
Kadri GÜRSEL
Bu hükümetin sınırı ve ötesi
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'in geçen hafta sonu Kanal 7'de yaptığı açıklamalar, hükümetin PKK'nın bugünkü konumunu ne kadar yanlış değerlendirdiğini göstermektedir.
Şöyle demiş Çiçek: "Hiçbir terör örgütünün, başta PKK olmak üzere müstakil hareket kabiliyeti yoktur. Bir yerden izin almadan,(...) bir yerde değerlendirme yapılıp da 'şu işi yapacaksın' demeden, bunlar kendiliklerinden eylem yapmazlar."
Biz tam tersini düşünüyoruz. PKK, kurulduğu 1978'den beri hiç bu kadar başına buyruk olmamıştır.
Örgüt bu müstesna pozisyonunu 1 Mart tezkeresine hayır diyen AKP'lilere borçludur!
Tezkerenin reddi Irak'ta öyle bir denklem yaratmıştır ki, bu denklem Türkiye'yi dışlarken, PKK'ya bir tür dokunulmazlık bahşederek ona görülmemiş bir hareket serbestisi vermiştir. Bu dokunulmazlık kalkanının ardında mevzilenen PKK, terörizmini geçmişte hayal bile edemeyeceği sonuçlar almasına imkan verebilecek şekilde kullanmaktadır.
Denge PKK lehine
Denge, PKK'nın lehine şöyle kurulmuştur: Türkiye'nin PKK'ya karşı kendisini savunmasını bugüne kadar engellemiş olan ABD'nin, Türk ordusunu bölgeden uzak tutmak adına PKK'ya karşı yapabileceği eylemler sınırlıdır. Birçok nedenle: Kuzeyin istikrarsızlaşmasını istemez, Kürtlerle arasının açılmasını istemez, bir de PKK için kendi askerinin kanını akıtmak istemez; çünkü bunu kendi kamuoyuna izah edemez.
Barzani yönetiminin PKK'nın kentlerdeki bürolarını kapatmaya başlaması "kozmetik" önlemlerdir. Barzani'nin PKK'yı dağlarda durduracak gücü yoktur, olsa da bunu kullanmaz.
ABD ve Barzani, PKK'nın Türkiye'ye saldırmasını engelleyemezler.
PKK'yı "maşa" olarak görürseniz, şimdi olduğu gibi Barzani'ye nişan alırsınız. Yanlış hedefe "ateş ederek" alınacak sonuçlar sınırlı kalmaya mahkumdur. Bununla PKK'lıların düzlüklerdeki hareketini ve lojistiğini bir miktar sınırlayabilirsiniz, hepsi o kadar. Aksini yapmak, yani PKK'yı durdurmak için Barzani'yle diyalog kurmak da geçersiz bir opsiyondur. Çünkü PKK, Barzani'nin elinde tuttuğu bir kart değildir.
Sonuç almayı gerçekten istiyorsanız dışına düştüğünüz Irak denkleminin yeniden içine girmelisiniz. Riskleri göze alarak askeri PKK'nın üstüne yollamak bunun bir yöntemidir.
Operasyon işe yarar
Başka bir tuhaflık, sınır ötesi operasyona niyetli olunmadığının açıkça söylenebilmesidir. Milliyet muhabiri Utku Çakırözer'in 31 Ekim tarihli önemli haberinden, AKP Genel Başkan Yardımcısı Egemen Bağış'ın hazırladığı "Dış Politikamız Hakkında Sıkça Sorulan Sorular" adlı kitapçıkta, "Türk ordusu Kuzey Irak'a daha önceki yıllarda defalarca girmiştir ve maalesef terör belası son bulmamıştır. Bu aşamada bunu haklı olarak öncelikli görmüyoruz" diye yazıldığını öğrendik.
Bu görüşe katılmıyoruz. Tam tersine, 1992, 95 ve 97'deki büyük sınır ötesi operasyonlar PKK'nın askeri yenilgisinde önemli rol oynamıştır. Örgütün lojistik altyapısı bu operasyonlarla geniş ölçüde imha edilmiş ve bu da PKK'nın operasyonel kabiliyetini ciddi biçimde geriletmiştir.
1999'da "ateşkes"e mecbur edilen "terör belası"na yeniden uygun koşulları hazırlayanın 1 Mart tezkeresinin reddi olduğu malumdur.
AKP kendisi için içerdiği siyasi riskler nedeniyle büyük bir operasyondan kaçınmak için "ne lazımsa yapar" diye daha önce yazmıştık. Bu görüşümüzü bugün de koruyoruz.
Mevsimi geçiyor
Zaten önümüzdeki günlerde yağan karla birlikte büyük bir sınır ötesi operasyonun mevsimi de geçer ve geriye kalan seçenek, Türk kamuoyunu yatıştırmayı hedefleyen, kısa ve sınırlı, yani "kozmetik" bir operasyon düzenlemek olur.
Başbakan Erdoğan Washington'a bunu mu tartışmaya gidiyor?
kgursel@milliyet.com.tr

Cafe