|
 |
|
|
MÜZİK
Gizli Bahçe Oteli'nin konukları
Albümü "Secret Garden"da yanına Volkan Hürsever ve Cengiz Baysal'ı alan Burçin Büke'nin gizli bahçesinde caz müziği var; o kendisini bir caz piyanisti olarak görmese de
MURAT BEŞER
Açıkça söylemek gerekirse, klasik müzikten gelme caz piyanistlerine pek tahammül edemediğimi itiraf etmeliyim. Albümlerini dinlerken üçüncü parçaya kadar zorlukla sabrediyor, eğer konser izlenimi yazmayacaksam 10 dakikada içinde salonu terk etmemek için kendimi tutuyorum. Caz çalarken klasikçiliğini üstünlük nişanı gibi göze sokan ya da iki müziğin yapısal ve sınıfsal farkları arasında seyrüsefer eden ikircikli halleri bana samimiyetten uzak geliyor.
Ama bir de işin nadir rastlanan hoş örnekleri var. O da klasik müzikten geldiği halde caz gibi caz çalan ve klasikçiliğini stüdyonun ve salonun dışında vestiyere bırakanlar. İşte onlar tadından yenmiyor.
Çok uzağa gitmeyelim yakınımızda harika bir örnek var. Üstelik hatimli işler için hayli genç sayılabilecek biri. Geçenlerde altıncı albümüne imza atan piyanist Burçin Büke bu müzisyenimizin adı.
İyi dinleyici, iyi müzisyen
Burçin Büke'nin yeni albümü "Secret Garden", tamamı caz yorumlarından oluşmuş bir çalışma değil. Cazın ve klasiğin ayrı ayrı odalarda misafir edildiği büyük bahçeli bir otel gibi bu albüm. "Secret Garden" otelinin kral dairesinde "Sevillas" ve "Asturias" gibi iki dev eserle Isaac Albeniz kalıyor. En güzel double süitlerden birinde "The Flight Of The Bumble Bee" ile Rimski-Korsakov, deniz manzaralı güzel odalardan birinde de "Wachet Ouf, Ruft Uns Die Stimme" ile Bach var.
Çıkalım bahçeye. Burada kendine mütevazı bir kulübe yapmış otel işletmecisi Burçin. Üç tane küçücük odası var. İsimleri de "Above All", "Have A Nice Party" ve "Secret Agent". İşletmecimiz biraz Notre Dame'ın kamburu Quasimodo'ya benziyor. Tutkularıyla yaşıyor ve mekanını fare deliğine kadar tanıyor.
Şimdi de gelelim albümün adındaki espriye, yani Gizli Bahçe'ye. Bahçenin gizi Burçin'in kalbinde yer etmiş olması. Burçin'in gizli bahçesinde caz müziği var; her ne kadar o kendisini bir caz piyanisti olarak görmese de. Ama çok iyi bir caz dinleyicisi. İyi dinleyici olmak iyi müzisyenliğin üçte biri. En büyük avantajı da bu. Bir de arkadaş çevresinin neredeyse tamamı caz müzisyenlerinden oluşması. Biraz klasikçi camianın kıskançlık yağıyla kavrulmuş dedikodu cipsini sevmemesinin sonucu. İçindeki sokak çocuğunu hiç terk etmemiş olmasının da rolü büyük kuşkusuz cazseverliğinde.
Oda müziği misali üçlü
İki değerli caz müzisyeni arkadaşı var yanında. Basçı Volkan Hürsever ve davulcu Cengiz Baysal. İyi müzisyen iyi insandan çıkar fikriyle birbirlerine sarılıyorlar çalarken. Eşlikçiden ziyade ortak gibi katılıyorlar albüme. Oda müziği misali buluşuyor üç solist.
"Secret Garden" albümünde sanatı ve dinleyiciliğini şekillendiren iki parçayı yorumluyor Burçin. Biri kendisine verdiği yönlendirici duygulardan dolayı Miles Davis'in "Nardis"i, diğeri çaldırmayı teşvik eden bir eser olarak John Lennon'dan "Yesterday". Bu parçada serbest tonal tınılar üzerinde caz tuşeleriyle geziniyor.
Yorumları ister caz olsun, ister klasik; bir klasikçi olmanın ayrıcalık haklarını kullanıyor. Bestelerinde caza yakın olmakla birlikte özgün bir rota çiziyor. Blues kalıbından yola çıktığı "Have A Nice Party", hiçbir notası değiştirilmeden çalınan Bach; hepsinden kendi olmaya çalışan bir piyanistin otelinden umut ve insanlık dolu sesler halinde yükseliyor.
Punk tarihinin mikro evrimi
Şüphesiz 1970 sonu, 80 başlarının en iyi gotik punk kadını Siouxsie. İç gıcıklayan seksi giysileri, dudak ve gözlerinde odaklanmış makyajıyla, topluluğu The Banshees'in önünde söylediği şarkılar türünün klasikleri arasında. Sessizlik döneminin ardından, "Mantaray" adını verdiği solo albümle sevenlerine gül cemalini yeniden gösterdi Siouxsie.
Albümün kapağı Çin geleneksel yüz makyajından, şarkıların konusu ise paralel fantastik dünyalardan esinlenmiş. Uzun, siyah ve kabartılmış saçlar, koyu ruj, köpek tasmaları gibi sembol bolluğu içinde yüzen Siouxsie, masallardan fırlamış ürpertici dış görüntüsüyle, 50 yaşına rağmen iyi kalkıyor bu genç işinin altından. Zaman dışı, demode bir albüm. Ancak özgün kişiliği ve sesiyle kendini dinletmesini biliyor.
Kulaktan ruha taksim
Sonuna yaklaştığımız 2007 yılı içinde görüp görebileceğimiz en kaliteli işlerden biri "Taksim Trio". Değeri münazaraya hacet bırakmayacak üç muhammin müzisyenin kurduğu sacayağının adı aynı zamanda Taksim Trio.
Kanuncu Aytaç Doğan, klarnetçi Hüsnü Şenlendirici, bağlamacı İsmail Tunçbilek; kederin, vecdin ve dostluğun rakı sofrasına kurulmuş bir ruh haliyle çalgılarına sarılan üç gönül adamı. Toplumlara mal olmuş eserleri, Orhan Gencebay'dan Zülfü Livaneli'ye uzanan besteleri alçakgönüllü meşrep imbiğinden geçirerek seslendiriyorlar; 11 kadehe bölünmüş 62 dakikada bir büyüğü bitiriyorlar.
Umarız bu albüm ve konsepti, Doublemoon plak şirketinin tartışmalı ürün kataloguna bir sünger çeker ve bundan sonraki işler için yol gösterir. Son derece şık bir iş "Taksim Trio".
|
|
|

|