
|
|
|
 |
|
|
HALEP'TEN BERLİN'E AKAN TREN!
Bir yaşam boyu yolculuk
Sezer Duru'nun tüm yaşamı boyunca, edebiyat ve sanat yoğunluklu gerçekleştirdiği yolculuklarından oluşan birikimlerini aktardığı "Beyaz Gecelere Doğru", okuru keyifli olduğu kadar hızlı da akan bir tren yolculuğuna çıkarıyor.
ELİF TANRIYAR
Babaannem yörüktü," diyerek başlıyor kitabına Sezer Duru. Ve bu iki kelimelik küçük cümle, nasıl bir kitapla karşılaşacağınıza dair en büyük ipucu oluyor daha ilk baştan.
Yazar Tezer Özlü'nün ablası ve Demir Özlü'nün kızkardeşi, hikayeci Orhan Duru'nun eşi olan ve kendisi de önemli bir uluslararası ödülün sahibi, özellikle nefis Bernhard, Brecht ve Frisch çevirileriyle tanıdığımız Sezer Duru; bu kez tüm yaşamı boyunca yaptığı sayısız yolculuğun belleğinde kalan izdüşümlerinden oluşturduğu bir gezi anıları kitabına imza atmış.
Hayatı boyunca edebiyat dünyasını solumuş bir insanın gözlerinden izlenimlerin yer aldığı kitap, belli bir tarih sıralaması izlemeden, aynı kitabın kapağında resmi yer alan tren gibi, yol boyunca çeşitli şehirlerde konaklıyor ve çok geniş bir zaman aralığı içinde çeşitli sıçramalarla yoluna devam ediyor.
Hızlı film kareleri gibi...
Kitabın en önemli özelliklerinden biri de, gözünüzün önünden hızla akan film kareleri gibi çok hızlı ilerliyor olması. Bunun en önemli nedenlerinden biri de kuşkusuz kitapta fazla hiçbir ayrıntıya yer verilmemesi, uzun ve ağdalı anlatımların bulunmaması. Yazar konakladığı her şehre dair düşünce ve anılarını olabilecek en yalın ve kısa biçimde anlatıyor, hatta bazen sadece topu topu bir sayfalık yer ayırabiliyor.
Peki bu sizde bir eksiklik duygusu yaratıyor mu? Yoo, hiç de değil. Bu durum size daha çok bir sonraki şehre gidecek treni kaçırmamak için yazarla birlikte acele ediyormuşsunuz duygusunu veriyor. Aynı gerçek bir yolculuktaki gibi, bir şehri tanımak için kısıtlı bir zamanınız olduğunu yaşıyor, oradan ayrılırken üzülüyor ancak sıradaki şehrin güzellikleriyle karşılaşınca bir öncekini şimdilik unutuyorsunuz.
Ve bu yolculuk duygusu tüm kitap boyunca da peşinizi bırakmıyor. Kısacası "aynı yerde yirmi günden daha uzun bir süre kalınca canım sıkılmaya başlar," diyen yazarını doğruluyor "Beyaz Gecelere Doğru".
Yazarının neşeli, yerinde duramayan ve insan sever karakterini birebir yansıtan kitap, doğal olarak özellikle edebiyat ve sanat çevrelerinde geçiyor. Şehirlerin de farklı yazgılara ve karakterlere sahip olduğuna tanık olduğunuz gezi anılarında, yol boyunca tanışılan farklı insanların öykülerine de yer veriliyor.
Sürpriz ziyaret
Halep'ten başlayıp Mısır ve Mardin ile süren, Aphrodisias'ta biraz oyalanıp Viyana, Berlin, Roma, Paris, Dublin gibi Avrupa kentlerinin ardından beyaz gecelere doğru devam eden ve Minsk ile bu uzun, büyük ölçüde Avrupa'da geçen yolculuğuna son veren tren; kitapta ek olarak yer alan New York'a sürpriz bir ziyarette bulunmayı da ihmal etmiyor.
Yazar bu uzun yolculuk boyunca, kâh beş parasız kalmayı göze alacak denli büyük bir şevkle ve macera hissiyle dolu ilk gençliğindeki Avrupa anılarını anlatıyor kâh Aphrodisias'taki kazı evinde kadehlerini Afrodit'in şerefine kaldıran arkeologlara konuk oluyor.
Kâh iki Almanya'nın birleşmesinden önce Batı dünyasına yolculuk eden Doğu Almanyalı Barbara Hoffman'ın dramına tanıklık ediyor kâh sabah uyandığı bir otel odasının penceresinden Floransa'nın doyumsuz güzellikteki Ortaçağ şehirlerinden birinin manzarasını huşuyla izliyor.
Bazen de dünyanın değişimine tanıklık ediyor, Berlin duvarının yıkılışına bir çekiç de o vuruyor.
Sezer Duru'nun beyaz gecelere doğru ilerleyen trenine bir bilet de siz almayı ihmal etmeyin; deneyimli bir gezi arkadaşıyla, çok keyifli bir yolculuğa çıkacağınıza emin olabilirsiniz.
|
|
|

|
|