
|
|
|
 |
|
|
"OKURUM, YAZARIM YA DA ÖLÜRÜM; BENİM YAŞAMA BİÇİMİM BU!"
"Kitaplar ampuller gibiydi, ışık verdiler "
Vedat Türkali'nin iki ayrı odada toplanan kütüphanesi dünya klasikleri, Türk edebiyatı, siyaset, sinema ve sözlük ağırlıklı. Yazar, kütüphanesinde, eşi Merih Hanım'ın kendisinden daha çok hakkı olduğunu söylüyor.
SEMA ASLAN
Nur Apartmanı'ndaki evine gittiğimizde Vedat Türkali, çalışma odasında 'yoldaşım' dediği eşi Merih Pirhasan ile oturuyordu. Önünde bilgisayarı... "Ben, makineler icat edilmeseydi, yazar olamazdım. Eskiden daktiloyla yazıyorduk, şimdi bu Allah'ın belası makineler çıktı. O da çok işe yarıyor ya, yalnız bir de yazdıklarınızı yiyip yitirirse ki, başıma geldi, sormayın!"
Hemen yanı başındaki rafta, okumak üzere sıraya koyduğu kitapları... "Ben okurum, yazarım ya da ölürüm. Benim yaşam biçimim bu. Başka bir şey yok. Eskiden çok sayıda gazete alırdım, sabah başlardım okumaya, akşama kadar bitiremezdim. Her ay bir veya iki kitabı okurum. Son olarak da Orhan Pamuk'un 'İstanbul'unu okudum, çok güzel bir kitap, eline sağlık."
BENİ KOMÜNİST YAPACAK!
Bazen parasızlık bazen zorunlu göçler bazen de hapislik nedeniyle ama en çok da arşivci bir yapısı olmaması, kitabın mülkiyetine inanmaması yüzünden uzun yıllar bir kütüphanesi olmamış Vedat Türkali'nin. Hoş, olduğu zamanlarda da başkalarının ilgisine, kullanımına açık tutmuş kitaplarını.
Belli dönemlerde kütüphanesini düzenlemesi için birlikte çalıştığı asistanları, Vedat Bey'in kütüphanesindeki kitapları, kitap ve yazar isimlerine göre numaralandırarak fişlemiş, kataloglamış. "Ben bu evde hiçbir şeyin yerini bilmem kızım," diyor Türkali. Bir kitaba ihtiyacı olduğunda asistanı Sebahat Hanım yardımcı oluyor kendisine. Sebahat Hanım ile ilişkileri çok özel; evlerinin bütün sorunlarını çözen o. "O bizim en küçük kızımız" diyorlar Vedat Bey'le eşi. "Torunumuzdan bile küçük!" Sebahat Hanım'a bakarak takılıyor, "Bu kız beni komünist yapacak diye korkuyorum!" diyor!
Komünist demişken, Vedat Türkali'nin kütüphanesinde, onun kitaplarına özel raflar yok; eserleri, diğer kitapların arasında dağınık olarak duruyor. Fakat bir de dolaplar var... İçlerinde Vedat Türkali'nin kitaplarının bulunduğu dolaplar... "Mavi Karanlık" dolabı, "Güven" dolabı, "Komünist" dolabı... Bu dolapları 'şöyle bir' görebildik; Vedat Türkali kütüphanesinin mahzeni o dolaplar...
HEPSİNİN ANISI VAR
Vedat Türkali'nin kütüphanesi, dünya klasikleri, Türk edebiyatı, siyasi kitaplar, sinema yayınları ve sözlük ağırlıklı. Kütüphanenin tüm kitapları listede kayıtlı ama rafların kendi içinde bir düzeni yok. Yani fişlerin yardımı olmadan herhangi bir kitabı bulmak çok zor. "Yavrucuğum, bu kitapların hepsinin bir anısı var bende," diyor Vedat Türkali: "Hepsini okuduğumu iddia edemem tabii, ama bunların hepsi benim kitaplarım. Hepsi tek tek elimden geçti..."
Evin çeşitli yerlerinde kitaplar, raflar var. Ancak asıl kütüphanenin iki ayrı odada toplandığını söylemek gerek. Türkali'nin çalışma odasında, Merih Hanım'ın babasından kalma bir dolapta yer alan kitaplar, sayıca daha az ve şiir ağırlıklı. Üç duvarı raflarla dolu olan odada ise hemen her türden kitabı bulmak mümkün.
İlk ne zaman bir kütüphane oluşturmaya başladınız, hatırlıyor musunuz?
Ben taa ortaokul, lise yıllarından beri, hani 'edebiyatçı' derler ya, öyle bilinirdim. Param yok. Üç - beş kuruş bir yerlerden elime geçtiğinde kitap alırdım. Ama kitaplık olacak kadar kitabım yoktu zaten. Mahallemizde bir marangoz vardı; bana bir masa yaptı; önüne de şöyle iki tane raf koydu...
Edebiyat öğretmeni olunca; küçük bütçemden para ayırıp kitap alıyordum. O zamanlar Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları vardı, en güzel, en iyi yayınlardı. Edebiyat öğretmeni olduğum için indirimli olarak veriyorlardı. Sonra İstanbul'a geldik; yine, bir kitaplık oluşturabilecek kadar kitabım yoktu fakat epeyce de çoğaltmıştım kitaplarımı.
'51'de tutuklandım; ev dağıldı, kitapları da herhalde birileri aldı. Ancak, ben cezaevinden çıktıktan sonra bir evimiz oldu. Ve yine ancak o zaman, gerçek anlamda kitaplığımı oluşturmaya başlayabildim. Ama ille de bir kütüphanem olsun diye düşünmüyordum. Kitabı alır, okur ve okumasını istediğim birine verirdim. Veya eş dost alışık olduğu için, gelir, bir kitap görür... "Okudun mu?" "Okudum"... Alıp götürürlerdi. Yani ben şu andaki kütüphanemin en azından yarısına yakınını da eşe dosta dağıtmışımdır.
Londra'ya gittiğiniz dönemde kitaplarınız ne oldu?
Bütün kitaplarım burada kaldı, ev satıldı. Bir dostum, Suat Kundakçı, minibüsle Çanakkale'ye götürmüştü... Sonra dönünce buraya, Cihangir'deki bu daireye taşındık. Bir marangozla anlaştık, şimdi içerde bulunan kitaplığı yaptırdık. O kitaplıktaki raflar, çift sıradır. Beş bin tane kitap var raflarda.
O zamanlar benim sekreterim olan hanım kız, İlkay, kütüphanecilik bölümü mezunu; onunla bir sınıf arkadaşı düzenlediler kütüphaneyi. Çünkü çok kitap vardı, aradığımı bulamıyordum, gidip yeniden alıyordum. Aynı kitaptan iki - üç tane bulunuyordu hatta. Ama maalesef, son iki - üç yıldır yine bir dağınıklık var...
BAŞUCU KİTAPLARI
Şimdiki asistanınız? Sebahat Hanım?
Hayır, ben ona bir şey demiyorum; o, kütüphaneci değil ki! Fişlemeler nasıl olacak, kitaplar nasıl dizilecek... Ancak Sebahatçığım arayıp bulabiliyor istediğim kitapları. Zaten şu anda benim ana kitaplarım ansiklopediler ve lügatler. Osmanlıca, İngilizce, Almanca, Fransızca, Türkçe... Hele Türkçe sözlükler...
Gittiğim yerlerde yanımdan ayıramadığım başucu kitaplarım onlar. Onun dışında kitapları okur ve genellikle birilerine veririm. Bir tek imzalı kitapları ayrıca bir yere koyuyorum.
Hapishanede olduğunuz dönemde de bir kitaplığınız var mıydı?
Hayır. Daha önce Edebiyat Fakültesi'nde askeri öğrenci olarak okurken çeşitli bölümlerden arkadaşlar bir arada kalıyorduk; o sınıfa 'askeri öğretmen sınıfı' denirdi. İşte o dönem, öğretmenler sınıfına ilk kitaplığı biz yaptık; aramızda paralar topladık, kitap bağışları sağladık. İlk kitaplık yaptığım yer orasıdır benim.
Bir de ben Maltepe Askeri Lisesi'nde hocayken, çok değerli bir okul müdürümüz, Kurmay Albay Cemal Akbulut'un desteğiyle büyük bir edebiyat kitaplığı kurmuştuk. Bizim seçtiğimiz kitaplar rahat okunuyordu öğrenciler arasında. Epey bir çabam oldu orada.
Çok sevdiğiniz, vazgeçemediğiniz kitaplarınız var mı?
Vazgeçemediğim sadece kendi yazdıklarım! Kitap mülkiyeti duygusu yok bende. Kütüphane sahibi biri sayılmam. Hani arşivci vardır, kitabı alır, saklar. Yok bende öyle bir şey.
Ben kitabı okurum, eğer çok önemliyse derim ki "Sebahat, masamda tut, alıntı yapabilirim".
HIRSIZ SAHAF
Kitaplığınız için bir yardımcıya ihtiyacınız olduğuna ne zaman karar verdiniz?
Bir aldığım kitaptan iki üç tane daha aldığım vakit. Arıyorum, arıyorum bulamıyorum; binlerce kitabın içinde nereden bulacağım? Bir de benim bir huyum var; çok önem verdiğim kitabı öyle iyi saklarım ki, ben de bulamam!
İngiltere'ye gitmeden birilerine verdim kütüphanemin düzenlenmesi işini. Meğer aynı zamanda sahaflık yaparlarmış ve benim kitaplığımdan da kitap çalmışlar. Biliyorsunuz hırsızlık çok günah sayılır ama kitap çalmak günah değildir! Öyle bir inanç vardır...
Marangozun yaptırdığı kitaplığın dışında bir de size kayınpederinizden kalan bir kütüphane var sanırım?
Bu odadaki kütüphane, kayınpederimden kaldı. Taa Samsun'da yapılmıştır bu. Kayınpederimden iki şey kaldı bize: Bir bu dolap, bir de Merih Hanım'ın kullandığı telefon numarası. Kütüphanemdeki kitapların çoğu, Merih Hanım tarafından alındı. Benim o zaman hiç param yoktu. Cezaevindeydim zaten. Benden çok onun hakkı var, doğrusu.
Peki ya çocuklarınız? Deniz Türkali ve Barış Pirhasan'ın kitaplar ve kütüphanelerle ilişkileri nasıl?
Barış'ın öyle ciddi bir kitaplığı yok, bildiğim; o da benim huyumda. Hoşuna giden kitabı okuyor, bırakıyor. Biraz da ne biliyor musun, aileyle ilgili. Babadan kalma, yerleşik bir evim olmadı. Benim de öyle bırakacağım bir evim yok. Kitaplar benim için ara sıra alınıp kullanılan ampuller gibiydi; ışık verdiler bana. Çocuklarımızda da öyle oldu galiba.
|
|
|

|
|