Londra’da Özer lokantası
vmilorster@gmail.com
''İçin, için diyor'', Hüseyin Özer Bey, gösterişli konyak şişesini işaret ederek, ''şişe fazla süslü, hayat kadını gibi, ama içindeki iksir nefis''.Bahsettiği Remy Martin XO Cognac. 100 euro falan. Epey dinlendirilmiş meşe fıçılarda. Güzel tabii.
Ambalaj yani şişesi de ona göre. Süslü, püslü. Gösterişli. Hüseyin Bey buna işaret ediyor.
Kendisini tanıyalı daha bir saat olduğu için benzetmesini tam yerli yerine oturtamıyorum. Ama aradan iki gün geçtikten sonra onu sanki 40 yıldır tanıyor izlenimine kapılıyor ve ne demek istediğini anlıyorum.
İnanılmaz dobra dobra bir insan bu. Düşündüğünü söylüyor, söylediğini düşünüyor. Ambalaj, gösteriş, kılıf, şan ve şöhret... Vız gelip tırıs geçiyor. İnsanlar hakkında da, yeme içme konusunda da, kendi fikrini hemencecik oluşturuyor ve lappadak ifade ediyor. Rahmetli anneannem XO Cognac şişesi içine bizim babadan kalma Tekel Kanyak doldurur ve o Avrupa görmüş, saygıdeğer misafirlerine bal gibi yuttururdu. ''Harika konyak bu Fariha Hanım, nerede bizim gariban içki, nerede bu iksir. Fransızlar bu işi biliyor, canım''!
İyi ki Hüseyin Özer ahbabı olmamış, anneannemin.
Pek olma şansı da yoktu hani çünkü Türkiye’deki çocukluğu çok zorlu geçmiş. Çıraklık, mıraklık, önüne gelen her işi yapmış. Hani sıfırdan başlamış, zengin olmuş deriz ya. Hüseyin Bey sıfırdan değil, eksi bir’den başlamış. İnanılmaz içgüdüsü ve iş zekâsı, muazzam bir gayret ve hırs ile birleşmiş, şansı da yaver gitmiş. Bunun sonucu ortaya bugün Londra’da altı lokantası olan, Türkiye’den Türk şaraplarının Londra’da tadımı için gelen dört gazetecinin masrafını göz kırpmadan ödeyecek bir kültür elçimiz çıkmış. Ne güzel.
Güzel olan sadece bu değil. Hüseyin Bey’in çoğumuzda olmayan bir yeteneği var.
Eleştiriye açık. Hem de nasıl açık.
Cömertin ötesi bir insan.
Bizim paramızı çektiği yetmiyor. Öğle yemeğinde Domaine Romanee Conti, La Tache şarabını açıyor. Yılı 1988. İyi yıl Piyasa değeri Amerika’da 1500 dolar civarı.
Nasıl, diye soruyor.
Karşısında, yeme içme konusu söz konusu olunca patavatsız bir tip var.
''Kötü'' diyorum. Hava almış. Bozulmuş. İçilmez.
Kendisi de bir yudum alıyor. Masada sessizlik. Hüseyin Bey, evsahibi olarak son sözü söyleyecek. Yenik düşmüş gladyatörün kaderi hakkında karar verecek. Gerçekten de geniş omuzları, kabarık ve kıvırcık siyah saçları, geniş alnı ve Helenik burnu ile bir Roma imparatorunu andırıyor.
Havaya kalkan başparmak aşağıyı işaret ediyor. ''Kötü''. Başka şarap açalım.
1992 Petrus açıyoruz. O da aşağı yukarı aynı fiyatta. Bu bozuk değil. Yorumu aşağıda.
Hüseyin Bey’le inanılmaz uyuşuyor beyin dalgalarımız. İyi ki de öyle çünkü delici bakışları ile benim ne düşündüğümü anlıyor ve ben daha ağzımı açmadan cevaplıyor. İyi ki iyi şeyler düşünüyorum.
Nasıl düşünmem ki?
Özer lokantası yurt dışındaki sözüm ona ''Türk'' lokantalarından değil. Türk mutfağından esinlenen ama tamamıyla Hüseyin Özer’in ağız tadı ile yoğrulmuş, onun ağız tadı ile şekillenmiş bir lokanta.Doğal tatları, ağır olmayan ama yavan da olmayan tatları seviyor Hüseyin Bey. Nefis bir lahmacun ile pizza arası kıymalı pideleri var. Kullanılan et çok kaliteli. Renk kontrastı olsun diye kiraz domates ve roka ile sunuluyor. ''Domatesleri yeme, birlikte gitmiyor'' diyor, bana. Haklı.
Bilumum, bildik mezeler burada ne kadar hafif. ''Çocuk pipisi'' dediği, cızbız ile İnegöl arası köfte çok lezzetli. Şiş kebap pamuk gibi. Eti seçmeyi ve marine etmeyi iyi biliyor besbelli. Klasik patlıcanlı soğuk mezeler hafif ve baharat kullanımı son derece yerinde. Levrek balığı, yetiştirme de olsa, çok ustaca pişirilmiş yani fazla pişirilip kurutulmamış. Kaymak yerine ricotta peyniri ile doldurulan tel kadayıf ne kadar hafif ve leziz. Ara sıra, başarısız yemekler, örneğin aşırı tuzlu marine somon falan da masaya geldiğinde Hüseyin Bey kendisi mutfağa koşup yanlışlığın nerede olduğunu anlamaya çalışıyor.
Döndüğümde teşekkür etmek için arıyorum kendisini. Adımla hitap ediyor ve ''Lütfen bana Hüseyin de, arkadaşımsın'' diyor. ''Sen de benim arkadaşımsın'' diye cevaplıyorum.
OZER RESTAURANT: 4-5 Langham Place (Oxford Circus’a çok yakın)
Tel: +44 207 323 0505
1992 PETRUS
Üç hafta önce çıkan yazımda, kötü ya da vasat bir yılın Petrus’ünü içmenin pek bir anlamı olmadığını söylemiştim.
Bu iddianın ispatı gibi bu şarap. Buke gelişmemiş. Kompleks değil. Damakta kalan tat vejetal, yani olgunlaşmamış üzümlere özgü sap ve ot tatları. Olgun Petrus’e has egzotik baharat ya da trüf mantarı lezzetleri hak getire. Gene de belli bir dengeyi sağlamış ve mineral derinliği olan bir şarap 1000 dolar değil ama 30 dolara değer. Ben şahsen ertesi gün tattığım Corvus 2004 Blend No 1’i bugün için tercih ederim.
Şarapların piyasa fiyatı için: www. wine-searcher.com fikir veriyor.

