
|
|
|
 |
|
|
HER TÜR ARACI VE SİLAHI KULLANABİLEN BİR TÜR JAMES BOND TİPLEMESİ...
Tek beyinde iki farklı yaşam
"Son Ültimatom", Robert Ludlum'un Bourne üçlemesinin üçüncü kitabı. İki farklı yaşam süren Jason Bourne'ün gizemli kişiliği, bu üçlemeyi klasik casus romanlarından ayırıyor.
BÜLENT USTA
Robert Ludlum'u bilirsiniz. Eğer bilmiyorsanız, Türkçede yayımlanan son romanı "Son Ültimatom" ile neredeyse aynı zamanda piyasaya çıkan filmini görmüş ya da duymuşsunuzdur. Polisiye ve casus romanları yazarı olarak ünlenen 1927 doğumlu yazar, 2001 yılında Florida'da kalp krizi geçirip ölene kadar tam 29 adet roman yazdı.
Bu romanların çoğu, tıpkı "Son Ültimatom" gibi, sinemaya uyarlandı. Yazarın 32 dile çevrilen romanları da, romanlarından yapılan filmler de, on milyonlarca kişiyi kendisine yıllardır çekmeyi başarıyor. Bu soğuk savaş dönemi yazarının, hâlâ bu denli popüler olması, acaba öne sürüldüğü gibi soğuk savaşın bitmediği, kabuk değiştirdiği anlamına mı geliyor? Yoksa, yarattığı karakterler ve hayali politik entrikalarındaki inandırıcılığı yüksek kurgusunda mı aranmalı bu başarının sırrı?
Bağımsızlaşan Bourne
"Son Ültimatom", yazarın Bourne üçlemesinin üçüncü kitabı. 'Soğuk savaş' dönemi casusluk romanlarından. Ama tek bir beyinde iki farklı yaşam süren Jason Bourne'ün gizemli kişiliği, bu üçlemeyi klasik casus romanlarından ayrı değerlendirmeyi zorunlu kılıyor.
Evet, Bourne de, benzer karakterler gibi olağanüstü yetenekli ve güçlü bir karakter. O da çok sayıda dil bilen, her tür aracı ve silahı kullanabilen bir tür James Bond tiplemesi. Ama Ludlum, var olan bütün klişeleri kullanırken, yarattığı karaktere modern insanın çelişkili mizacını vermekten de çekinmemiş.
Bu sayede, okur onu tamamen insanüstü bir varlık olarak görmeyip, onunla rahatça özdeşleşebiliyor. Ludlum'un yarattığı karakterler, kendileriyle hesaplaşmaktan korkmayan, hatta yaşadıkları büyük tehlikeleri, peşlerinde oldukları korkunç düşmanları dahi, kendileriyle ve yaşadıkları dünyayla bir hesaplaşma aracına dönüşterebilen karakterler.
Yazar öldükten sonra, Eric Van Lustbader adlı başka bir yazarın, Bourne'ün maceralarını yazmaya devam ediyor oluşu, Ludlum'un romanlarında yarattığı karakterlerdeki psikolojik derinliği noksansız bir biçimde verebilmesinde gizli. Lustbader, bu sayede Bourne'ün iç dünyasına kolayca girip, Bourne'ün maceralarını sürdürebilmesini sağladı. Böylelikle Bourne, yazarından bağımsızlaşarak, casus romanlarının unutulmaz kahramanları arasında yerini almış oldu.
Büyük bir kovalamaca
"Son Ültimatom"un romanı ve filminin neredeyse aynı zamanda piyasaya çıkması, romanı okuyacağıma gider filmini izlerim ya da filmini izleyeceğime gider romanını okurum yanılsaması yaratmasın. Bugüne kadar Ludlum'un sinemaya aktarılmış romanlarının filmleriyle bir ilgisi olmadığı konusunda eleştirmenler hemfikir. Romandaki pekçok ayrıntı, başka uyarlamalarda da rastladığımız gibi, aksiyon sahnelerinin arasında kaybolup gidiyor. Bu yüzden "Son Ültimatom"un romanıyla filmini iki farklı yapıt olarak değerlendirmekten başka bir şansımız yok.
Doğu Dilleri Profesörü David Webb'in, gerçekte Jason Bourne isminde bir casus olduğunu, sadece birkaç kişi ve kendisi bilmektedir. Ezeli düşmanı, 'soğuk savaş' dönemi casus romanı yazarlarının en popüler karakterlerinden, onlara ilham veren efsanevi Çakal Carlos'tan başkası değildir. Çakal Carlos, kendisini tanıyabilecek tek adam olan Bourne'ün, yani Webb'in peşindedir. Aslında Bourne de, Çakal'ın.
Bourne, eski dostu CIA ajanı Conklin ile Çakal'ı yok edecek büyük bir plan hazırlar. Bu defa yanlarında Medusa adlı mafyadan NATO'ya kadar çok geniş bir ağa sahip karanlık bir örgüt ve KGB de vardır. Çakal ise, Paris'te ihtiyarlardan oluşmuş tuhaf bir çete kurmuştur. Moskova'dan Paris'e, Londra'dan Madrit'e ve daha pekçok şehir ve ülkede başlayan büyük bir kovalamaca ve hesaplaşma...
|
|
|

|
|