Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 05 Kasım 2007 / Pazartesi  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
"Bu işe Kevin'le başlarken kâr etmeyeceğimi biliyordum"

Ahmet San: "Öyle bir insan ki 30 bin kişinin doldurduğu Anıtkabir'e yürüyerek gitti. 20 bin kişi bu inceliğinden dolayı onu 'Thank you Kevin' diye alkışladı."

BAHAR BAKIR

Geçtiğimiz günlerde Ahmet San Productions'ın ülkemize getirdiği Kevin Costner "rock'çı" kimliği ve konserinden çok, yaptığı üst düzey ziyaretler ve "Buzda Dans" ile "Hülya Avşar Show"a çıkmasıyla konuşuldu. Ahmet San 34'üncü yılını Oscar ödüllü bir dünya starıyla kutlamanın övüncünü yaşasa da medya ve çoğu kişi ona bu şekilde yaklaşmadı.
Mehmet Y. Yılmaz "Görmemişin Kevin Costner'ı olmuş" diye yazdı. Yılmaz Özdil "Bundan sonra senin adın Kemal Costner olsun" dedi. Ahmet Hakan onu medya maymununa benzetti. Onur Baştürk de "Bir benim evime gelmedi Costner" dedi.
Kısıklı'daki ofisinde buluştuğumuz Ahmet San'la "Kevin" üzerine sohbet ettik.

Yıldızının pek parlamadığı bir dönemde Kevin Costner'ı Türkiye'ye getirmek risk değil miydi?
Hayır çünkü benim projem farklı. Bugün örneğin Shakira geliyor. Almanya'da 400 bin, Dubai'de 600 bin alırken, burada 1 milyon 200 bin dolar alıyorsa bu salaklıktır. Hanımefendi uçaktan inip konser veriyor sonra çekip gidiyor. Ben bu tür organizasyonları reddediyorum. Bu projede amaç 10 Hollywood starını iki sene içerisinde Türkiye'ye getirmek ve onları Türkiye sempatizanı ambasadör yapmak; yurtdışına satılacak Türk ürünlerinin reklam filmlerinde ve ortak prodüksiyonlarda oynatmak.

Kevin Costner'ı biz hep sinema oyunculuğu ile tanıdık. Meğer o bir rock'çıymış. Neden ilk olarak onu tercih ettiniz?
O bundan 20 yıl önce, sinema kariyerine başlamadan Modern West adlı bir grupta rock yapıyormuş. Ama sinemadaki başarılı kariyerinden dolayı müziği bırakmış. Eşi Christine Baumgartner'ın sesine ve müziğine olan hayranlığı yüzünden Costner, tekrar bu grupla birleşip yılda bir-iki konser vermeye başlamış. Ancak bu kimliğiyle yurtdışında da geniş bir hayran kitlesine sahip değil.

Sizi böyle bir şov organizasyonu içinde görmeyeli uzun zaman oldu.
2000'den beri ne bir konser organizasyonu yapıyordum ne de bir Türk sanatçısının menajerliğini. Bu sürede sadece gayrimenkul ve şov dünyası ile ilgilendim. Ama telefonlarım hiç susmadı. Dünya starları, yerli sanatçılar arayıp "Müziği bırakma" diyorlardı.
Malum ben piyasada yokken birçok konser organizatörü doğdu. Sanatçıların fiyatları inanılmaz şekilde arttı. 4 bin YTL alan şarkıcıya 12 bin YTL verildi. İyi ki bu kakafonik ortamın içinde olmadım. Sonra ortağım Cüneyt Ortan'la "Farklı ne yapabiliriz?" diye düşündük. Aklıma Hollywood kökenli sanatçılarla bir konsept oluşturmak geldi ve "Hollywood Stars On Stage" projesi doğdu. Böylece Kevin Costner, Bruce Willis, Steven Seagal, Michelle Pfeiffer ve Julia Roberts'la anlaştık. Aralarında sadece Julia Roberts şarkı söylemiyor ama o çok iyi bir gitarist ve davulcu.

"İş konusunda mütevazı olamam. Organizasyon konusunda çok iyiyim"
Bu işten çok para kazandınız mı?
Bu işe Kevin'le başlarken kâr etmeyeceğimi biliyordum. Onu Anıtkabir'e götürmeyip 20 bin dolar uçak kirasından yırtabilirdim, tüm dünyaya 20 dakika ücretsiz yaptırdığım yayını yaptırmayabilirdim. Ama bunları düşünmedim.

Getirdiğiniz ünlülerden söz ederken sanki komşunuz ya da uzaktan bir akrabanız gibi bahsediyorsunuz...
Bu mesleğe 1973'te başladım. 34 yılı devirdim. Bu konuda mütevazı olamam. Organizasyon konusunda çok iyiyim. O zaman yurtdışına iki yılda bir çıkılıyordu. Çıktığınızda da cebinizde ancak 200 dolar götürebiliyordunuz. Ben de sanatçılara, çizmelerimin içinde sakladığım paraları götürüyordum. Sanatçının Türkiye'ye gelmesi de ayrı bir dertti. Şimdiki organizatörlerin bunlardan haberi yok.

Konsere ilgi nasıldı?
Bence çok iyiydi. Yüzde 85 doluluk oranı vardı. Fenerbahçe, Beyonce'de 4 bin bilet satmışken, Enrique Iglesias konseri için biz 5 bin bilet satmışken, Costner'da 2 bin 600 bilet satmak gayet iyi. Zaten konser mekanı da 3 bin kişilikti. Ayrıca Costner konserden o kadar memnun kaldı ki Türkiye'de yapımcı, oyuncu, senaryo ekibiyle birlikte Hollywood-Türkiye koprodüksiyonu yapmaya hazır ayrıldı. Bu aralar Atatürk'ü canlandırmak gündemde. O yüzden Atatürk veya Mevlana filminde oynayabilir. Doğru bir prodüksiyon olursa neden olmasın? Bunun dışında bir Türk ürününün dünyada reklamını da yapacak.

"En çok Ali Saydam'ın yaptığı benzetmeye bozuldum"
Costner konserinden çok, Anıtkabir'e yaptığı gezi, Cumhurbaşkanı ve Başbakan'la görüşmesiyle konuşuldu. Bir devlet adamı gibi karşılandı. Kendisi de öyle davrandı. Bu gezileri yapmayı kendi mi istedi?
Bu projedeki asıl hedef gerçekleşsin diye ilk olarak ben istedim. Ama o da hiç tereddüt etmeden kabul etti. 29 Ekim'de geldi. Bildiğiniz gibi terörün tartışıldığı kritik bir süreçti. Ama öyle bir insan ki 30 bin kişinin doldurduğu Anıtkabir'e yürüyerek gitti. 20 bin kişi bu inceliğinden dolayı onu "Thank you Kevin" diye alkışladı. Bir şehit anasıyla birlikte saygı duruşunda bulundu. Devlet töreninde dört saat boyunca saygısından elini cebine bile sokmadı. Adam gibi adam işte.
Cumhurbaşkanı ve Başbakan'la uzun süre konuştular. Genelkurmay Başkanı'na gidip "Ben çocuklarınızın ölmesine çok üzülüyorum. Üzüntülerimi size sunmak boynumun borcu" dedi. Bu Türkiye lehine nasıl bir propaganda, düşünebiliyor musunuz?

Ama birçok köşe yazarı ve gazeteci Costner'ın bu kadar çok gezmesini yapay buldu, hatta dalga geçti.
Şu ana kadar sadece Şelale Kadak'la paylaştığım bir sırrımı açıklayacağım. Ben 34 yıldır yüceltilmeye de, tekme tokat aşağı indirilmeye de hazır bir adamım. Ama en çok Akşam gazetesi yazarlarından Ali Saydam'ın yaptığı benzetmeye bozuldum. Bu projeyi Haydarpaşa'nın gelini, seks filmi yıldızı Christine Haydar'ın kitabının imza günü için Türkiye'ye gelmesine benzettiği için içim cız ediyor.
Bazı yazarlar da Costner'ı eskimiş bir star diye küçümsediler. Oysa adam en zarar ettiği filmde bile 400 milyon dolar hasılat yaptı. Her yıl bir film çekiyor. Bir gazeteci "Her yere gitti, benim evime de gelsin" dedi. Senin evine gelmez ama Leyla Umar gibi bu tür projeleri destekleyen çok sevdiğim bir ablamın Boğaz'daki evine gider. Daha önce birçok dünya starını oraya götürdüm çünkü. Bu tavır asıl hedefi hiçe sayan bir tavır.

"Behzat ve Gamze canlı yayında Costner'a sordukları sorularla profesyonel olmadıklarını gösterdiler"

Her sanatçı yabancı bir ülkeye gittiğinde aklımızın ermediği isteklerde bulunuyor. Costner'ın istekleri nelerdi? Kaprisli biri miydi?
"Beyonce bunu istedi, şu sanatçı odasının çiçeklerle donatılmasını istedi"... Bunların hiçbiri gerçek değil. Hikaye yazmak için yapılan bir şey. Bu tür organizasyonlarda sanatçı güncel yaşantısında yediği, kullandığı şeyleri ister. Bu da gayet doğal. Sadece çok yağlı olmayan Türk yemeklerini ve balık yemek istediğini özel olarak belirtti. Kısaca inanılmaz mütevazı ve olgun bir adam.

Melih Gökçek'in yemek davetinde restoran görevlilerinin Costner'ın boğazına pala dayamasından ya da "Buzda Dans"ta kendisine yöneltilen ilk sorunun "Programımızı izliyor musunuz, kimin performansını beğeniyorsunuz?" olmasından da "olgun biri" olduğunu anlıyoruz.
Restoran benim hatamdı. Orada geleneksel pide kesme seremonisi yapılıyormuş. Şov olsun diye masadaki bazı kişilere de böyle bir şaka yapılıyormuş. Başta ürkmesine rağmen sesini bile çıkarmadı. Başka sanatçılar olsa...
"Buzda Dans"a çıkması zaten büyük bir jestti. Ama Behzat ve Gamze'nin çok hatası oldu. Costner'ın kulaklığında bir sorun vardı. Behzat canlı yayında kulaklığını değiştirmesi için ısrar ediyor. Böyle bir şey olur mu? Gamze'nin soruları ise çok yetersizdi. Bunlarla profesyonel olmadıklarını gösterdiler. Bu ve sonraki haftalarda onları yarışmada nasıl sıkıştıracağımı göreceksiniz.

"Sekiz stat konserinden sonra 'Sen neymişsin be Ahmet!' dedim"

  • Frank Sinatra'yı getirmeyi çok isterdim ama artık mümkün değil. Barbra Streisand'ı isterdim ama onun sahnede öldürülme fobisi ve klostrofobisi var. Hiçbir yere gitmiyor.
  • 1992 mesleğimde en ıstıraplı yılımdı. O yıl Michael Jackson'ı getirdim ama hastalanıp gitti. Arkamdan demediklerini bırakmadılar. Bilet satmadı dediler, adama parasını ödeyemedi dediler, sahtesini getirdi dediler. 1993'te de çıldırdım ve 15 günde bir stat konseri yaptım: Madonna'dan Elton John ve Bon Jovi'ye sekiz stat konseri... Böylece manen ve madden doruk noktasına ulaştım. Çünkü 300 bin kişinin stada girip çıkmasını sağladım. İşte o sene "Vay be, sen neymişsin Ahmet!" dedim.
  • Benden başka stat konseri yapan yok. Purple Concerts'le birlikte önümüzdeki dönemde stat konserleri yapacağım.


    PAZAR
    "Oyunculukta başka hayatları yaşama şansım oluyor"
    "İçimdeki hikayeyi daha anlatmadım"
    "Bu işe Kevin'le başlarken kâr etmeyeceğimi biliyordum"
    Tatilde hayalet avlamaya gidiyoruz
    En büyük bitpazarı krizin eşiğinde
    Gizli Bahçe Oteli'nin konukları
    Çinakop, palamut ve levrek günleri
    Nefessiz gemi
    "Sonuna kadar görevimi yaptım. Pişman olduğum hiçbir şey yok"
    Global tehlikeler söz konusu
    İkinci buluşmamız iyi geçmedi
    Baltık ülkeleri dert küpü
    Kiloyu korumakla ilgili en çok sorulan sorular (2)
    "Angara'da Anayasso! Ellerinden öpiy Hasso"
    Yayın furyası
    Ağız dolduran şaraplar





  • Ahmet Turhan Altıner
    Can Dündar
    R. Hakan Kırkoğlu
    Vedat Milor
    İlber Ortaylı
    Taylan Kümeli
    Tuba Akyol
    Yalvaç Ural
    Mehmet Yalçın

       
    © 2006 Milliyet