız olmasın bundan.
1990'larda Bekaa'ya gidip Apo'yla da görüştüm, Belbuka Tepesi'ne, Cudi Dağı'na çıkıp askerlerle de geceledim.
Gerçek bir değil, bin yüzlüdür. Gerçeği kavramak öyle kolay değildir. Gazeteci gazeteciliğini, siyasetçi siyasetçiliğini ne kadar iyi yapmaya çalışırsa, gerçeğe biraz daha yaklaşır, tuzaklara düşmekten sakınırız.
YARIN:
Kerkük'te Kürtlerle Türkmenlerin barış yemeğinden Kuzey Irak'ta PKK'yı memnun eden gelişmelere...
h.cemal@milliyet.com.tr

Cafe