Patagonya Türkiye mi?..
Hani, mantığımızı zorlayan garip bir olayla karşılaştığımızda sorarız ya; "Burası Patagonya mı?" diye.
Pek çoğumuzun dünyanın neresinde olduğunu dahi bilmediği, bazıları için her türlü garabetin yaşandığının sanıldığı "sanal ülke"dir Patagonya.
Hayal aleminde en uzağı çağrıştıran noktadır.
Oysa ıssız toprakları, mavinin her tonundaki buzulları ve eşsiz doğa güzellikleriyle Amerika kıtasının en güneyindeki bu küçücük ülkedeki mütevazı yaşam, düşlediklerimiz ya da tevatürlere konu olanlardan daha farklıdır!..
Örneğin, kendini yönetmekten aciz, iş bilmez, diktatorya özentilerinin oyuncağı değildir spor kulüpleri Patagonya'da!
Bir futbol takımı, on haftada 4 kez teknik adam değiştirmez orada!
Kovduğu antrenöre hak edişini vermediği için, normaldekinin üç katı tazminat ödemek zorunda kalmaz bir kulüp o diyarda!
Ve kulübünü milyonlarca Euro zarara sokmasına karşın, hesap vermekten kaçamaz bir başkan veya yönetici o coğrafyada!
Ne acıdır ki bu gibi tuhaflıklar, dünyanın pek az ülkesinde, sıklıkla da bizde görülür.
Oysa dev futbol endüstrisinde kulüp yöneticisi olmak akıl, bilgi, görgü, sorumluluk, deneyim ve strateji üretme yeterliliğini gerektirir.
Kulüplerin kurumsallaştığı, yöneticiliğin profesyonelleştiği ülkelerde, dümene geçince "ben yaptım oldu" diyemezsiniz.
Canınızın istediğini alıp, istemediğini kovamazsınız.
Kulübü, menajer oyuncağı haline getiremezsiniz.
Yanlış transferleri "pardon" deyip geçiştiremezsiniz.
Milyonlarca taraftara malolmuş, asırlık markaları babanızın çiftliği gibi yönetemezsiniz.
Patagonya'da mı?..
Bunların hiçbirini zaten yapamazsınız!
Sil baştan olacak
Turkcell Süper Ligi'nde 2.5 ay geride kalırken, 8 kulüp teknik direktör değişikliğine gitti.Bazı kulüp başkanları sezon başında kendi yöneticilerine bile haber vermeden imza attırdıkları teknik adamların işine son verirken, hiç sıkılmadan başarısızlığın sorumluluğunu başkalarının üzerine yıkıp, işin içinden sıyrılmaya kalktı.
Birkaçı hariç, yanlış tercihlerin, ucuz para politikalarının, inadın, ısrarın faturasını üstlenmekten gocundu.
Elbette bu kadarla kalmayacak.
Bakın bundan sonra neler olacak?
Kurtarıcı gözüyle göreve getirilen teknik adamlar doğal olarak, -ki bu onların hakkı- transfer isteyecek.
Devre arasında eksik gördükleri mevkilere takviye yapacak.
Kümede kalmak ya da en azından Avrupa hedefini yakalayabilmek adına yine milyonlarca YTL harcanacak, kısır döngü içinde beş-on futbolcu yer değiştirecek, ucuz yabancılar umut olacak.
Doğru seçim yapan, teknik kadrosu ve futbolcusuna güvenen kulüpler arayı açacak, diğerleri nal toplayacak.
Aralarında işi bilen ve şansı yaver gidenler kümede kalacak!
Laf cambazı yöneticiler ise bu başarıyla öğünecek.
Patagonya'da mı?
Bunların hiçbiri zaten yaşanmaz!
Soldan say iki manga
Tercihiniz yabancı çalıştırıcı değilse, Türkiye'de çok fazla seçeneğiniz yoktur.Lisanslı bilmem kaç bin teknik direktöre karşın, üst ligde görev yapanların sayısı sağdan da saysanız, soldan da saysanız iki mangayı doldurmaz.
Hepsi bildik, tanıdık isimlerdir.
Ama öyle bir piyasadır ki bu; Federasyon başkanı, yöneticisi, hatırlı bir iş adamı veya bir ağır abiden icazetiniz yoksa, takım çalıştırma şansınız az demektir.
Sırtınız sağlam, ağzınız biraz laf yapıyor ve azıcık bilimsel çalışmadan söz edebiliyorsanız, yol sizin için yarılanmıştır.
Performans, kariyer, deneyim, bu ülkede iyi ilişkiler kurmaktan çok sonra gelir!
Meslek etiği, prensip, ahlaki değer sözde çok önemlidir ama... Öncelik yine de ilişki yönetme! becerisindedir.
O yüzden kapının önüne koyduğunuz ithal çalıştırıcılar, çok kere niçin kovulduklarını bile kavrayamaz.
Patagonya'da mı?
Bunların hiçbiri zaten olmaz!
Tolunay'a saygı lütfen
Benzersiz bir futbol kültürüne sahibiz.
Ne alaturka ne alafranga.
Birinin doğrusu ötekinin eğrisi.
Başarının kıstası yok, gramla tartıp metreyle ölçemiyoruz.
İşte geçen haftaki Kayserispor-Trabzonspor maçı.
Kayserispor teknik direktörü Tolunay Kafkas ikinci yarının ortalarında oyuna müdahale ediyor.
Fatih'i çıkarıp Kemal'i alıyor, sonra da Ragıp'ın yerine Cangele'yi sürüyor sahaya.
Ama o ne?
Tribünlerden ıslık sesleri ve "Tolunay istifa" gürültüsü yükseliyor.
Oysa iki değişiklik de yerinde; hücum gücünü artırıcı hamleler.
Nitekim golün ortasını Cangele, üç puanlık vuruşu ise Kemal yapıyor.
Maç sonunda aynı terane devam ediyor:
"Tolunay istifa.."
Niye?
Takımını lig beşinciliğine yükseltti diye mi?
Yoksa onların istediği tarzda bir teknik direktör olmadığı için mi?
Yönetim ise bazı yerel gazeteleri hedef gösteriyor.
"Kayseri insanının prestij kaybına neden olma, geri kalmışlık ve karmaşa yaratarak beslenme" döneminin sona erdiğini açıklıyor!
Bunlar ciddi suçlamalar.
Altında ne ararsanız var.
Ne anlamak isterseniz o!..
Bu gürültü ve kavga içinde dimdik, adam gibi ayakta duran ise Tolunay Kafkas.
Onu acımasızca eleştirenlere bir tavsiyem var.
Dünya görüşleriniz örtüşmüyor diye kimseyi yaşam biçimi ve ilişkileri nedeniyle yargılamaya kalkmayın.
Duruşu, kişiliği, performansıyla apayrı bir kulvarda yürüyen teknik adamınıza hak ettiği saygıyı göstermeye alışın!
Tabii saygıyı hak edecek bir konumdaysanız ve saygı görmek istiyorsanız.
İş bilenin!
Futbol Federasyonu başkanı Haluk Ulusoy eski personeli Bülent Yavuz'u MHK'ye eğitim danışmanı olarak işe almıştı ya...
Meğer muhabbetleri bununla sınırlı değilmiş.
Ulusoy, seminer ziyaretleri sırasında hakemleri esas duruşta bekleten eski MHK başkanının ricasını kıramamış ve Ankara'daki merkez binada bir oda tahsis etmiş.
Danışmanımız yetinmemiş, bir talepte daha bulunmuş:
"Sağolun, beni işe aldınız, oda verdiniz. Ama... Gidip gelmek zor oluyor, bir de araba olsa hani..."
Ulusoy ikiletir mi? "Al be Bülent, benzini de benden" demiş...
Şimdilerde Bülent Yavuz adının baş harflerini taşıyan son model jipi yerine, federasyonun mercedes marka mütevazı arabasıyla gidip geliyormuş işe!
Eee adı üzerinde "danışman".
Danışmanın da bir bedeli olacak tabii...
cersen@milliyet.com.tr

Cafe