
|
|
|
 |
|
|
EŞSİZ BİR YÜREKLE YARENLEŞME
Hrant'ı nasıl bilirsiniz?
İsim, soyisim, meslek ve benzeri sorulardan öte kimliğinizi belirleyecek yeni bir soru daha var artık, kitap şeklinde elinizde... Hrant Dink için çıkarılan bir anı kitabı. O öldü diye, o öldürüldü diye çıkarılan anı kitabı. Adı "Hrant'a...".
KARİN KARAKAŞLI
Bir insan düşünün. Yılın başında konuştuğu bir canı bir günün bir anında, arkasından yediği kurşunlarla, kimbilir kaç kez arşınlamış oldukları bir kaldırıma serili bulsun. Daha yirmi dakika önce konuştuğu insanı dahasız bir şimdide uzanıvermiş bulsun.
Bir insan düşünün o gün bugün konuşamadığı bu insanı yazar, anlatır olsun. Hatta onun için sevenleriyle birlikte kaleme aldığı bir anı kitabını bugün size tanıtır olsun. Hâlâ akıllara ziyan gelişmeler yaşandıkça yasını bile tutamamış olsun. Bu insan benim. Bu kitap da Hrant için çıkarılan anı kitabı. O öldü diye, o öldürüldü diye çıkarılan anı kitabı.
Adı "Hrant'a" çünkü herkes sayıklama halinde yine en çok ona hitap ederek, bir o anlar diye düşünerek yazmış. Bu da aslında nasıl bir insan kaybedildiğini anlatıyor: Sadece sevildiği için biricik değil, benzeri Ermeni toplumunda da Türkiye genelinde de bulunmayan bir insan olarak eşsiz bir yürek.
Ali topu Agop'a at!
Kırmızı Yayınları'ndan çıkan ve editörlüğünü Arat Dink ile Fahri Özdemir'in üstlendiği kitabın bir de küçük puntolu başlığı var. "Ali topu Agop'a at." Hrant hep sorgulanmadan benimsenmiş, yıllar yılı ezbere söylenmiş sloganları alıp tersyüz etmesiyle ünlü. Bir vakit de eğitim sisteminin ve ders kitaplarının ötekileştirmeye katkılarından yakınarak "Ne olur bir kez de o ilkokulda öğretilen cümlelerden birinde şu Ali topu Agop'a atsa" demişti. O top hâlâ Agop'a atılmadı. Bunu diyen Hrant'a arkadan kurşun sıkıldı.
Oysa Allah şahit onun gibi memleketini seven, has bir yurttaş yok. Türkiyeli Ermeni kimliğini sıkıntıyla taşınan bir yük değil, gururla kuşanılmış bir ayrıcalık kılan Hrant, Türkiye içinde nasıl demokaratikleşme mücadelesi verdiyse yurtdışında gerek Batı dünyasına gerekse Diaspora'ya kendilerini sorgulatan sorular sordu sürekli.İşte dostları bir yandan onun müdahaleci kişiliğiyle değişen kendi günlük hayatlarını bir yandan da tanığı oldukları büyük toplumsal değişiklikleri yansıttılar bu kitapta.
Öte yandan kitap, yazanlar için yeniden bir yarenleşme alanı olurken Hrant'ı yakından tanıyamamış olanlara bunca zaman "Agos gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink..." ibaresi ile başlayıp polemik, gösteri, mahkeme ve cinayet üzerinden süregelmiş soğuk haberler yerine canıyla kanıyla sıradışı bir insanı en sıradan halleriyle tanıma fırsatı sunuyor.
Hrant hepimize gülümsemiş
Hrant'ın büyüsü de zaten o sıradan doğal halini koruyarak en tabu konuları konuşulabilir kılmasında saklı. Aklına koşut insan sıcağında gizli onun sonradan pek tehlikeli bulunmuş ikna gücü. Toplam doksan üç yazar çizer sığmış da kitaba, daha yüzlercesi kendi mektuplarını yazıyorlar her gece usulca. Dahil olduğu yaşamlar kadar çoğalıyor Hrant bir kez daha.
Bense arada bir beynimin içinde 'ping' sesi işitiyorum. Yaşadığım kayıpla ödeşmeye fırsat vermeyen her yeni meymenetsizlikte beynimin kulaklarıma aktığını duyuyorum. Bu yüzden ne yalan söyleyeyim, pek elime alamıyorum bu kitabı. Bir iki sayfa çevirip bir iki fotoğrafını gördükçe hemen iki büklüm katılıyorum.
Ama siz alın ve elinizden hiç bırakmayın istiyorum. Ola ki onu hiç bilmediniz, eksik ya da yanlış bildiniz. Bir okuyun, sonra belli mi olur bir bakmışsınız siz de almışsınız kalemi elinize. Ya da geçmişsiniz bilgisayarın başına.
O biraz öncesine kadar bilmediğiniz adama mektup yazmaya koyulmuşsunuz. En yakınınıza bile anlatmadığınızı bir sırrı onun sıcacık gözlerine gönül rahatlığıyla teslim eder olmuşsunuz. Ve hatta çocuklarınıza topu Hrant'a atmalarını öğretir olmuşsunuz. Hrant hepimize gülümsemiş bir an için, açmış koca kollarını sarmaya. Belli mi olur?..
|
|
|

|
|