
Meral TAMER
İş Sanat'ta Erdal İnönü'ye yoğun alkış
İş Sanat, sezonu önceki akşam görkemli bir konserle açtı. Şef Emil Tabakov yönetimindeki Bilkent Senfoni Orkestrası eşliğinde ilk yarıda Çaykovski'nin Rokoko Çeşitlemeleri çalan Efe Baltacıgil'i dakikalarca ayakta alkışladık. Baltacıgil, arşeyi çellosuna ilk değdirdiği andan itibaren bütün salonu esir aldı; hepimiz baştan sona büyülenmiş gibi dinledik genç virtüözümüzü...
İkinci yarıda İdil Biret ve Efe Baltacıgil'le birlikte Beethoven'ın üçlü konçertosunu çalmak üzere sahneye gelen Suna Kan, mikrofonu eline alınca çoğumuz ne söyleyeceğini anlamıştık sanki:
"İdil ve ben, İnönü ailesiyle her zaman yakın olduk. Efe'yle birlikte bu akşam çok büyük bir müziksever olan Erdal İnönü'nün anısına çalacağız."
Ve salonda yine dakikalarca sürecek bir alkış koptu. Gittiğimiz her klasik müzik konserinde, eşi Sevinç Hanım'la birlikte görmeye alıştığımız Erdal İnönü'yü uzun uzun alkışladık. Alkışların da coşkulusu, hüzünlüsü ya da öfkelisi oluyor tabii, ama aynı salonda 20 dakika arayla ikisi bir arada pek enderdir herhalde...
Konserlerin müdavimiydi
Erdal Bey'in adı geçince yanımda oturan hanım, "İnanın bugün gözüm hep onu aradı salonda" dedi. Boyu herkesten uzun olduğu ve genelde önlerde sıra başında oturduğu için Erdal Bey, adeta konser salonlarının demirbaşı olarak yerleşmiş demek ki belleğimize... Bir gece önce Hakan Erdoğan'ın düzenlediği İstanbul'da Bach Günleri kapsamında, Tünel'deki Santa Maria Kilisesi'nin merdivenlerinden inerken de, kilisenin büyülü atmosferinde Bach dinlerken de Erdal Bey'in eksikliğini hissettim. Meğer klasik müzik konserlerinin müdavimleri arasında böylesi bir bağımlılık da söz konusuymuş.
İdil Biret de Suna Kan da, İsmet İnönü'nün başbakanlığı döneminde ve şahsi inisiyatifiyle 1948'de çıkartılan Harika Çocuk Yasası sayesinde, küçücük yaşlarında aileleriyle birlikte yurt dışına gönderilmişler ve Avrupa'nın en iyi müzik okullarında eğitim görme imkânına kavuşmuşlardı.
Joshua Bell 10 Mayıs'ta
Ben bu ay 10 Kasım'da yine İş Sanat'tayım. Sonra 17 Kasım'da, ardından 1 Aralık'ta... Ve eminim hepsinde de sevgili Erdal Bey'i yüzünden eksik olmayan gülümsemesi, her an bir espri yapmaya hazır haliyle anımsayacağım.
Bu yıl bütün sezon biletlerini baştan aldık. Örneğin 10 Mayıs'ta ünlü kemancı Joshua Bell'i izleyeceğim için mayıs ayı randevularını ona göre ayarlayacağım. Tıpkı İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı'nın Müzik Festivali nedeniyle her yıl haziranda mutlaka İstanbul'da kaldığımız gibi...
Memleketimizde bunalımın biri bitmeden diğeri başlıyor. Bu konserler, her türlü sıkıntıdan kurtulup, kendimizi müziğin şefkatli kollarına güvenle teslim edebildiğimiz müstesna saatler.
İş Sanat'ın bu yılki programı enfes; nitekim İş Sanat Müzik Direktörü Meriç Soylu da, önceki akşamki kokteylde bu yönde epey tebrik aldı. Dünyanın en ünlü ve saygın orkestralarını, virtüözlerini ayağımıza kadar getirdiği için ben de İş Sanat'a ve Meriç Soylu'ya teşekkür ediyor, sevgili Erdal Bey'e de güle güle diyorum.
mtamer@milliyet.com.tr

Cafe