Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 04 Kasım 2007 / Pazar  
   Milliyet Online    Emlak    Otomobil    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
YA GÜNYOL OLMASAYDI?..
Onu konuşmuyor olabilirdik

40 yıllık Selim İleri külliyatına bugünlerde eklenen üç kitap daha var. İlki bir öykü kitabı. İkincisi bir kısa roman. Üçüncüsü Selim İleri üzerine bir inceleme kitabı.

SERPİL GÜLGÛN

Bir an için şöyle düşünelim:Vedat Günyol, bundan tam kırk yıl önce Yeni Ufuklar dergisinde Selim İleri'nin ilk öyküsü "Savaş Çiçekleri"ni yayımlamıyor. Dahası, bir yıl sonra, İleri'nin babası Prof. Hilmi İleri'ye adayacağı ilk kitabı "Cumartesi Yalnızlığı"nı da yayımlamaya değer görmüyor. Babanın ani kaybı, reddedilmek, kolay kırılırlık, sonra, gençliğe özgü sabırsızlık.
Sonuç? Genç Selim İleri, bir daha kalemi eline almıyor ve hiçbir şey yazmıyor. Ya da yazıyor, ama ortaya çıkarmıyor. Gerçekten de tarih böyle gelişseydi, bugün Selim İleri'yi konuşmuyor olacaktık. Türk dili ve edebiyatı iyi bir yazarından, üstelik de çok üretken ve çalışkan bir yazarından mahrum olacaktı.

Edebiyat ve İstanbul
"Fotoğrafı Sana Gönderiyorum" gibi bir kitabı okuyamayacaktık mesela. Ya da, "Dostlukların Son Günü" gibi bir kitabı. Ya da, "Pastırma Yazı'"nı. Sonra, "Annem İçin"i, "Oburcuğun Edebiyat Kitabı"nı. Ama sadece bu kadar değil. Selim İleri'nin hatırlatmaları olmasaydı eğer acaba kaçımız Nahid Sırrı Örik'in farkına varabilecektik? Ya da, kaçımız Kerime Nadir ile Muazzez Tahsin'e burun kıvırmadan bakmayı öğrenebilecektik?
Aynı şekilde kaçımız acaba İstanbul'u, yaşadığımız şehri, edebiyatçılar üzerinden keşfetmeye kalkışacaktık? İşte bu nedenden ötürü, fuara adım attığınızda 2004 yılında yitirdiğimiz Vedat Günyol'u anmayı unutmayalım.
Bu arada, külliyata eklenen kitaplara dönersek: kitapların ilki, "Lale ile Sümbül", Selim İleri'nin 1989'dan bu yana yazdığı 6. İstanbul kitabı. İleri, bu kitabından da yazarlarla (Halit Ziya, Asaf Halet Çelebi, Peyami Safa, Oktay Rifat, Kemal Tahir, Muzaffer Buyrukçu ya da Aka Gündüz gibi) İstanbul'u anıyor.

Bu kitabı kaçırmayın!
Okuruna, bazen unutulmuş bir romanın ("Bir Şoförün Gizli Defteri"'nin), bazen bir pastanenin (Markiz'in), bazen bir otelin (Yahya Kemal'in Park Oteli'nin) bazen unutulmuş bir yazarın (Güzide Sabri'nin) ayak izlerini takip ederek şehri keşfettiriyor.
Külliyata eklenen ikinci kitaba gelince: O, Selim İleri üzerine Handan İnci'nin yayına hazırladığı "Selim İleri Kitabı: Şimdi Seni Konuşuyorduk". Kitap, Doğan Hızlan'dan Füsun Akatlı'ya, Seçkin Selvi'den Vivet Kkanetti'ye, Jaklin Çelik'ten Mario Levi'ye, İnci Aral'dan Elif Şafak'a, Ahmet Ümit'ten Deniz Kavukçuoğlu'na pek çok ismi kapsıyor.
Siz siz olun, ister yeni, isterse de yıllanmış bir Selim İleri okuru olun, eğer ki, edebiyat gibi bir meseleniz varsa şu hayatta, bu kitabı kaçırmayın. Ve özellikle, iki yazıyı, Nursel Duruel'in "Gregor Samsa'nın El Yazısı" ile Hasan Bülent Kahraman'ın "Selim İleri, bellek ve gelenek" incelemelerini...

Notoskitap'tan.. "KAPALI İKTİSAT"

Selim İleri külliyatına eklenen 3. kitap da "Kapalı İktisat" 1980'de yayımlanmış. O günlerde "Bir Denizin Eteklerinde" adlı hikaye kitabında okurun karşısına çıkmış ama artık kısa roman kategorisinde değerlendiriliyor. Kitap, Yakup Kadri ve başını çektiği Kadro dergisinden iki alıntıyla başlıyor.
Bugün, hem iç tutarlılık öğeleri içeren hem de çelişkilerle dolu bir hareket olarak değerlendirilen Kadro hareketine ait bu alıntılardan sonra aklını yitirdiğini söyleyen bir anlatıcı devreye giriyor. "Bir zamanlar, ölçülü bir burjuvaydım." diyerek anlatmaya koyulan 40'ını aşmış anlatıcımız, Sadrazam Koca Hasan Paşa'nın torunudur ve Moda'da bir taş konakta tek başına yaşıyordur. Kapalı ekonominin hüküm sürdüğü zamanlar, '70'lerdir. Zenginlik ya da o zamanki popüler söyleyişle burjuvalığın alamet-i farikası viskidir.
Anlatıcımız, bir gün ilkokul arkadaşı Zafer'le karşılaşır. Zafer, Nedret adlı bir kadınla evlenmiştir. Zafer ve Nedret, anlatıcımızı evlerine, garajdan bozma yalıya çağrırlar. Nedret, yurtdışında okumuş, Cek Cansın adlı Ortadoğu uzmanı bir Amerikalının yanında çalışmıştır. Nedret, anlatıcımızı ilk bakışta büyüler. Bir ay sonra gene buluşulur. Anlatıcımız, konuklarına Mahler çalar, Nedret faşizmden konuşmaya koyulur. Yalnız, dönemin cinçilla, vizon ya da astragan giyip, Ortodoks devrimci nutuklar atan kadınlarından değildir. Anlatıcı, adım adım bir yandan Nedret ile yakınlaşırken, bir yandan da gerçeklikten uzaklaşacaktır. Ya da, tam tersine, kendi gerçeğiyle yüzleşecek, parçalanacaktır.


KITAP
 Edebiyatın Akdenizli kahramanları
 Gülümse
 Ölümsüzlüğün müziği
 Postmodern hikâyeler
 Çocukların okur hakları
 "Harry Potter"da mahalle baskısı
 Şerif Mardin ve Türkiye'de modernleşme
 Bir yaşam boyu yolculuk
 Hrant'ı nasıl bilirsiniz?
 Onu konuşmuyor olabilirdik
 Seyahat eden ilk Türk gazeteci
 Gençlere müfredat dışı öyküler
 Tek beyinde iki farklı yaşam
 Annales Okulu'nu nasıl bilirsiniz?
 İhmal edilmiş şiirin antolojisi
 Korkunun krallığı
 Bir arayışın anlatısı
 Serinkanlı bir kitap
 Atatürk'ün bütün eserleri
 Göldeki 'esrarengiz' kadın
 Tarık Günersel'in "İzler"i
 Kitap vitrini





© 2006 Milliyet