Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 04 Kasım 2007 / Pazar  
   Milliyet Online    Emlak    Otomobil    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Gİzledİklerİnİz ve sustuklarInIzla karŞI karŞIya gelebİlİrsİnİz...
Zehirin kitabı

Sibel K. Türker, Milliyet gazetesinin düzenlediği 2006 Haldun Taner Öykü Ödülü'nü kazanan "Ağula" adlı klitabında, unuttuğumuzu iddia etsek de ruhumuzun bir yerlerinde sakladığımız yaşam kırıntılarını anlatıyor.

LİLA SÖNMEZ

Mutsuz, sıkılan, kalabalıklara karışamayan bir çocuk geliyor gözümün önüne. Arkada çığlık çığlığa oynayan çocukların sesleri, bir evin kapısında basamaklara oturmuş okuyor. Çevirdiği her sayfa onu bu bir türlü içine dahil olamadığı dünyadan uzak tutuyor. Kitap bitmesin istiyor, bitmesin ki kafasını kaldırıp 'onlara' bakması gerekmesin.
Sibel K. Türker'in "Ağula" adlı öykü kitabı işte böyle bir çocuk canlandırıyor gözümde. Onu anlattığı için değil, belki de bizi kendi sıkıntılı çocukluk anlarımıza geri döndürdüğü için.
Zaten Türker de kendi çocukluğunu anlatmadığını, bir öykünün ne kadarının gerçek ne kadarının kurmaca olduğuna yazarının bile karar veremeyeceğini söylüyor. Ama en çok "Suskun Bir Çocuk" öyküsü yakınmış onun çocukluğuna... Kime yakın değil ki?

Yüceltilen yalnızlık
Annesinin çanta gibi her akrabaya sürüklediği, yaşlı insanlardan, onların sitem dolu konuşmalarından sıkılan, yabancı evlerde önüne konan tabaklardan midesi kalkan, yetişkin biri olduğunda bu günleri hatırlamak istemeyeceğinden emin bir çocuk... İçinde isyan kıvılcımları çakmaya başlamış, 'bu hayat'tan nasıl kopacağının düşlerini kuran bir çocuk...
Acaba çocukluk yalnızlığının yüceltilmesi midir edebiyat? Yazar önündeki kağıtla, okur da kitabıyla baş başayken yaşanan yalnızlık kimsede acıma duyguları uyandırmaz çünkü. "Ah yazık, sıkılıyor belli ki. O da sizinle oynasın mı?" demez kimse. Hatta artık yalnızlığınız ayrıcalığınız olmuştur.
"Ağula"nın her öyküsü bunları düşündürüyor okura. Sibel K. Türker'in anlatımı su gibi akıp gitmiyor kasıtlı olarak, her satırda yutkunduruyor, durup bir nefes aldırıyor, huzursuz ediyor. Kitabın adından belli yazarın niyeti: "Ağula"... O zehiri atmak için yazdığını söylüyor Türker ama aslında paylaşıyor onu. "Ağula"nın giriş yazısında da itiraf ediyor bunu:
"Öyleyse benzeyenlerin, benzemeyenlerin, anlayanların, anlamayanların okusun.
Bilsin, kendine kaldığında neden bu denli zehirlisin.
İçine akıttığın sadece birkaç damla.
Yazarın içtiğinden...
Öldürmez.
Öyleyse bu kitabın okuyanı da içsin."
Diğer yanda başka bir zehirli çocuk öyküsü var: "Sevmek Öldürmek". Ayağındaki fazladan parmağı sevecek kadar âşık olduğu Ahmet uğruna aslında hiç de istemeden, deliklerini bulup tarla farelerini öldürüyor. Çocukluk aşkı hedefine o kadar kilitlenmiş ki, duyduğu tiksintiden bile zevk alıyor: "Sandaletinden iyice fırlamış altıncı parmağına sevgiyle baktım Ahmet'in. Üzerindeki kan damlacıklarıyla harika, benekli bir varlığa dönüşmüştü."

Kapanmayacak hesap
Olaylar yabancı hatta yadırgatıcı da gelse, o duyguyu, Türker'in karakterlerini eyleme iten o iç sıkıntısını biliyoruz biz.
Kendini edebiyatla unutan, okumayı bir oyalanma değil yaşama katlanma yöntemi olarak benimseyen, kitapları sığınak belleyen herkesin Sibel K. Türker ile yakınlık kuracağı kuşkusuz. Çünkü yazar aslında unuttuğumuzu iddia etsek de ruhumuzun bir yerlerinde sakladığımız, bir koku ya da bir sesle, en fenası da kendimize benzettiğimiz bir çocuk gördüğümüzde hafızamızda canlanan yaşam kırıntılarını anlatıyor bize. "Ağula"nın alt başlığına yazdığı gibi: "Kaç hayat gizliyoruz kendimizde, kaç hayatı susuyoruz?".
Milliyet gazetesinin düzenlediği 2006 Haldun Taner Öykü Ödülü'nü kazanan bu kitabı okurken gizledikleriniz ve sustuklarınızla karşı karşıya gelebilirsiniz. İster hiç oralı olmaz geçip gidersiniz onların yanından, ister oturur hiçbir zaman kapanmayacağını bildiğiniz bir hesabın dökümünü -kimbilir kaçıncı kez- alırsınız. Belki de elinize kalemi alır, kendi zehrinizi akıtırsınız kağıda. Belli mi olur?..


KITAP
 Edebiyatın Akdenizli kahramanları
 Gülümse
 Ölümsüzlüğün müziği
 Postmodern hikâyeler
 Çocukların okur hakları
 "Harry Potter"da mahalle baskısı
 Şerif Mardin ve Türkiye'de modernleşme
 Bir yaşam boyu yolculuk
 Hrant'ı nasıl bilirsiniz?
 Onu konuşmuyor olabilirdik
 Seyahat eden ilk Türk gazeteci
 Gençlere müfredat dışı öyküler
 Tek beyinde iki farklı yaşam
 Annales Okulu'nu nasıl bilirsiniz?
 İhmal edilmiş şiirin antolojisi
 Korkunun krallığı
 Bir arayışın anlatısı
 Serinkanlı bir kitap
 Atatürk'ün bütün eserleri
 Göldeki 'esrarengiz' kadın
 Tarık Günersel'in "İzler"i
 Kitap vitrini





© 2006 Milliyet