Yaşar Gaga ile yolları ayrıldı

Sezen Aksu ile Mustafa Oğuz’un sanatçı menajer ilişkisinin bitmesinden sonra “Minik Serçe”nin bu işlerini kankası Yaşar Gaga yürütüyordu. Geride bıraktığımız hafta bu ilişkinin sona erdiğini duydum. Bunun doğru olup olmadığını, doğruysa sebebini öğrenmek için Aksu’nun medya ilişkilerini yürüten Sibel Algan’ı aradım.
Algan, bu bilginin kısmen doğru, kısmen yanlış olduğunu söyledi.
Algan’ın anlattığına göre Aksu’nun menajerlik, basın danışmanlığı ve telif haklarını takip işleri, birkaç yıl önce kurulan SN Müzik aracılığıyla yürütülüyordu. Yaşar Gaga da kendisine Sezen Aksu ile ilgili bir teklif geldiğinde bunu SN üzerinden yapıyordu. Taraflar bunu kamuoyuna deklare etmedikleri için menajerlik ve basın işlerinde tek yetkilinin Yaşar Gaga olduğu sanılıyordu.
Algan, Aksu ile Gaga’nın arasında en küçük bir sorun olmadığını, dostluklarının sürdüğünü, ortak bir proje olduğunda yine birlikte çalışacaklarını söyledi.
Bu değişiklikten kamuoyunu ilgilendiren bir şey çıkmayacağını düşünüp konuyu kapatmıştım ki Sezen Aksu aradı.
Yıllardır medyadan hep uzak duran Aksu’nun bana açtığı telefon onun bu konuya ne kadar önem verdiğinin de göstergesiydi.
Neticede Aksu ile Gaga’nın sanatçı menajer ilişkisinin bitmesi kamuoyunu değil, sadece sınırlı sayıda insanları ilgilendiren bir şeydi.
Anlaşılan o ki Aksu, yıllarca “sağ kolu” gibi çalışan birinin gittikten sonra hakkında çıkacak haber ve yorumlarla üzülmesini istemiyordu. Ve bu süreci, sorunsuz bir şekilde geçiştirmenin peşindeydi.
Aksu’nun Yaşar Gaga’ya dair söyledikleri özetle şöyleydi:
“40’ına geliyor Yaşar... Benim peşimde ömrünü tüketmek istemedi. Kendine bir ofis açtı. Televizyona dair projeleri var. Elif adlı bir arkadaşıyla birlikte onları hayata geçirmek istedi. Dostluğumuz ilelebet sürecek. Yeri geldiğinde proje bazında yine birlikte çalışabileceğiz.”
Aksu, Yaşar Gaga mevzusunun arasına, şarkıcı Hadise ile yaptığım söyleşideki “Sezen Aksu’nun çeviri bürosu mu var?” sorumu da sokuşturmadan duramadı.
Aksu, “Kızın Türkçesi zayıf, derdini anlatamadı, sen de amma sıkıştırmışsın onu” dedi.
Sezen Aksu, magazin gazetecilerinin en zor ulaştığı - hatta hiç ulaşamadığı demek de mümkün bir sanatçı olduğu için hazır karşımda bulmuşken yeni ne gibi projelerini olduğunu sormadan edemedim.
2008’in mayıs ayına kadar müziğin vitrininde değil geri planında, laboratuvar çalışmaları içinde olacağını söyledi. Sezen Aksu, insan ilişkilerinde hesapsız kitapsız, samimi biri olduğu için bir ara bir sürprizi olduğunu ağzından kaçırdı.
Sonra da adı bizde saklı birinin adını zikredip, “Seni bilmem mi? Sen şimdi onu sıkıştırıp öğrenirsin her şeyi” dedi.
Ben, adı geçen şahsı sıkıştırmamaya, Sezen Aksu da en kısa sürede beni arayıp o sürprizi açıklamaya söz verdi.
Birkaç güne kadar telefon bekliyorum kendisinden...
O aramazsa ben kimi arayacağımı biliyorum...
Alooo...
Ona derler ‘Cüce Bela’
Hafta içinde Prof. Dr. Erkan Sevinç’in “Dinlediğin Müziği Söyle” adlı bir kitabı geçti elime...
Halen Çeşme Özel Sisus Hastanesi’nde başhekim ve radyoloji uzmanı olarak görev yapan Prof. Dr. Erkan Sevinç’in magazinle, müzikle işi ne diye düşünenler olabilir...
Erkan Sevinç, aynı zamanda eski bir magazin muhabiri... Demokrat İzmir gazetesinde magazin muhabiri olarak basın dünyasının içine girdi, müzik yazıları yazdı, televizyonlarda programlar yaptı...
Yolu İzmir’e düşen şarkıcıların tanıdığı eski bir magazinci yani...
Erkan Sevinç, tanıdığı 100’ü aşkın şarkıcı hakkında yazdıklarını bu kitapta topladı.
Tabii en ilginç olanları da “mahalle arkadaşı” Sezen Aksu ile ilgili...
Erkan Sevinç, “Cüce Bela” başlığı altında Sezen Aksu için şunları yazdı:
“Çocukluk arkadaşım... Bir yerde mahalledaş... Onu herkes rahmetli Yavuz Gökmen’in taktığı ‘Minik Serçe’ olarak biliyor, bizler ise ‘Cüce Bela’ olarak... Sezen
Müflis tüccar
Prof. Dr. Erkan Sevinç’in yazdıklarından anlaşılıyor ki Sezen Aksu, meğerse müflis bir tüccar... Nasıl mı? İşte yanıtı:
“10 yaşında makyaja başlayan sanatçımız ilk ticari deneyimini de bu konuda yaşamıştır. Göztepe’den lise öğretmeni ile bir güzellik salonu açarlar. Sonuç tam anlamıyla hüsrandır. Çünkü salona giren güzelleşememekte, hatta çirkinleşmektedir. Bir de lepiska saçlı bir bayanın saçları yanınca salonun kapısına kilit vurmaktan başka çare kalmamıştır.”
Sezen niye Sezen Seley oldu?
Sezen Aksu’nun ilk plağı ile büyük hüsran yaşadığını biliyorduk ama Sevinç’in yazdıkları olayın perde arkasının daha da ilginç olduğunu ortaya çıkardı:
“Sezen’in şarkıcılığının ilk kilometre taşları da hüsranlarla dolu. Örneğin, o zaman piyasanın güçlü plak şirketlerinden Ali Kocatepe’nin 1 Numarası’na başvurur. Aldığı yanıt, ‘Senden ne köy olur, ne kasaba’dır. ilk yaptığı plakta adını değiştirir ve Sezen Seley olarak piyasaya verir. Yıl 1975. ½arkı, ‘Haydi ½ansım’. Plak 50 tane kadar satar ve ilginçtir tüm plakları Sezen alır. Sezen bir gün bunun öyküsünü şöyle anlattı:
‘Gidiyorum plakçıya, soruyorum Sezen Seley’in plağı var mı? Adam kös kös suratıma bakıyor, ‘Öyle biri yok’ diyor. Yahu kardeşim, bak aşağılarda bir yerde olmalı. Piyasaya dağıtıldı çünkü. Zar zor buluyor, alıyorum bir tane. Sonra bir başka plakçıya...
aeyuboglu@milliyet.com.tr