Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 05 Kasım 2007 / Pazartesi  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
"Angara'da Anayasso! Ellerinden öpiy Hasso"

Zap Suyu'na gençlerin yaptığı köprü duruyor olsaydı, bugün belki 40 yıl önceki mevzuları konuşuyor olmazdık. O köprüden geçer, bu dertleri aşardık...


tubakyol@yahoo.com

1968'de dönemin hükümeti Boğaz'a köprü yapmak istiyor. Ortaköy ile Beylerbeyi arasına bir asma köprü. İlk köprü. Şimdiki köprü. Boğaziçi Köprüsü.
Bugün-yarın devrim olacak diye bekleyen dönemin devrimci gençleri Boğaz'a köprü yapılmasına karşı. Köprünün trafik sorununu çözmeyeceğini, İstanbul'un gelişimini olumsuz etkileyeceğini düşünüyorlar.
Bu esnada Hasan Pulur, Milliyet'teki köşesinde Şemsi Belli'nin "Anayaso" adlı şiirini yayımlıyor:
"Gara dağlar gar altında galanda
Ben gülmezem, dil bilmezem
Şavata'dan Hakkari'ye yol bilmezem
Gurban olam, çaresi ne, hooy babooov?"
O yıllar kentli gençlerin Kürt halkının varlığını henüz yeni yeni idrak ettiği yıllar. "Anayaso" şiiri, devrimci gençleri çok etkiliyor; besteleniyor. Tabii "Kürt" denmiyor henüz ama memleketin Doğu'sunda dil bilmeyen, yolu olmayan, mahrumiyet içinde yaşayan insanlar, giderek daha sık gündeme geliyor.
Köprü protestolarında ellerde taşınan pankartlardan birinde şöyle yazıyor mesela:
"Boğaz'da = Sefa
Anadolu'da = Cefa
Eşitlik bu mu?"
1969'da yine Milliyet'te bu defa bir haber yayımlanıyor: "Hakkari'de insanlar Zap Suyu'nu telle geçiyor."
Ve Zap Suyu'na köprü fikri doğuyor.
Boğaz'dan önce, Zap Suyu'na.
İstanbul'dan önce, Hakkari'ye.
Büyük bir kampanya başlatılıyor. Yardımlar toplanıyor. Öğrenciler gidecek, oraya köprü yapacaklar.

"Biz o gençlerden razıydık"
Bahriye Kabadayı'nın belgeseli "Büyük Bir Zap Şairi: Devrimci Gençlik Köprüsü"nde işte o öğrenciler, o yılları anlatıyor. Kendi tabirleriyle "romantikler", "naifler"; Amerikan kovboy filmlerindeki Vahşi Batı'ya gider gibi Doğu'ya doğru yola çıkıyorlar.
İstanbul'dan, Ankara'dan yola çıkan, hayatta eline kazma kürek almamış, bir şantiyede hiç çalışmamış üniversiteli gençler, sıcağa ve sivrisineklere ve çatlayan ellerine rağmen, evet, Zap Suyu'nun üstüne Boğaziçi Köprüsü'nden önce, bir asma köprü inşa ediyor, adını "Devrimci Gençlik Köprüsü" koyuyorlar.
Sonra? Köprü açılıyor. Halk memnun. Nehrin iki yakası arasında artık rahat rahat gidip geliyor, koyunlarını köprüden geçirip otlatmaya götürüyor, suyun öte yanındaki köylerden kız alıp kız veriyorlar... Belgeselde "Biz o gençlerden razıydık" diyorlar.
* * *
İşte bu köprü, böyle köprüler, dünyayı değiştirebilirler.
Ama Devrimci Gençlik Köprüsü, Türkiye'yi değiştiremiyor.
Çünkü bombalanıyor. Yıkılıyor. Kimin tarafından bombalandığı bilinmiyor.
Ve 40 yıl sonra bugün hâlâ, artık adını da koyduğumuz bir Kürt sorunumuz var.
40 yıl sonra bugün hâlâ, "Angara'da Anayasso! / Ellerinden öpiy Hasso" tadında bir Anayasa hazırlanmaya çalışılıyor Ankara'da.
40 yıl sonra bugün hâlâ İstanbul'un trafik sorunu devam ediyor. İlk köprü sorunu çözmedi, ikinci köprü sorunu çözmedi, şimdi üçüncünün yeri tartışılıyor.

"Gavur bile halimize ağlardı"

Altın Portakal'da yarışan Çayan Demirel'in belgeseli "38", 1937-38 yıllarında Dersim'de yaşananları anlatıyor.
Hah, tam da sırası Dersim olaylarının!
Biliyor musunuz, aslında tam da sırası.
Belgeselde "üst üste yığılan ölülerin işte şu evin boyu kadar" olduğunu anlatırken bir tanık, "Halimizi gavur görse ağlardı" diyor.
Bugün "gavur" Türkiye'nin haline gülüyor mu, ağlıyor mu; kim bilir?
Ve belgeselin daha başında Dersim olaylarının tanıklarından Dünya Ana "Rica ederim" diyor, "Halk, halka ağlasın. Kim ağlasın?
Biz de halkız. Biz de kardeşiz."

Keçenin teri yürekten gelir

Bir de "Keçenin Teri"ni anlatmak istiyorum ama... Nasıl? Ertuğrul Karslıoğlu'nun 1989 yılında Urfa'da çektiği keçe yapımıyla ilgili belgeselinde cümle yok. Bu belgeseli anlatmak için filmden sahne tarif etmek, görüntüyü söze çevirmek zorundayım.
Keçe ustaları, hamamda, göğüsleriyle hamur gibi yoğuruyorlar keçeyi. Göğüsleriyle dövüyor, terleriyle pişiriyorlar.
"Keçenin Teri" tam da keçe ustalarının yerini makinelerin almaya başladığı geçiş döneminde çekilmiş. Şimdi Urfa'ya gidip "Keçe nasıl yapılıyormuş, göreceğim" deseniz, böyle el emeği, göğüs teriyle keçe yapımı bulmanız zor. Belgeselini izleyin.

manik depresif köşe

Belgeselciler Altın Portakal'da ödül verilmedi diye kızdılar tabii.
Ben bu iki belgeseli daha izlerken hikayelerini sevdim, bu hikayeleri yazmaya karar verdim. Gösterimlerinin ardından bu iki belgeselin CD'sini bile aldım, yazacağım diye. Şimdi düştüğüm duruma bak. Onlar kızdı diye belgesel yazısı yazmış gibi oldum.
Yazmasa mıydım?
Bir kere aklıma koyunca Büyük Şef bile yolumdan döndüremiyor beni.
Büyük Şef bu hafta yine Antalya yazacağımı duyunca "Manik depresif köşene bir önerim var" dedi, "İyi ki bir Antalya'ya gittim, diye yaz"
Bana kalsa daha iki ay falan Antalya yazarım. Anlatacak bir sürü şey var. Ama görüyorsunuz işte durumu...
Neyse ki şu aralar manik bir kimseyim. Haftaya da Mardin'deyim.
İki ay Mardin yazarım ben şimdi.
Bu gidişle Büyük Şef depresyona girecek...


PAZAR
"Oyunculukta başka hayatları yaşama şansım oluyor"
"İçimdeki hikayeyi daha anlatmadım"
"Bu işe Kevin'le başlarken kâr etmeyeceğimi biliyordum"
Tatilde hayalet avlamaya gidiyoruz
En büyük bitpazarı krizin eşiğinde
Gizli Bahçe Oteli'nin konukları
Çinakop, palamut ve levrek günleri
Nefessiz gemi
"Sonuna kadar görevimi yaptım. Pişman olduğum hiçbir şey yok"
Global tehlikeler söz konusu
İkinci buluşmamız iyi geçmedi
Baltık ülkeleri dert küpü
Kiloyu korumakla ilgili en çok sorulan sorular (2)
"Angara'da Anayasso! Ellerinden öpiy Hasso"
Yayın furyası
Ağız dolduran şaraplar





Ahmet Turhan Altıner
Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Milor
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Yalvaç Ural
Mehmet Yalçın

   
© 2006 Milliyet